17 Aralık 2019 03:25

Tonguç Yaşar'ın ardından

Anıl Yurdakul, yaşamını yitiren çizgi film yönetmeni ve karikatürist Tonguç Yaşar'ı yazdı.

Fotoğraf: Anıl Yurdakul 

Paylaş

Anıl YURDAKUL

1970 yılında Adana Altın Koza Film Festivali’ne uzun metrajda en iyi film Yılmaz Güney’in “Umut” filmi olurken “Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü” isimli animasyon filmi en iyi kısa film ödülünü alır. Aynı film 1973 yılında 30 ülkenin 600 filmle katıldığı uluslararası 9. Annecy Çizgi Film Festivali’nde ön elemeyi geçerek gösterime hak kazanan ilk çizgi filmimiz oldu. “Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü”yü yöneten Tonguç Yaşar 87 yaşında hayatını kaybetti.

2017 yılında 200 karikatüristi çalışma ortamlarda fotoğraflarını çekmek, onlarla röportaj yapmak uğruna ziyaret ettiğim ustalardan biri Tonguç Yaşar’ın Yeşilköy’de bulunan eviydi. Kapıyı açan Tonguç Yaşar, yüzünden eksik etmediği gülümsemesi ile beni içeri davet etti. Salona geçtiğimde Yaşar’ın sevimli kedileri ortalıkta dolaşıyor, evin huzurlu atmosferini sağlıyorlardı. İlk dikkatimi çeken duvarda çerçeve içerisinde asılı duran “Hayvan” dergisinin 04 Nisan 2003 tarihli derginin kapağıydı. Kapakta Tonguç Yaşar ile Cafer Zorlu’nun beraber çekilmiş fotoğrafı, arka planda karikatürleri ve altlarında “Karikatürün Efsane İsimlerinden Tonguç Yaşar ile Cafer Zorlu, 45 Yıl Sonra Hayvan İçin Buluştular” yazmaktaydı. Bir ara sohbetimiz Rıfat Ilgaz’dan açılınca Tonguç Yaşar savaş yıllarından bahsediyor; “Karartma Geceleri” gibiydi diyor tebessüm ederek, “Bütün pencereler mavi kağıtlarla kapanırdı ışık gelmesin diye ve o gecelerde projektörler gökte dolanırdı. Uçak arıyorlardı herhalde. Çok hoşuma giderdi, şenlik gibiydi.”

Tonguç Yaşar’ın çalışma odasına giriyoruz. Pencere kenarında Mickey Mouse desenli nevresim örtülü çekyat. Çekyatın yanında duvara dayalı kütüphanede onlarca klasör, her bir klasör ayrı bir çizgi film dosyasını içeriyor. Işıklı masalarda saniyede 24 kare çizilerek yapılmış özgün ve halen güncelliğini koruyan çizgi filmler. Diğer duvarda Aziz Nesin, Zeki Beyner ve Tonguç Yaşar’ın büyük boy bir fotoğrafı asılı duruyor. Kapının yanında ise ahşap bir ışıklı masa (Eski usül animasyon çalışmaları bu ışıklı masalarda yapılırdı. Masanın altından gelen ışık, masadaki cam levhaya vurur. Levhanın üzerine yerleştirilen kağıda çizim yapılır, üzerine ikinci bir kağıt eklenir alttaki çizimin hareketlenmesi sağlanır. Saniyede 24 kare çizerek film yapılır). Tonguç Yaşar masasının lambasını yakıyor, bir kağıt yerleştiriyor ve çizmeye başlıyor ve çizdiği karikatürü hediye ediyor…

AKBABA MİZAH GAZETESİ

Salona tekrar geri döndüğümüzde yarım kalan sohbetimize geri dönüyoruz. Karikatüre sanat dergilerine çizerek başlayan Tonguç Yaşar bir gün Akbaba dergisine gider. Yusuf Ziya Ortaç’ın karikatürlerini beğenmesi üzerine Akbaba’da karikatürist olarak çalışmaya başlayan Tonguç Yaşar’a 1950 kuşağını ve Akbaba dergisini soruyorum:

“Gayet tabii. Yusuf Ziya (Ortaç) edebiyatçı ya şair ya. Çünkü Orhan Seyfi Orhun ile edebiyat dergisi olarak çıkarıyorlar sonra mizah dergisi oluyor (Refik Halid Karay’ın Aydede’den ayrılmasının ertesinde Ulvi Bey’in Ortaç’a mizah gazetesi teklifi sonrası, imtiyaz sahibinin Orhun olduğu dönemden bahsediyor). Ortaç karikatürü çok iyi tanımlardı, o daha çok halkın anlayacağı ülküdeydi çünkü satış yapacak adam. Sermaye koymuş, onu çıkarması lazım, para kazanması lazım. O daha çok siyasal karikatürü ve magazin karikatürü ve de magazin karikatürü gibi siyasal karikatürlerin çizilmesini isterdi. Mesela bizim kendimize özel çizgi arayışlarımızı pek beğenmezdi ve düzelttirirdi. Fakat biz yavaş yavaş Yusuf Ziya’yı ikna ettik. Daha grafik çizgilerle çizmeye başladık 1960’lardan sonra. O zamana kadar kapak karikatürlerini magazin karikatürleri olarak yapardık. Siyasal karikatürlerin daha estetik çizgilerle yapılmasına göz yumardı. Böylece “çizgiyle mizah” olmaya yani yazısız karikatürler başladı. 1950 kuşağının karikatüre getirdiği en önemli şey “çizgide mizah!” “Sözlü mizah” diye alt yazısız mizah ondan sonra “çizgiyle mizah”ı şu aşamaya getirdik; “Çizgide Mizah.” Cemal Nadirler, Ramizler yazısız karikatür yapmamışlar ki. Ama tabii Avrupa’dan etkileniyorlar. Onun için Yusuf Ziya’yla bu yüzden yavaş yavaş mücadele ettik artistik karikatür budur diye: Çizgiyle Mizah” ondan sonra “Çizgide Mizah!” Bu yüzden karikatürün altına “yazısız” yazmaya gerek yok ama o geçiş dönemi var ya (‘yazılıdan’ ‘yazısız’a) hem Yusuf Ziya’nın hem diğer editörlerin anlaması için altına yazısız yazdık ki halkta anlasın diye. İlla yazı mecburiyeti yok bu karikatürü anlamak için, “yazısız” anlaşıldı ama tabii ki 3-5 yıl sonra! Karikatürün yazısız olabileceğini anlattık.”

BABIALİ’DEN BEYOĞLU’YA-KARİKATÜRDEN ANİMASYONA

Tonguç Yaşar’ın yumuşak tonlu, düşürmediği gülümsemesiyle olan sohbetimiz animasyona geliyor. Reklam filmlerinin başladığı yıllarda karikatürcülere reklamcılardan çizgi film talebi gelir. Türkiye’de ilk çizgi filmlerin reklamlarla başladığını söyleyen Tonguç Yaşar o yıllarda Almanya’da animasyon yapan Yalçın Çetin’i çağırır. Ali Ulvi’yi de yanına alarak üçü birlikte Beyoğlu’ya geçerek bir yer tutarlar. Yalçın Çetin’den bir yandan animasyon öğrenirler bir yandan reklam filmleri yaparlar.

AMENTÜ GEMİSİ

Tonguç Yaşar arkadaşlarının yapmadığını, kendisi için filmler yapmaya başlar. Don Kişot gibi deneme filmlerinin ardından “Amentü Gemisi”ni yapar. Arapçanın kaligrafi olarak bir desen, bir resim olduğunu belirten Tonguç Yaşar “Türk Halk Sanatı ve Suretler” adlı kitabındaki yazı ve resmin hayvan imgelerinden (örneğin leylek yazıyla, deve yazıyla) etkilenir. Sanat Tarihçisi Sezer Tansuğ’la konuşur ve animasyona başlarlar:

“Harcadığımız para kazandığımız paradan çok daha fazlaydı. Ben onu ciddi çektim, yıkattım, baktım tatmin etmedi beni. Çünkü o zaman şimdi ki gibi böyle görerek çekmiyorsun ki. Ancak yıkadıktan sonra görüyorsun ne yaptığını. İstediğim gibi olmamıştı ama eskiz oldu, yeniden çektim.”

Tonguç Yaşar’ın evinden ayrılırken elinden öpüyor başıma koyuyorum. Yolda Tonguç Yaşar’ın biyografisini düşünüyor, hayranlığım artıyordu: Amentü Gemisi 1970 yılında Adana Altın Koza Film Festivali’nde en iyi kısa film olurken 1973’te 30 ülkenin 600 filmle katıldığı uluslararası 9. Annecy Çizgi Film Festivali’nde ön elemeyi geçerek gösterime hak kazanan ilk Türk çizgi filmi oldu. Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan Balina ile Mandalina, Sait Faik’ten Topal Martı başta olmak üzere 16 kısa metraj çizgi film yaptı, sayısız reklam filmi ve film jenerikleri hazırladı…

OĞUZ ARAL EKOLÜ

Yusuf Ziya Ortaç’ın 1966 yılında Akbaba Matbaasında 6 bin tane basılan ve kitaptaki karikatürleri Bülent Şeren’in yapmış olduğu “Bizim Yokuş” kitabında Oğuz Aral’dan “… Bir de yeni genç bulmuştuk, genç de değil, bir çocuk: Oğuz… Şimdiki şöhretli adı ile Oğuz Aral.” Peki Tonguç Yaşar’ın Oğuz Aral hakkında düşünceleri neydi? (Yusuf Ziya Ortaç 1967 yılında hayatını kaybettiğinden Gırgır dergisi döneminin konuşma balonlu mizah ekolünü bilmemektedir):

“En grafik çizen Turhan (Selçuk) sonra Ali Ulvi, Mim Uykusuz var, Eflatun Nuri var sonra ben, Yalçın Çetin ve Suat Yalaz. 50 kuşağı bu. Oğuz hiçbir zaman grafik çizmedi. Walt Disney çizgisi o. Bir bayii ona para verdi Gırgır’ı çıkardı. Karikatürü okuyan kahkaha atıyor. Karikatürde kahkaha atılır mı ya! Karikatürcüye mi gülüyorsun konuya mı belli değil! ‘Çizgide Mizah’ Fıkrayı yaz gülersin çizmene gerek yok ki tekrar. Onun için giderek çizgide mizah kalıcı oldu. Çizginin içinde olacak mizah! Düşüncemiz bu. Akbaba bize onun için ayrı sayfa yaptı. Yoksa gazeteler “Halk anlamıyor kardeşim” diyordu yazı yazdırıyordu. Yazı bitti balonlar başladı. Herkes Oğuz Aral oldu ama artistik olmuyor. Bugün çocukların desen olarak estetiği yok. Çizgi film tiplerini karikatür olarak kullanıyorlar. Her kişinin artistik deseni olmalı, komik değil. Komik desen çizgi filmlerde olur, hareket ettirme kolaylığı var. Karikatürde herkesin deseni olmalı, o desende resimden uzak grafik desen. Grafik desen daha artistiktir. Çizgi filmin deseni karikatürde kullanılınca gazeteye bile yakışmıyor. Resimli  romanın kısaltılması gibi “Çizimli Roman” oldu. Çizerin bir asaleti vardı, desen çok önemli. Resme yaklaşmak lazım, ressam kadar önemli olmak lazım. 3-5 laf yapacağına ressam gibi çalışması lazım.”

EFLATUN NURİ’NİN TONGUÇ YAŞAR İLE OLAN ANISI

Yıl 1962, Tonguç Yaşar’la Zeki Beyner Akbaba dergisinde Eflatun Nuri’nin gelmesiyle beraber balık tutmaya giderler. Yaşar’ın “Barakuda” isimli teknesiyle denize açılırlar. Fakat dikkatsizlik sonucu fazla açılan karikatüristler paniğe katılır, küreklere asılırlar. Aceleciliğin sonucu ise küreklerden birinin kırılması olur. Zeki Beyner iyice paniğe kapılır “Niye beni çağırdınız, benim zaten bu akşam çok işim vardı, Akbaba’nın karikatürlerini yetiştirmem gerekiyordu. Ben şimdi Yusuf Bey’e (Ziya Ortaç) ne diyeceğim?” sorusu üzerine Tonguç Yaşar “Acelen varsa müsait bir yerde seni indirelim” der. İşin şakası yoktu ama işleri makaraydı…

Not: Akbaba döneminin daha iyi anlaşılabilmesi için Yusuf Ziya Ortaç’ın “Bizim Yokuş” kitabının okunması yanı sıra 28 Ekim 1960 yılında Milli Birlik Hükümetinin “besleme basın”la ilgili yayımlanan kararname gibi önemli gelişmeler incelenmelidir. Örneğin bu kararnameye göre “Orhan Seyfi Orhon’a ve Yusuf Ziya Ortaç’a örtülü ödenekten çeşitli tarihlerde toplam 100 bin liraya yakın para verildiği belirtilmektedir. Ayrıca film festivallerinde o yıllarda “film” kategorisinde yarıştıklarını, “animasyon” kategorisinin sonraki yıllarda çıktığını belirtmekte yarar var.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

DİSK, "Asgari ücret 3200 TL olsun" talebini yineledi

SONRAKİ HABER

Elazığ depremine dair sosyal medya paylaşımlarına soruşturma

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa