Liman ve depo işçileri 1 Mayıs'ı değerlendirdi
Fotoğraf: Vedat Yalvaç/EVRENSEL

Liman ve depo işçileri 1 Mayıs'ı değerlendirdi

Liman-İş ve TÜMTİS üyesi işçiler, 1 Mayıs öncesi Evrensel'e konuştu: ‘İnsanca yaşam birlik ve mücadeleden geçiyor’

Vedat YALVAÇ
İstanbul

Liman ve depolarda çalışan işçiler, ağır çalışma koşulları, artan iş cinayetleri, düşük ücret ve örgütsüzlüğe karşı talepleriyle 1 Mayıs alanında olacak. Görüştüğümüz Liman-İş ve TÜMTİS üyesi işçiler, insanca yaşamın birlik olmaktan geçtiğini belirterek, “1 Mayıslar işçinin gücünü gösteren bir gün, alana çıkıp gücümüzü gösterelim” çağrısında bulundu.

NASIL GİDECEK BU HAYAT?

İşyerinde çalışma koşulları nedeniyle iş kazalarında yaşanan artışa dikkat çekerek söze giren bir liman işçisi, “İki üç halata takılı konteynırın altında iş yapıyoruz. 60 ton yukardan aşağı iniyor. Şans eseri kurtulan çok arkadaşımız var, tanık olduğumuz... İşin yoğunluğundan dolayı makine ve aletlerin bakımı yeterince bakımı yapılmıyor” dedi. Yoğun çalışmadan kaynaklı bel ve boyun fıtığı gibi sağlık sorunlarının da arttığını belirten işçi, “Bu kadar zor koşullara rağmen işveren kazandığından bize çay kaşığı ile bile vermiyor” diye yakındı. İşsizliğin, hak arayışlarının önünü kesen büyük bir korku olduğuna dikkat çeken işçi, “İşçinin tek derdi sıkıntısı aman işsiz kalmayayım!.. Şu anki durumda değil bir iki ay bir hafta işsiz kal bittin. Borcu olmayan tek bir işçi var mı? Esenyurt’ta kiralar bin lira. Bu adam 1600 lira maaş alıyor, bin lirayı kiraya verdi; 600 lirayla eve mi bakacak, çocuğuna mı bakacak, kendine mi bakacak? Nasıl gidecek bu hayat...” diye konuştu. 

BİRLİK OLUNCA KAZANDIK

Kötü çalışma koşulları ve düşük ücret dayatmasına karşı verdikleri örgütlenme mücadelesini hatırlatan TÜMTİS üyesi bir DHL işçisi, Anayasa’da yer alan en doğal hakları için iki yıl boyunca direnmek durumunda kaldıklarını belirtti. “Daha önce Atatürk havalimanına çalışıyorduk. Depoyu Hadımköy’e taşıdılar. Biz Atatürk havalimanında kışın sıcak bir ortamda, yazın serin ortamda çalışıyorduk. Asgari ücret ile maaşımız arasında çok fark vardı. Hadımköy’de ise kışın dışarısı ne kadar soğuksa içi iki katı daha fazla soğuk oluyor. Önceden herhangi birine seslenildiğinde ‘bey’ diye hitap ediliyordu, şimdi artık bey lafı yok. Maaşlarda da iyileştirmeler yapılmadı. Biz de sendika çatısı altında toplanmaya karar verdik” diye anlatan depo işçisi, sendikalaşma mücadelesiyle birlikte baskıların arttığını söyledi: “Sendikalı olanla olmayan arasında ayrımcılık başladı. Müdürümüz işini gücünü bırakıp kameradan bizi bizzat izliyor. En ufak bir sohbete izin vermiyor. Tuvalete girdikten 5 dakika sonra kapıyı tıklıyor. Sigara içme alanlarına kamera takmışlar; kim kaçta girdi, kaçta çıktı takip ediliyor.”

İki yıl boyunca verdikleri mücadele sonunda sendikalaşmayı başardıklarını ifade eden bir DHL işçisi de sendikalaştıktan sonraki süreci şöyle aktarıyor: “İşten atılan işçilerden biriydim. İki yıl kapıda bekledim. İçeridekiler yanımızda olmasalardı işimizi geri alamazdık. Birlik olmadan hiçbir şekilde başarıya ulaşılamaz. Bunu gördük biz. Sendika yokken müdür istediği işi buyuruyordu, yapmak istemiyorsan kapıyı gösteriyordu. Şimdi öyle yapamıyor. ‘Ben sadece kendi işimi yapmak istiyorum’ deyip itiraz edebiliyorsun. Şu anda sözleşme aşamasındayız. Yine birbirimizi korumak zorundayız, yoksa isteklerimizi alamayız...” 

Aynı depoda çalışan başka bir işçi de işverenin her türlü saldırısına karşı birliklerini koruyarak kazandıklarını belirterek, sendikalı çalışmanın farkını şu sözlerle ifade etti: “Eskisi gibi değil. Sıkıntıların olduğunda onları dile getirebiliyorsun. Ücret konusu da işveren vermek istemese de eskisi gibi değil. İstediği şekilde işten çıkaramayabiliyor. Haklarını savunabiliyorsun. Bir işçi için bundan daha iyi bir şey olamaz yani.”

ÖRGÜTSÜZ İŞYERİNDE İŞÇİDEN YANA DÜZEN OLMAZ

2013 yılında sendikalaşma mücadelesi nedeniyle işten atılan bir başka liman işçisi, bu sürecin kendisine kattıklarını şöyle anlattı: “2012 yılının sonunda sendikalaşma faaliyetleriyle tanıştım. Daha öncesinde neredeyse 10 işyeri değiştirdim, çalışma koşullarının kötülüğü ve ücretlerin düşük olması nedeniyle. İlk defa bir işyerinden hakkımı istediğim için kovuldum. Ama mutluyum, en azından benim için bir tecrübe oldu. En azından hakkı, hukuku, sendikanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmiş oldum. O günden sonra da dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum, anlatmaya da devam edeceğim.” 

Sendikalaşmalarının engellerle karşılaştığını, şu anda ise atıldığı limanın yanındaki limanda çalıştığını belirten işçi, şöyle devam etti: “İşten atıldığım limanda işçi arkadaşlar sürekli yan limanın koşullarının çok iyi olduğundan söz ediyordu. Oysa öyle değilmiş. Örgütsüz bir işyerinde hiçbir zaman işçiden yana düzen olmaz. Düzen, çark işverene göre değişir. İşte bizim o çarkın dişlisini kırmaya niyetimiz var. Onu da nasıl kırabiliriz? Sendikalaşarak, örgütlenerek, birbirimize kenetlenerek...” 

İŞTE O ZAMAN 1 MAYIS GERÇEKTEN BAYRAM OLUR

Görüştüğümüz liman ve depo işçileri, “1 Mayıs işçinin gücünü dosta düşmana gösterdiği bir gün” diyerek, herkesi 1 Mayıs’a katılmaya çağırdı.
Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs mitingine fabrikasından katılımın iyi olduğunu söyleyen kadın depo işçisi, “Özellikle de kadınlar” diye vurguladı. Sendikalaşma mücadelesinin deneyimiyle artık herkesin işçi hakları konusunda daha bilinçli olduğunu, bu nedenle 1 Mayıs’a bu yıl daha fazla katılım olacağını düşünen işçi, “1 Mayıs’ta birliğimizi, gücümüzü gösteriyoruz. Birlik hiçbir şey olmuyor. Sorunlarımız ancak birlikle, mücadeleyle, örgütlenmeyle çözülür” diyor. Aynı işyerinden başka bir kadın işçi de “1 Mayıslar güçlenirse şartlar değişebilir, koşullar düzelebilir” diyerek arkadaşını destekledi. 

Bir liman işçisi de bu sözleri destekledi: “1 Mayıs’ta kol kola girip hem hükümete hem de işverene karşı sesimizi yükseltmemiz lazım. Bu da ancak işçilerin kenetlenmesiyle gerçekleşebilir.” 

Başka bir liman işçisi de “Bizim her günümüz 1 Mayıs olmalı, her günümüz birlik ve dayanışma içinde geçmeli. Yoksa sadece yılın bir günü hiçbir mesaj ulaştıramayız. Ancak gerçek bir birlik sağlarsak 1 Mayıs de gerçekten bayram olur” diye konuştu. 

ADALET BUNUN NERESİNDE?

“Türkiye'de adalet yok” diyen bir depo işçisi, sendikalaşma hakkının kağıt üzerinde kaldığını, örgütlenmenin çok zor olduğunu belirtiyor: “Çalışma Bakanlığından alınan sayılara işveren itiraz ediyor, bu itiraz 2 yıl sürüyor. İnanabiliyor musunuz? Çalışma Bakanlığından alıyorsun muhtarlıktan değil! Adalet bunun neresinde!? Bu süre zarfında işveren işçilerle tek tek görüşerek ‘bu yanlış bir oluşum’ diyerek sendikadan uzaklaştırmaya çalışıyor. Anayasanın bize ‘hak’ dediği şeye o ‘yanlış oluşum’ diyor. Bazı işçileri terfi vererek, ücretlerini düzelterek yanına çekiyor. Yanına çekemediklerine de baskı uyguluyor. Yasal hakkımız ızdıraba dönüşüyor. Adalet bunun neresinde!?”

TÜRKİYE BÜYÜYOR DA KİME BÜYÜYOR?

15 yıldır aynı yerde çalışmasına rağmen çok düşük ücret aldığını belirten bir depo işçisi, “Türkiye ekonomisi büyüyor” söylemine “Büyüyor da kime büyüyor!” diye tepki gösteriyor: “Halk olacak ki, fabrika olacak ki, çalışan olacak ki, işçi kendini ferahlatacak ki büyüme olsun. Maaşlarda hiçbir düzeltme yok. Sormuyorlar ki bu maaş sana yetiyor mu diye! Aylık bin 850 lira alıyorum. İki çocuk var. Ayda bir et yiyebiliyoruz. Dışarı çıkamam, başka harcama yapamam. Aileyi geçindirmek için en az iki katını alacaksın ki bir sosyal faaliyetin de olsun. Emeğimin karşılığını alamıyorum. Bunca yıldır aynı yerde çalışıyorum; eski eleman olmama rağmen umursanmıyorum.” 

SAVAŞ TEDİRGİN EDİYOR

Ortadoğu'da savaş ve çatışma ortamı işçileri tedirgin ediyor. Bir liman işçisi, “Er ya da geç savaş sıkıntısı iyice büyüyecek. Bugün Afrin, yarın başka bir yer... Er ya da geç bize patlayacak ihale” derken, depo çalışanı bir kadın işçi “Avro olmuş 5 lira, dolar aynı şekilde. Gidişat kötüye gidiyor. Savaştan etkilenmemek mümkün mü!” diye konuştu. 

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Nisan 2018 22:11
www.evrensel.net