Prof. Adnan Gümüş: Yeni rejime uygun bir müfredat geliyor

Prof. Adnan Gümüş: Yeni rejime uygun bir müfredat geliyor

MEB tarafından hazırlanan yeni müfredat ne hedefliyor? Değerler eğitimi tüm derslere nasıl yayıldı? Prof. Dr. Adnan Gümüş yanıtladı.

Serpil İLGÜN

Eğitim müfredatının bilimsel, demokratik, çağdaş, laik ilkeler ışığında değiştirilmesi uzun zamanın talebi ve mücadele konusu. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) geçtiğimiz günlerde açıkladığı değişiklik, sayılan ilkeleri karşılamak bir yana, iktidarın siyasi-ideolojik söylemleriyle uyumlu, dini önceleyen, milliyetçi yaklaşımlarla örülü, milli ve yerli bir müfredat olarak değerlendirildi.

Biyoloji derslerinden evrim teorisinin çıkarılması, Atatürk ve cumhuriyetin ilk yıllarına ilişkin bilgilerin azaltılması gibi değişikliklerin tepkiyle karşılandığı yeni müfredatı, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi, aynı zamanda gazetemizin yazarı Prof. Dr. Adnan Gümüş’le konuştuk.

Adnan Gümüş, değerler eğitimi felsefesine dayandırılan yeni müfredatın demokratik, bilimsel, çağdaş, eleştirel olanı tasfiye ettiğini belirtiyor ve ekliyor: “Yeni rejime uygun yeni bir müfredat geliyor. Buradan bir gelecek çıkmaz. Buradan Afganistan’daki, Irak’taki ortalama çıkar.” 

EĞİTİMDE AĞIR BİR TASVİYE SÜRECİDİR

İçeriğine geçmeden önce müfredat değişikliğinin hedefi nedir sorusuna sizin değerlendirmenizi alarak başlayalım. AKP Hükümeti hangi amaç için müfredat değişikliğine gidiyor?

Bu en kritik soru. Müfredat değişikliği için yazılmış önsözde değişikliğe neden gerek duyulduğu şu sözlerle anlatılıyor: Kalkınma planları, Milli Eğitim Şurası vb. çalışmalar ışığında, öğretim programlarının üst düzey bilimsel yeterliliğe sahip, milli, manevi ve kültürel değerlere duyarlı, sorun çözme ve karar verme becerilerini geliştirmelerine imkan sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi! Demek ki önümüzde ne var? Milli Eğitim Şûrası, kalkınma planları, 64 ve 65. Hükümet programları ve OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) raporları. Şimdi bunları yan yana koyalım. Türkiye’de eğitim politikalarının belirlendiği en yüksek resmi şûra Eğitim Şûrası’dır. Mesela 2014’te yapılan 19. Milli Eğitim Şûrası.

O şûra için “bu eğitim şûrası değil, bilim karşıtı, dincileştirme şûrasıdır” demiştik. Oradaki birinci karar tüm alanlarda değerler eğitiminin verilmesiydi. Değerler eğitimi tümden dine bağlayacak şekilde düzenlendi. İkinci ve çok önemli karar, din dersinin artırılması, ilkokul 1. sınıfa kadar indirilmesi. Üçüncü nokta, karma eğitimin kaldırılması, eğitimin cinsi bir şekilde düzenlemesi. Özetle din dersleri hem çok etkili yapılacak, her şey dine bağlanacak, hem de sarmal, yani her bir derse iliştirilecek. İliştirilmeyecek hiçbir konu kalmayacak. Bilim dersleri de dahil. Kalkınma planlarında da buna yönelik şeyler söylüyorlar, yani hepsi iç içe geçmiş bulunuyor. OECD raporlarına da atıf yapılıyor ama o zaten tamamlandı. Ve biz onun yıllardır mücadelesini veriyoruz. 

Hatırlamak için, OECD eğitimin nasıl olmasını istiyor?

OECD’nin söylediği girişimci olacak, rekabetçi olacak, iktisadi olarak dünya piyasalarına açık olacak. Yani kapitalizmin temel ilkeleriyle çelişmeyecek, emek pazarına açık hale gelecek. Bilgisayar, yabancı dil becerileri de gelişmiş olacak. OECD’nin genel beklentisi bu. Bütün OECD raporlarında, üye olduğumuz AB, Kopenhag vs. her birinde bunlar sayılıyor. Türkiye’de bu konuda sanki İslam başka bir yerde, Hıristiyanlık veya Yahudilik başka yerdeymiş gibi anlaşılıyor ama Batıdaki karşılığı bunun Hristiyan kapitalizmdir, yani dincileştirilmiş kapitalizmdir. Bizdeki de İslamcı kapitalizmdir. Müfredatın dokusu da bunun üzerine bindiriliyor. 

Dolayısıyla AKP’nin ideolojik hedefleriyle örtüşen bir değişiklikten söz ediyoruz. Örnekler üzerinden gidersek, bu değişiklikleri en çok hangi derslerde görüyoruz? 

Her bir derste görüyoruz. Değerler eğitimi başlığı, her bir dersin müfredatı için geçiyor. İlköğretimde genellikle değerler eğitimi, lisede ise değerler diye yer almış. Yani her birinde aynı başlık var.

Kamuoyunda evrim teorisinin müfredattan çıkarılması ve Atatürkçülük derslerinin azaltılması konuları öne çıktı ama değişiklik örneğin müzik dersine nasıl yansımış?

Sanat, tiyatro, müzik, resim veya jimnastik dersleri yok sayılmaya devam ediliyor tabii ama mesela müzik dersi öğretim programına bakalım. “Milli ve manevi kültürü dikkate alarak ele alınır” deniyor. Girişi bu. Tamam burayı anladık. Devamla, “müzikle kültür tarih ve estetik arasında bağ kurma, müziği milli ve manevi değerlerle ilişkilendirebilme” denmekte. Yani çocuk müzik eğitiminde öyle şeyler alacak ki, bunu dinle ilişkilendirecek, kültürle ilişkilendirecek, tasavvufla ilişkilendirecek, tarikatla ilişkilendirecek. Ve diyelim çok sesli müzik, kadınlı erkekli seslendirme uygun değilse bunu “milli ve manevi değerlerimize uygun değildir” deyip dışta bırakacak. Yani değerler eğitiminden neyi anlıyor, kültür aktarımını. Biz yüzde 99’u Müslüman bir toplum olduğumuza göre İslami değerleri aktarmak durumundayız! Devam ediyor; “programlarda yer alan, milli, manevi, ahlaki, ve evrensel değerler öğrencilere hissettirilerek örtük bir şekilde kazandırılmaya çalışılmalıdır.” Dikkat edin “örtük bir şekilde kazandırılmaya çalışılmalıdır!” Biz buna eğitim bilimlerinde “örtük programlandırma” diyoruz ama kendi ağızlarıyla söylüyorlar. Değişikliği gerekçelendirirken, ilişkilendirirken, meşrulaştırırken hep özgürlüklerden, kişisel gelişimden, eleştirel düşünceden söz ediliyor ama müfredatın tamamı normatif yapılandırılıyor, tamamı milli adı altında dini yapılandırılıyor. Her noktasında ikiyüzlülük ikiyüzlülük ve tutarsızlık var. Dinci tutarlılık içinde bilimle tümden tutarsızlık. Orada çünkü bir tutarlılık var.

Açarsak...

Açalım. Değerler eğitimi başlığı tüm başlıklarda yer alıyor dedik. Örneğin ortaöğretim Türk kültür ve medeniyet tarihi derslerinin değerler başlığı “Türk kültür ve medeniyet tarihi dersi üretim programı sadece bilişsel ve psikomotor becerilerin değil, duyuşsal becerilerin edindirilmesi de hedeflenmektedir. Duyuşsal beceriler, davranışsal boyutların yanı sıra, değer ve inanışlarla da ilişkilidir” diyor ve devam ediyor; “bu nedenle değerlerin aktarılması sadece sınıf ortamıyla sınırlandırılmamalıdır. Okul yönetiminin koordinasyonunda değerlere ilişkin çeşitli etkinlikler, (afiş, poster vs.) okul-aile işbirliği vs. devam etmelidir.”  Gelelim yöntemin ne olacağı sorusuna. Çünkü buradaki en önemli şey yöntem ve burada daha da büyük itiraflar var. Diyor ki, “değerler eğitiminde birçok yaklaşımın yanında en çok kullanılan dört temel yaklaşımdan birincisi şudur; değerlerin öğretimi ve arzu edilen davranışlar telkin yoluyla öğretilir!” Demek ki değerleri neyle öğretecekmişiz, telkin yoluyla. Yöntemi buymuş!

Meşrulaştırmanın bir ayağında da müfredatın sadeleştirilip basitleştirileceği savunusu var. Peki sadeleştirme ve basitleştirme nasıl yapılıyor?

