01 Aralık 2019 05:52

Banu Tuna: Sendika, editoryal bağımsızlık talebini de beraberinde getirir

Hürriyet’teki sendikalaşma sürecini kendisi de “tebligat”la işten çıkarılan Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna ile konuştuk.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Gözde TÜZER
İstanbul

Hürriyet’te çoğunluk sendikalı olmasına rağmen Bakanlık yetki belgesi vermedi. 4 Kasım’da Türkiye Gazetecileri Sendikası (TGS), Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık AŞ’de yeterli çoğunluğu sağladı ve hemen akabinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına başvurdu. Bakanlık ise yetki başvurusunu kabul etmedi. Nedeni de yeterli çoğunluğa ulaşılamamış olmasıydı. Ama gerçek öyle miydi?

TGS 4 Kasım’da başvurmuştu, bakanlık ise 11 Kasım’da yanıt verdi. Ve bu bir hafta içinde Hürriyet’in 100 yeni çalışanı işe aldığını söyledi. Ancak ekim ayında yine aynı Hürriyet 45 çalışanın işine “işletmesel nedenlerle” son vermişti. Üstelik evlerine yolladığı bir “tebligat”la.

Hürriyet’teki süreci kendisi de “tebligat”la Hürriyet’ten çıkarılan Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna’yla konuştuk. Tuna patronlar için sorunlu olanın ‘sendika’ değil, ‘örgütlenme’ ile ‘hak’ olduğunu ve gazetecilerin bu ikisinden uzak kalmasının istendiğini söylüyor. Hürriyet’te işten çıkarılma sürecini ise şöyle anlatıyor: “45 kişiyi “Ne haliniz varsa görün” diyerek ortada bıraktılar. Bu insanların kuruma verdiği hizmet süresini topladığınızda 5 asıra yakın zaman yapıyor. Çöpe atmalarına elbette izin vermeyeceğiz. Bir video hazırladık ve sosyal medyada yayımladık. Ses çıkarmaya devam edeceğiz”

Hürriyet’te çoğunluk sendikalı olmasına rağmen Bakanlık yetki belgesi vermedi. Bu hak gasbını nasıl açıklamak gerekiyor?

Demek ki Hürriyet çalışanı gazetecinin sendikalı olmaması gerekiyor! Neden? Gazetecinin sendikalı olmasında ne sakınca olabilir? Şimdi en klişe haliyle diyeceğim ki “Sendikal örgütlenme haktır”. Bu cümlenin patronlar için sorunlu kelimesi sanırım ‘sendika’ değil, ‘örgütlenme’ ile ‘hak’. Gazetecinin bu ikisinden uzak kalması isteniyor. Bugün Türkiye medyasında (Basın Kanunu'na tabii olan kurumlar arasında) nerede sendika yok? Eski ana akımda, merkez medyada… Hükümet yanlısı yayın yapan yerlerde yani. Sendikalı olmak sadece zam oranlarından, toplu sözleşmeden ibaret değil ki… Medyada sendika olursa, toplum genelindeki etkisi, yankısı çok daha büyük olur.

Hürriyet ekim ayında 45 çalışanının işine “işletmesel” sebeple son vermişti ama aynı dönemde 100 yeni çalışanı işe aldı. En azından açıklama bu şekilde. Bu 100 çalışan kimdir? Var mı bununla ilgili belge?

Anladığımız kadarıyla kağıt üzerinde, rakam olarak varlar. Kim olduklarını, ne iş yaptıklarını, kimlerle çalıştıklarını bilmiyoruz.

Gazeteciler üzerindeki baskı malum ama sendikadan neden bu kadar korkuluyor?

Dediğim gibi sendikalı olmak sadece maddi bir takım haklar elde etmekten ibaret değil. Editoryal bağımsızlık talebini de getirir beraberinde. Ayrıca kendisi sendikalı olan, bunun mücadelesini kendi hayatında veren bir gazeteci, diğer meslek grupları için de hassas hale gelir, duyarlı olur. Sendikal kazanımları öncelik haline getirmiş gazetecilerin sayısı arttığında ortaya çıkacak tabloyu bir düşünün.

"MESLEKTAŞLARIMIZIN UZAK DURMA SEBEBİ 30 YILDA UNUTTURULAN HAFIZADIR"

Doğan Yayın Grubundan, Demirören Yayın Grubuna geçti Hürriyet. Sendikal faaliyetlere baktığımızda Doğan dönemiyle bir fark var mı arada?

1990’ların başında sendikayı medyadan temizleyen Aydın Doğan’dır. Bugün ana akımdaki meslektaşlarımızın sendikadan bu kadar uzak durmasının sebebi son 30 yılda unutturulan hafızadır. Bu bakımdan arada bir fark olduğunu düşünmüyorum. Ancak Aydın Doğan bu süreci çok daha medeni yürütürdü diye tahmin ediyorum. Gazetecilerle çalışmayı severdi.

Ve bugün Hürriyet sendika hakkını kazanırsa, bunun basın tarihindeki önemi ne olur?

Devran döner… 30 yıldır patronların iki dudağı arasında gazetecilerin akıbeti. Evet çoktan battı filan ama ‘Amiral Gemisi’ olarak Hürriyet’in hâlâ temsil ettiği bazı anlamlar var. En basitinden diğer medya kuruluşlarındaki arkadaşlarımıza da bunun mümkün olduğuna dair güven verir. Domino etkisi yaratır. Sabahtan akşama gazetecilerin üzerindeki baskı, sansür kalkar diyecek değilim ama bu yönde bir sürecin başlangıcı olabilir.

"SES ÇIKARMAYA DEVAM EDECEĞİZ"

Siz de Hürriyet’te işten çıkarılanlardansınız. Bir ay geçti aradan. Haklarınız konusunda bir gelişme var mı?

İşten çıkarıldığımıza dair tebligatlar 30 ve 31 Ekim’de elimize ulaştı. Kararın 25 Ekim’de alındığı yazıyordu tebligatlarda. Aradan bir ay geçti ama haklarımızı hâlâ alamadık. Örneğin kimse beni çağırıp “Sizi işten çıkardık, haklarınız şunlar” demedi. Sadece kapıma tebligat bırakıldı. Sonrası derin bir sessizlik. Ara buluculuk sürecini başlattık, masaya da bir teklifle gelmediler. Tüm bunlar hiç olmamış gibi davranıyorlar. 45 kişiyi “Ne haliniz varsa görün” diyerek ortada bıraktılar. Bu insanların kuruma verdiği hizmet süresini topladığınızda 5 asıra yakın zaman yapıyor. Çöpe atmalarına elbette izin vermeyeceğiz. Bir video hazırladık ve sosyal medyada yayımladık. Ses çıkarmaya devam edeceğiz.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Gazeteci ve yazar Özlem Ertan: Müzikle korku her zaman iç içe olmuştur

SONRAKİ HABER

Alışılmışın dışında kadınlar: Uçuyor Bunlar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa