27 Ocak 2020 03:28
Son Güncellenme Tarihi: 28 Ocak 2020 10:06

Narmanlı Han’dan, akıl hastanesinde konsere: Murat Ertel

ZeN'den ve BaBa ZuLa’dan tanıdığımız Murat Ertel, müziğinden Narmanlı Han'a, Bakırköy Akıl Hastanesi konserinden ilk çizgi roman karakteri bestesine kadar pek çok şeyi Anıl Yurdakul'a anlattı.

Fotoğraf: Anıl Yurdakul/Evrensel

Paylaş

Anıl YURDAKUL
İstanbul

“Müzik” der Murat Ertel; “Korkutabilir, gevşetebilir, gerebilir, intihara sürükleyebilir ya da iyi hissettirebilir. Yolculuğa çıkartmayabilir ama sana mutlaka ulaşır”. Bir bağlamda Metin And’ın “oyun”un büyülü bir dünya yarattığı -creation- fikrini doğrular. “Ama” der ve ekler  “Her müziğin büyüsü yoktur. Bazı müziklerden rahatsız oluyorum. Formüllü müzikler, ‘Şu kadar tekrarlı olacak’ diye yapılanlardan. Nakarat kısmını kes kopyala yapıştır, ‘5 kere yapalım’ diyorlar. Sürekli makyajları var. Satış stratejileri için doğalı bozuyorlar” ifadelerini kullanır. Ama Murat Ertel’le asıl buluşma sebebimiz “müzik” ten ziyade restorasyonu tartışmalı olan “Narmanlı Han” hakkındaydı. Seksenlerin ortası ile doksanlı yılların başında “Narmanlı Han” alternatif bir dünya sunmaktaydı. Ve hanın dönemin müdavimlerinden biri ise Murat Ertel’di.

ZeN topluluğundan ve BaBa ZuLa’dan tanıdığımız Murat Ertel ile Beyoğlu Tünel’de buluşuyoruz. Curası, güneşli ve gökkuşağını andıran desenli kıyafeti ve duruşuyla bir ozan, bir şaman silüeti taşıyor. Narmanlı Han’ı soruyorum ilk olarak. Kapanmasından daha beter durumda olduğunu, para peşinde hızlı bir inşaatın, kötü bir yenilenme olacağının göstergesi olduğunu söylüyor. Restorasyonun nasıl yapılmaması gerektiğinin, şehre sorulmamasının, fikir birliğine varılmamasının, mimari kültürün benimsenmemesinin bir abidesi haline gelen Han için “Bir çirkinlik, hoyratlık, tecavüz abidesi olarak duruyor. Kültürel bellek, toplumsal hafıza yok sayılıyor. Korkunç bir şey. Sabaha kadar konuşurum. Orada kediler vardı, akasya ağaçları vardı, mor salkımlar vardı artık hiçbiri yok. Olamaz da. Toprakla olan ilişki, insanla kültürle olan ilişki kesildi” ifadelerini kullandı.

Murat Ertel’in Narmanlı Han’la olan bağlantısı ailesinden geliyor. Babası Mengü Ertel akademide Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi olduğu sıralarda Narmanlı Han’a sıklıkla gelir, Ahmet Hamdi Tampınar’ı görür. Tampınar ise “Huzur” romanını bu handa yazar. Murat Ertel, Tampınar’a yetişemese de Aliye Berger’i babası sayesinde tanır. Adalet Cimcoz’un 1951 yılında açtığı Maya Sanat Galerisi çevresinde pek çok sanatçı bir araya gelir. Sait Faik’ten Ahmet Hamdi’ye Turhan Selçuk’tan Mengü Ertel’e, Yaşar Kemal’den Orhan Kemal’e kadar herkes oradaydı. Benzer şekilde günümüzde sanat yapan pek çok insan Deniz Pınar’ın Narmanlı Han’daki küçücük dükkanında yuvalanır, burada fanzinler dağıtılır, bir takım kitaplar filmler görülür, müzikler dinlenirdi. Bugünkü gibi internet ortamı olmadığı için insanlar bilgilerini aktarmaktaydı. Ertel o günleri şöyle anlatıyor:

“Kemal X vardı mesela. İngiltere maceralarını anlatıyordu. Sex Pistols daha Sex Pistols adını kullanmazken onların konserine gittiğini, kavga çıktığını, oradan nasıl kaçtığını anlatırdı. Bir sürü şey orda aydınlanırdı. Ya da şekillenirdi. Mesela bir gün Kemal X’in elinde bir fotoğraf gördüm. Bu ne dedim. “Bunlar Grup Bunalım” dedi. Esentepe’de çocukluğumu geçirdiğim sokaktaki Ahmet abinin evi. Ahmet abiyi (Ahmet Güvenç) biliyorum. Grup Bunalım’da çaldığını da biliyorum ama o grubun benim üç tekerlekli bisikletli provalarına gittiğim gördüğüm grubun “Grup Bunalım” olduğunu bilmiyordum. Ben orda öğrendim. Bir de çıktı ki meğerse Erkin Korayların Orkay Temizlerin gittiği ve Bülent Ortaçgilin “Suna Abla” diye parçasını yaptığı Suna Abla’nın evi meğerse bizim komşu Suna Abla’ymış. Zaten sevgilisi Ara Güler’di o da babamın arkadaşıydı. Aziz Nesin, Yaşar Kemal de bizim eve gelir… “Alternatif Kültür” her zaman para babaları tarafından önü kesiliyor. Bu topraklarda böyle. Aristokrat eğitimli bir sınıf daha oluşturmadığından hâlâ da böyle. Avrupa’da sanatı besleyen böyle  bir şey var. Bizim sarayımızın bu topraklardaki dinin sanatçıya bakışı sanata bakışı çok farklı. Osmanlı’da saray, Türk Sanat Müziği’ini besliyor belki ama halk müziğine karşı ve sanatçıları öldürüyor. Asıyor. Sürüyor! Şu anda da hükümetler aynı bu politika mirası üzerinden hapse atıyor vs. “Alternatif Kültür”e karşı bu düzen. Avrupa’da demokrasi bilincinin yükseldiği yerlerde böyle değil. Narmanlı Han’da alternatif bilincin, sanatın, sanatçıların yükseldiği ve çeşitli sanat disiplinlerinden gelen insanların birleşebildiği bir ortamdı. Maalesef bitti. Cinayete kurban edildi, öldürüldü.”

FANZİN ÇALIŞMALARI

Murat Ertel’in fanzin çalışmalarını sorduğumda ilk olarak 8-9 yaşlarında “Ormandaki Hışırtılar” isimli dergi çıkarttığından bahsediyor. Altı sayıydı ve tek kopyaydı. Eve gelen misafirlere okutuyor sonra geri alıyormuş tek kopya olduğundan. Ardından “Uzaylılar” isimli bir dergi çıkartır. Yavaş yavaş işleri “Doğan Kardeş” gibi dergilerde çıkar. Fanzin literatüründe çok önemli bir yeri olan, ismini John Waters’ın filminden alan Esat Başak tarafından yayınlanan “Mondo Trasho” için bir takım sayfalar yapar kendi ismiyle ya da sahte isimlerle. Ardından başka sahte isimlerle gizli fanzinler yapar. Bunlar toplumda tabu sayılan konulardır: “Pornografi”, “Askeri” hatta söylemek istemediği kimi konularda da…

BAKIRKÖY AKIL HASTANESİNDE KONSER: ZeN

Murat Ertel, ZeN topluluğu olduğu yıllarda bir gün Bakırköy Akıl Hastanesi’nden bir hemşire arar. Hastalar için organizasyonlar yapmaktadırlar ve ZeN’den  konser vermelerini ama ödeme yapamayacaklarını söyler. Ve ZeN konser öncesi hastaneyi ziyaret etmeye başlar. O ziyaretleri Ertel şöyle anlatıyor:

“Oraya gittik ve insanlarla konuşmaya başladık. Kütüphanesine gittik ordan kitaplar bulduk. Ordaki doktorlarla, hemşirelerle, hastalarla konuşmaya başladık. Neyzen Tevfik’in bir odası varmış orda mesela. O odaya gittik. Fotoğrafçısıyla arkadaş olduk. Fotoğrafçısı İstanbul’un Gelişim Orkestrası’nda keyboard ve gitar çalan bir adammış sonra fotoğrafçı olmuş. Ordan bir takım görsel malzemeler toplamaya başladık. O adam da bize çok ilginç şeyler göstermişti. Osmanlı döneminden beri şöyle bir gelenek varmış: İnsana benzemeyen ölü doğan ya da az yaşayan varlıkların ceninleri ve ölüleri Bakırköy’e gönderilirmiş. Bunun da arşivini yapmış adam. İnanamazsın! Bilim kurgu durumu var. Resimli romanlarda ya da fantastik filmlerde olan şeylerin gerçek olduğunu gördük. Öyle yaratıklar vardı ki acaba plastik mi ya da uzaylı mı diye düşünüyorsun. Cenin olarak duruyor ama büyüdüğünde ne olacağını anlayabiliyorsun. Bunları kullanabilir miyiz dedik “Yok” dedi, yasak olduğunu, gizli çektiğini söyledi. Oraya gidip gelirken “Sus” işareti yapan hemşire resmi var ya baktım çerçeveli salonda duruyor. Ücret olarak bunu istiyoruz dedik. Gece mece konserden sonra yürütün dedim. O şimdi stüdyoda asılı! Konser günü yaklaştı. ZeN’in altın kuralı ve olmazsa olmazı bütün sözler ve müzik doğaçlama çıkacak. Ve çıktık. Sahneyi hasta odalarından aldığımız yatak, döşek, lambalarla dekore ettik ve herkes doktor, hastabakıcı, hemşire kıyafeti giydi. O konseri 16 kanal analog olarak kaydettik. İlk olarak KOD Müzikten sonra ADA Müzikten yayınlandı.”

BİR İSTANBUL BEYEFENDİSİ

Bir çizgi roman karakteri için yapılan ilk bestenin Turhan Selçuk’un “Bir İstanbul Beyefendisi: Abdülcanbaz”  karakteri olduğunu söyleyebiliriz -film müziklerini hariç tutuyorum- BaBa ZuLa parçası olan “Abdülcanbaz” belki de bir ilk. Murat Ertel’e bu parçayı yapmaya nasıl karar verdiklerini sordum:

“Abdülcanbaz benim tarihi öğrendiğim ve hayata bakış açımı oluşturduğum bir çizgi roman. Küçükken onu okudum. Yiğit nasıl olunurmuş, hayatta nasıl durulurmuş, tarih-kültür-insanlık ilişkisi, kahraman nedir hepsini burdan öğrendim. Benim dayım da bir Abdülcanbaz ve hayatının sonuna kadar öyle de kaldı. Nasıl yaşanılması gerektiğini de nasıl ölünülmesi gerektiğini de babamdan ve dayımlardan öğrendim. Çünkü onlar dönmediler. Gerçekleri gördüler onun arkasında kaldılar. Yaşar Kemal olsun, Turhan Selçuk olsun, İlhan Selçuk olsun yollarından dönmediler. Ben de inandığım şeyi yapmaya başladım ve bu yoldan dönmek istemiyorum. Ben sevdiklerimle sanatımla bağlantı kurdum. Eşime bir parça yazdım, çocuklarıma yazdım, babama albüm yaptım, Turhan Selçuk’a “Abdülcanbaz”ı yaptım, İlhan Selçuk’a “Efkarlı Yaprak”ı yaptım.”

Röportajın ardından Murat Ertel’le kapanma kararı alan Lale Plak’ı ziyaret ettik. Narmanlı Han’ın ardından Lale Plak da kültürel belleğimizden silinenler arasına girdi. Sisteme baktığımızda sadece altetnatif olanları değil kendi değerlerini de yok ettiği görülmekte. Amacın ne olduğunu tarih sayfaları yazacak…

Reklam
ÖNCEKİ HABER

NBA’in efsane oyuncusu Kobe Bryant ve kızı Gianna hayatını kaybetti

SONRAKİ HABER

ABD Dışişlerinden İdlib açıklaması: NATO müttefikimiz Türkiye'nin yanındayız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...