Sadeleştirme basitleştirmeden kasıt, müfredattan çıkartıp yok sayma. Bilimsel, eleştirel, kuşkucu tüm yaklaşımların sadeleştirilip, basitleştirme adı altında programlardan tümden elenmesi.

Evrim teorisinin çıkarılması örneğinde olduğu gibi mi?

Evet. Bilimsel olan ne varsa yok sayılıp, “sadeleştirip, basitleştirdik” denerek müfredatlardan çıkartılıyor veya azaltılıyor. Temel bilimsel, eleştiriler yaklaşımlar, yani çocuğun esas becerisini, kuşkuculuğunu, yaratıcılığını besleyecek hususlar müfredattan çıkartılıyor veya azaltılıyor, bunu sadeleştirme adı altında sunuyor. Diğer taraftan matematikte, kimyada eleştirilen bir iki konuda düzenleme yapıyor. İkiyüzlülük dediğim noktalardan biri de o. Yani ideolojik olarak, dini olarak dokunmayan birkaç noktada bir sadeleştirme yapıyor ama diğer tüm noktaları bu ad altında müfredattan çıkartıyor. Öbür taraftan ne kadar dini, milli, normatif, kültürel şey varsa artırarak sokuşturuyor. 

Bununla birlikte normatif olmayacak da deniyor…

Atatürk ilkelerine gelince “normatif olmayacak” deniyor. Orada bazı normatif ölçüler var, evet. Ama bu başka bir tartışmanın konusu... Ya da diyelim ki Darwin’e gönderme yapmıyor, Freud’a gönderme yapmıyor, Marks’a gönderme yapmıyor. Çok önemli günümüz değerlerine sağlıklı göndermeler yapmıyor, mesela İbn-i Rüşd’e bile gönderme yapmıyor. Kendi normuyla çelişen, yani İslamı birebir beslemeyen, demokratik, çağdaş, laik, bilimsel, modern, pozitivist, eleştirel bir takım figürler veya modellik eden konuları ortadan kaldırıyor. Dolayısıyla getirdikleri müfredatın her tarafı ikiyüzlü, her tarafı dinci, her tarafı normatif ve özcü. 

FELSEFE DERSİNE DİNCİ BİR TUTUM VE DEĞER KAZANDIRILACAK

Bu noktada öne çıkan derslerden biri de felsefe. İçeriğinin boşaltılması, saatlerin azaltılması gibi eleştiriler felsefe grubu dersleri için zaten söz konusuydu ama müfredat değişikliğinde felsefe dersi nasıl ele alınmış?

Değerlerin burada da altı kalın çiziliyor. Diyor ki, “toplumu bir arada tutan değerlerin farkına varmaları, benimsemeleri ve bunları toplumla etkileşimlerinde tutum ve davranışa dönüştürmeleri önemlidir.”  Nerede söylüyor bunu, felsefe dersinde. Devam ediyor, “öğretim materyallerinde  kazanımlarla ilişkilendirme yapılarak, örnek şahsiyetlerin hayat hikayelerinden ve deneyimlerinden alıntılara, toplumsal yaşam içinde değerlerin yansımasını barındıran, güncel olaylara ilişkin haberlere yer verilerek, öğrencilerin değerlere ilişkilere farkındalık oluşturmaları sağlanmalıdır!” Yani aklın, analitik düşüncenin, eleştirel düşüncenin en temel sorularının sorulduğu, sorulmayacak hiçbir sorunun kalmayacağı bir alan olan felsefe dersine İslamcı, dinci bir tutum ve değer kazandırılacak. 

DİNCİ OLACAKSIN VE BUNU HER YERDE YANSITACAKSIN!

Bakanlık, müfredat değişikliği ile bilgiden çok analiz yeteneklerinin geliştirileceğini savunuyor. Çizdiğiniz tabloda analiz yeteneğinin geliştirilmesi nasıl mümkün olacak? 

Bu da işte kamuoyuna sunulan gerekçelerden biri. Israrla ne söylüyor? Eleştirel olacak, kuşkucu olacak, çağın gereklerini esas alacak vs. Ama kültürel dışa vurum diye bir madde var. Kültürel dışa vurumdan kasıt ne? Her yerde İslam’ı, Müslümanlığı ve Türklüğü temsil edecek. Peki sık sık atıf yapılan evrensellikle bağ nerede? 

Müfredat değişikliği değerler eğitimi felsefesine dayandırılacak, bir kere bu kesin amaç. Her bir müfredat bunun üzerine bindirilecek. Kamuoyuna açıklarken “sadeleştireceğiz” diyor, “bilimsel, eleştirel, kuşkucu düşünecek” diyor ama aynı zamanda ne diyor? “Milli manevi değerleri esas alarak” diyor. Nasıl alacak? Telkinlerle. Milli, manevi şahsiyetler, dini şahsiyetlerin hayat hikayeleriyle. Bu felsefe dersinde de değişmiyor. “Bu değerlerin, tutum ve davranış haline getirilmesi sağlanacak” deniyor. Yani, tamamiyle dindar olacaksın. Dindar olma dışında şansın yok. O dindarlığı biraz daha güçlü okursak, dinci olacaksın. Ve bunu her yerde yansıtacak, taşıyacaksın diyor. 

BU EĞİTİM SİSTEMİYLE AFGANİSTAN’DAKİ, IRAK’TAKİ, SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ ORTALAMA ÇIKAR

Bakanlık, ‘İki yıldır hazırlıklarını yaptığımız müfredatı tartışmaya açtık, isteyen herkes siteye girip görüşünü sunabilir. Görüşler değerlendirilerek son şekli verilecek’ diyor ama verilen süre çok sınırlı ve bu da eleştirildi. Ek olarak, görüş ve önerilerin dikkate alınacağı konusunda da kuşkular büyük. Ne dersiniz?

Müfredattan bahsediyoruz. Diyelim flüt dersi ekleyeceğiz mi, eklemeyeceğiz mi? Geleneksel görsel sanatlar ekleyeceğiz mi, eklemeyeceğiz mi? Bunun için yıllarca konuşup tartışmamız lazım. Herhangi bir alan ve kazanımı (hedef-amaç) için yıllara ihtiyacımız var. Sonra bunun proje uygulamalarına ihtiyacımız var. Hepsinin çok ayrıntılı olarak ince düşünmek, pek çok bilimsel pedagojik eleştiriyi dikkate almak zorundayız. O kadar önemli şeylerdir ki bunlar, geleceği, bir nesli, bir toplumu şekillendiriyorsunuz.

“Değişiklikleri 13 Ocak’ta askıya çıkardım. 20 Ocak’a kadar (ki süre cuma günü doldu) tüm öğretmenler görüşünü belirtmek zorunda” diyorsun. Ne yapacak öğretmen, zaten korkup çekiniyor, “iyi olmuş, hoş olmuş” diyecek. Diyelim ki karşı görüşler bildirildi. Bu kez de “görüşünü iyi gerekçelendirmemişsin” diyecek. Peki bir haftada bu görüşü nasıl gerekçelendireceğim? Diğer taraftan, kamuoyu için, yani diyelim bir eğitim sendikası, bir eğitim fakültesi, bir parti, bir milletvekili, bir vatandaşa da 10 Şubat’a kadar süre tanınmış görüş bildirmek için. Bunların hepsi boş laf. Hiçbirinin karşılığı yok.

Bir de diyor, “bu değişiklikler pek çok ön hazırlıkla yapıldı.” Peki kimle yaptın bu ön hazırlıkları? AKP parti teşkilatı ve Eğitim Bir-Sen dışında eğitim camiasında kimle yapıldı? Her tarafı kandırmaca. Buradan bir gelecek maalesef çıkmaz. Hani dünyayla rekabet, girişimcilik vs. diyorlar ya, bu eğitim sistemiyle dünyayla rekabet edecek İslami bir kuşak da çıkmaz.

Ne çıkar?

Buradan Afganistan’daki, Irak’taki, Suudi Arabistan’daki ortalama çıkar. 2005’te köklü müfredat değişikliği yaptın, 2012’de tamamiyle dinci bir reform yaptın, din derslerini her tarafa sokuşturdun, Osmanlıca vs. yenilerini ekledin, şimdi yine değiştiriyorsun. Niye? Çünkü eğitim dökülüyor. Bunu bakanlık söylüyor. İkincisi, KHK’larla en darbe karşıtı, en demokrat, en özgürlükçü arkadaşlarımız açığa alınıyor veya ihraç ediliyorlar. Sonra da demokratik, bilimsel, özgürlükçü eğitimden bahsediliyor. Bunların hepsi ikiyüzlülük. Tüm toplumu yeniden dizayn ediyor ve kendi dizaynına uygun olmayan, daha demokratik, bilimsel, çağdaş, eleştirel olanı tasfiye ediyor. Bu bir ağır tasfiye sürecidir. Tasfiye edilen bilimdir, özgürlüktür, demokrasidir; çocukların yaratıcılığıdır, sanattır, felsefedir. Yerine de telkin koyuluyor, milli adı altında dincilik koyuluyor. Ve rejim de padişahlık olarak belirleniyor. Yeni rejime uygun yeni bir müfredat geliyor.


ACELE EDİLİYOR ÇÜNKÜ SOSYAL BİLGİLERDE OKUTACAĞINIZ KONU DEĞİŞİYOR

Müfredat değişikliğinin yeni anayasa yapımı sürecine benzerliği dikkat çekici. Müfredat değiştiriliyor ancak farklı görüşlere açılmıyor, eğitimciler, uzmanlar sürece dahil edilmiyor… 

Evet, aynısı. Anayasal değişikliklerle, müfredat değişiklikleri birbirine çok uygun. Değerler eğitiminde örtük program ve telkin dedikleri ne varsa anayasada da aynı. Bir şeyi telkin ediyor, örtük olarak programlıyor ve gelip topluma dayatıyor. İçeriğine gelince; adı güçlendirilmiş başkanlık ama bunun örtük adı padişahlığa geçiştir. Başka bir siyasal karşılığı monarşi türü bir yönetime geçiştir. Bilim eğitim, kültür dediğiniz nesillerin, kuşakların, toplumların yetişmesidir. Demokratik bir sistemin eğitim, bilim, kültür modeliyle, padişahlığın eğitim, bilim, kültür modelinin aynı olması beklenemez. Onun için milli eğitimde yapılan bütün değişiklikler padişahlığa geçişe ilişkin bir düzenlemedir. 

Müfredatın aceleyle hazırlanmasına dikkat çektiniz. Bu aceleciliğin anayasa sürecinin hızlandırılmasıyla ilişkisi üzerine ne söylersiniz? 

Anayasada çok önemli, köklü değişiklikler yapılıyor. Yürütmede çok önemli değişiklikler söz konusu. Yani, anayasamız değişti, peki bu müfredat ne olacak? Çünkü ilkokul hayat bilgisinde, sosyal bilgilerde okutacağınız konu değişiyor. Hepsi bir bütünün parçası.

EĞİTİM DİNCİ OLSUN AMA SINAVDA DA BAŞARILI OLSUN!

Hızlandırma konusunda, Erdoğan’ın telkinlerini hatırlatmakta da yarar var. Zira son aylarda hemen her platformda Erdoğan “AKP olarak eğitim, kültür konularında mesafe katedemedik” diyor ve buna hızla müdahale edileceğini söylüyordu…

Burada paradoksal, çelişkili bir durum var. Biri samimi ama örtük yine. Çünkü biraz önce de söyledik, dökülüyorlar. Yani durumu biliyorlar. Bunun için PISA’ya (uluslararası öğrenci değerlendirme programı) gerek yok, TEOG ortalamaları, LYS, YGS ortalamaları ortada. Bundan kendileri sorumlu, ne kadar sağa sola top atarsan at. Hem dinci olsun ama sıkışınca da sınavda da başarılı olsun! Nasıl olacak? Yani “başarısız olduk” derken hem bir yandan “hala yeterince ideolojimizi aşılayamadık” diyor, hem de “ideolojiyi aşıladık ama dökülüyoruz, ne yapacağız” diyor. 

Bir şey daha ekleyeyim; müfredat yapmak aynı zamanda kademelendirmedir. Kademelendirmeye göre müfredat bütünlüğü olur. Yani ilkokul süren ne kadar, ortaokul süren ne kadar, okul öncesi ne kadar…? Çocuk 5 yaşında başlayacaksa başka, 6 yaşında başlayacaksa başka bir müfredatla başlaması gerekir. Çünkü yaş ve gelişim koşulları değişir. Onun için bir kere 4+4+4 gibi 2012’deki köklü değişiklikler hiçbir eğitim ilkesiyle bağdaşmıyor. Türkiye’nin çok acilen kademelendirmeyi değiştirmesi lazım. Çukurova Eğitim Fakültesi öğretim üyeleri olarak 2012’de de önermiştik, bunun 6 yaştan başlaması, ilkokulun altı yıl olması, ortaokul ve lisenin üçer yıl olması vs.. Ama bunların çok konuşulması lazım. 

İkincisi, okul türü sorununu çözmeden de müfredat sorununu çözemezsiniz. Okul türleri de çok büyük sorun ve bilimsel pedagojik ilkeler, 18 yaşa kadar olan eğitimin mümkün olduğu kadar genel eğitim içinde çeşitlendirilmesini esas alır. Erken yaşlarda okul türlerine ayrılmayı çok uygun bulmaz. Ders, beceri, yetenek çeşitlendirilmesi liseye doğru çeşitlenebilir ama yine de çok fazla meslek lisesi ayırımı yapılması, hele hele imam hatip gibi bir din okulu olması hangi bilimsel ölçütlerle açıklanabilir? Bize dünyadan, çağdaş ülkelerden ortaokul çağında devlete bağlı din okullarının hangi modellerde olduğunu açıklasınlar. 

33 DİN DERSİNE KARŞILIK BİR SEÇMELİ SOSYOLOJİ DERSİ!

MEB evrim teorisinin müfredattan çıkarılması ve Atatürk dersinin azaltılması eleştirilerine katılmıyor. Müsteşar Yusuf Tekin, Atatürk konusunda şu gerekçeyi sundu: “Birinci sınıfta demokrasinin, milletin ne olduğunu bilmeyen çocuğa, “Atatürk´ün vatan sevgisi” demek, çok ezberci ve suistimale açık bir konudur. Birinci sınıftaki çocuk Atatürk ile ilgili neyi öğrenebilir? Peki 15 Temmuz’un 1.sınıflarda hatta okul öncesinde işlenmesi nasıl söz konusu olabiliyor?

Evet, bakanlık böyle diyor ama peygamberle ilgili, Kuran’la ilgili, cennet, cehennem gibi en soyut değerlerle ilgili konulara girilmiyor. 
Mesele biyoloji, evrim, Atatürkçülükle ilgili sınırlı değil. Bakan açıklıyor diyor ki, “beşinci sınıfların hazırlık olmasına ve okul öncesinin zorunlu olmasına yönelik çalışma devam ediyor.” Peki, beşinci sınıf hazırlık olacaksa bütün bu müfredatlar değişmeyecek mi?

Değişecek. O zaman niye müfredat değişikliğini bugün gündeme getiriyorsun? İkincisi, “ders sayılarına henüz karar vermedik” diyor. Komedi bu. Dersin sayısı belli değilse içeriği nasıl olacak? Çünkü okul öncesinden lise sonuna kadar bu süreklilik halindedir. Bu kadar canbazlığın olduğu bir müfredat olur mu?

Ders sayıları tepkileri arttırmamak için açıklanmıyor olabilir mi?

Hayır, hepsi kasıtlı. Dincilikle uyuşmayan bütün öğeleri yok sayıp, kendi ideolojilerine uygun hale getiriyorlar ve bunda çok aceleciler. Sayı tutmuş tutmamış, bu ilkeye uymuş, buna uymamış, böyle bir dertleri yok. Çünkü eğitimle ilgili bir dertleri yok. Bütün maksatları aceleyle dinci ne varsa müfredatlara yerleştirmek. 

İlk 8 yıllık temel eğitimde 5 zorunlu, 12 de seçmeli toplam 17 din dersi var. Lisede de 4 zorunlu, 12 seçmeli tam 16 din dersi var. Yani 1. sınıftan 12. sınıfa kadar zorunlu eğitim boyunca tam 33 adet din dersi var. Peki 33 adet din dersine karşılık kaç biyoloji, kaç fizik kimya dersi var? Benim gruptan söyleyeyim, bir zorunlu felsefe dersi var, bir psikoloji, bir mantık, bir sosyoloji de seçmeli var. Yani psikoloji gibi bir ders bile sadece 11. sınıfta ve seçmeli. Sosyoloji gibi bir ders hiçbir lisede zorunlu değil ve 11. sınıfta seçmeli. Mantık gibi bir ders 11. sınıfta seçmeli. Dikkat edin, zorunlu felsefe dersi de 11. sınıfta. Yani 33 din dersi, bir seçmeli sosyoloji dersi; 33 din dersi bir seçmeli psikoloji dersi; 33 din dersi, bir zorunlu felsefe dersi! 

Son Düzenlenme Tarihi: 23 Ocak 2017 13:43
www.evrensel.net

1 yorum yapılmış

  1. sonererdir 8 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

    İnanmak eşitık savaşın olmadığı sınırların ve sınıfların olmadığı bir dunyaya

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.