21 Şubat 2014 06:00

Kayseri’nin ağası Boydaklar

Arabayla üzerinde ‘Boydak Ormanı” yazan tepenin yanından geçerek Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’ne giderken “Köyün en zengini, ağası nasıl anlaşılır bilir misin?” diye soruyor yanımızdaki metal işçisi. Ve Boydakların, ormanın bulunduğu tepenin en üstündeki evini göstererek kendi yanıtlıyor sorusunu: “O köydeki en yüksek ev kiminse o köyün ağası da odur.”

Paylaş

DOSYA: KAYSERİ'NİN İŞÇİ YÜZÜ

Hazırlayanlar: Muzaffer Özkurt/Ümit Kartal

Arabayla üzerinde ‘Boydak Ormanı” yazan tepenin yanından geçerek Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’ne giderken “Köyün en zengini, ağası nasıl anlaşılır bilir misin?” diye soruyor yanımızdaki metal işçisi. Ve Boydakların, ormanın bulunduğu tepenin en üstündeki evini göstererek kendi yanıtlıyor sorusunu: “O köydeki en yüksek ev kiminse o köyün ağası da odur.”

Sırtını Boydakların çıktığı Hacılar İlçesi’ne dayayan bu tepenin ayaklarının dibinde Kayseri Organize Sanayi Bölgesi (KOSB) uzanıyor. 60 bin işçinin çalıştığı KOSB’de Boydaklara bağlı fabrikalarda çalışan işçi sayısı 12 bin civarında. Kayseri’de ilk 500’e giren 15-16, ikinci 500’e giren 20-21 firma var. Bunların büyük kısmı Boydakların. KOSB’deki fabrikaların bir bölümü de Boydaklara fason üretim yapıyor ya da Boydaklardan mal alıyor. KOSB, işçilerin tanımıyla, “Boydaklara bağlı entegre fabrika gibi.”

KOSB’nin yanı sıra 2-3 bin kişinin çalıştığı Mimar Sinan OSB, Hacılar OSB, 3-4 bin işçinin çalıştığı Serbest Bölge ve buraların dışında kurulu bazı büyük fabrikalar bulunuyor.

DEFİNE AVCILARI

Kayseri sanayisi asıl olarak mobilya, metal ve tekstil üzerine kurulu. Büyük mobilya üreticileri örneğin kendi kanepe yayını, metal profilini ve metal iskeletini, koltuk ayaklarının plastik kısımlarını da üretir durumda. Mobilya sektörünün dışında Kumtel, Simfer gibi elektrikli ev aletleri, ankastre mutfak alanında üretim yapan, HES Kablo gibi büyümesiyle dünya çapında ses getiren, kumaş ve iplik sektöründe üretim yapan Orta Anadolu gibi büyük fabrikalara da ev sahipliği yapıyor Kayseri.

İşçiler çalışma koşullarından, ücretlere kadar her şeyi Boydakların belirlediğini söylüyor. Bu nedenle eski ve yeni arasındaki karşılaştırmayı onunla yapıyorlar: “Boydakların babası ölmeden önce her şey iyiydi. Ölünce kötüleşmeye başladı.” İyiden kötüye giden bu süreç aynı zamanda orta ölçekli bir firmanın, uluslararası bir firma haline gelmesinin öyküsü. Bu büyüme efsaneleri de beraberinde getirmiş: “Boydaklar arabasının altına altın dedektörü yerleştirmiş. Beş metre sağa, beş metre sola arama yaparmış bu dedektör. Dedektör öttü mü hemen kazarlarmış. Böyle böyle Ermenilerden kalan altınlarla zengin olmuşlar.”

Böylesi bir zenginleşmeyi kimsenin aklı almadığından Kayseri nüfusunun büyük kısmı inanıyor bu hikayeye. Bu hikayenin, inanmayan bir işçi tarafından izahı ise şöyle: “İşçilerin hakkına girdiler, semirdikçe semirdiler.”

YEMLİYORLAR İŞÇİYİ

Kayseri’deki sömürü hikayelerini dinliyoruz. Örneğin Çelik-İş Sendikasının örgütlü olduğu Kumtel fabrikasında geçen yıl 1400 soba üretiliyormuş. Teknolojik yenilenme olmaksızın bu rakam 2000’e çıkmış. İşçi sayısı ise bant başına 35’ten 30’a indirilmiş. Eğer verilen hesap tutmazsa toplantılar düzenlenip “Neden böyle oluyor?” diye soruluyormuş.
Kimi yerde ise “etütlü çalışma” denilen performans sistemi uygulanıyor. Buna göre işçinin başına biri dikiliyor ve birim zamanda yaptığı üretim hesaplanıyor. Ve vardiya sonuna kadar bu hızda ve tempoda üreteceği varsayılarak hedef üretimi belirleniyor.

Boydaklara bağlı mobilya üretimi yapan Merkez Çelik işletmesinde bu iki yöntem de kullanılıyor. Tüm uyarılara rağmen istenen sayıyı tutturamayanlar kendini kapı önünde buluyor.
İşçilerin deyimiyle “daha sinsi yöntemler” de izleniyor. Bir işçi baza-yatak üreten bir fabrikadan örnek veriyor: “Bir vardiyada 30 baza üretiliyordu, bu sayı prim usulüyle önce 50’ye çıkarıldı. Herkes 50 üretince 70 istediler bu kez. Rekor kırana küçük altın verdiler. Millet deli gibi üretmeye başladı altın alacağım diye. Bir yıl geçti. Artık işçiler prim almaksızın vardiyada 130 baza üretiyor.”

Kumtel’de ise sendikayı kullanıyorlar. 1200-1300 kişinin çalıştığı fabrikada sendika üyesi işçi sayısı en fazla 500. Geri kalanlar farklı firmaların işçileri olarak görünüyor. Kalifiye olanlardan seçilen ve daha yüksek ücret alan sendikalı işçilerle sendikasızlar aynı bantta çalışıyor. “İyi çalışan sendikalı oluyor” anlayışı hakim olduğu için, işçiler sendikalı olabilmek için daha bir gayretle üretim yapıyor.

Konuştuğumuz işçiler, patronların bu yöntemlerini şöyle tanımlıyor: “Nasıl tavuğa yem atarsın, tavuklar yemin atıldığı yere gelir… İşte öyle yemliyorlar işçiyi.”
Yarın: Kayseri’ye sendika gelmiş ama hep patronlar getirmiş


TUVALETE İZİNLE GİDİYORLAR

Büyük fabrikalarda her şey denetim altında. Bu fabrikalarda çoğunlukla sendika var ve ücretler diğer fabrikalara göre 200–300 lira daha yüksek. Ama “çalışma koşulları çok sıkı.” Tuvalete bile izinle gidiliyor. Çoğu fabrikada kart uygulaması var. Kimi yerde erkek işçilere mesai bitimine ya da molaya 1 saat kala tuvalete gitme yasağı getiriliyor. Tuvalete gitmesine izin verilmeyen birinin pet şişeye işemek zorunda kaldığını anlatıyor bir işçi: “O sinirle gitti pet şişeyi ustabaşının önüne attı. Tabii hemen işten atıldı.”


SEN KALK BEN OTURAYIM ORAYA

Ağır çalışma koşulları nedeniyle meslek hastalıkları ve iş kazaları eksik olmuyor. Bel fıtığı ve boyun fıtığı çok yaygın.

İş kazalarına “Ölen öldü kalan sağlar bizim” anlayışıyla yaklaşan patronlar, bu tür olaylarda başları belaya girmesin diye daha çok anlaşmalı özel hastaneleri kullanıyorlar. Konuştuğumuz bir işçi şahit olduğu iş kazasını ve sonrasını şöyle anlattı: “Patron adamı kendi özel hastanesine götürdü. Adamın koluna 18 dikiş atılmış. Doktor ona 1 gün istirahat verdi. Ben de dedim ki deli misin sen! Devlet hastanesine git. O da gitti, iş kazası tespiti yaptırdı. Parçalı halde tam 21 gün izin aldı.” Patronların bu tutumuna ve devlet kurumlarının buna göz yummasına işçilerin tepkisi büyük. “Adam kaza geçiriyor. Doktora gidiyor. Üzerinde iş elbisesi var ama ‘Damda kuş uçururken düştüm’ diyor. Doktor da ‘tamam’ diyor. Bizim mahallede çocuk birinci katın damında bisiklete binerken düştü. Kaza bu, olur. Ciddi yaralanma da olmadı. Ama polis dört sefer geldi. Fabrikada oldu mu kuş uçurmuyordu! Polis molis yok ortada. Böyle şey olur mu ya!”

Meslek hastalıklarına ilişkin hastanede yaşananlar da işçileri öfkelendiriyor. Bel ağrısı nedeniyle doktora giden bir işçinin yaşadıkları şöyle: “Doktor bana uzaktan baktı. Yan dön, ileri uzan, şöyle yap, böyle yap… Sende bel fıtığı var. Ee var. Ne yapacağım? Ayakta durmayacaksın. Ama ben hep ayakta durarak çalışmak zorundayım. İş değiştir o zaman. Nasıl değiştireyim bu yaşa kadar bir işte çalışmışım, ustalaşmışım, iş değiştirebilir miyim? Bana işi bırak diyorsun çoluk çocuk nasıl geçinecek, ne yiyecek? Beni ilgilendirmez. E ilgilendirmezse kalk o zaman senin yerine ben oturayım. Bağırış çağırış derken sonunda hastaneden atıldım.” Bel fıtığından ameliyat olan başka bir işçi de benzer şeyler yaşadığını anlatıyor öfkeyle: “Bu işi yapma diyorlar da ne yapacağım. Çoluk çocuk ne yiyecek?”

SİGARA YASAK AMA...

Başka bir işçi çalıştığı bölümdeki dumanlı havaya dikkat çekiyor: “Havalandırma istiyoruz vermiyorlar. Ortam o kadar dumanlı ki insanın ciğerleri yanıyor. Sigarayı yasaklayan Hükümet bir kez olsun gelip de görmedi, çözmedi bu sorunu.”


DÜKKAN AÇMAK ÇARE DEĞİL

Fabrikanın sisteminden bıkan her işçinin önce yaptığı iş değiştirmek. İş değiştirdikçe “Her yer aynıymış” demeye başlayan işçiler bu kez, tazminat ya da köyden toplu parayla dükkân açmanın hesabını yapıyor. Özellikle vasıfsız işçiler için hedef bakkal dükkanı. Köye kurulacak dükkanın yanı sıra biraz tarla biraz hayvancılıkla daha iyi durumda olacağını düşünüyorlar. Böyle düşünüp dükkan açan işçilerin macerasının tamamına yakını hüsranla sona ermiş. Sonunda fabrikaya geri dönmüşler.

Dükkan açıp daha fazla dayanabilenler, ellerinde bir zanaat olanlar. Elektrikçilik yapan bir işçiyle görüşüyoruz. Beş yıl fabrikada çalışmış. Şimdi içinde bulunduğu durumu şöyle ifade ediyor: “Hiç durmadan çalışıyorum 7 yıldır. Geldiğim yer batma noktası.”

 “Büyük balık küçük balığı yutar” acı gerçeğinin farkında: “Şirketler giderek senin yaptığın işlere el koyuyor. Ben büyüğüm daha ucuza yaparım diyor. İcabında işçilikten kazanmıyor ama malzemeyi satıyor. Benim bileğimden başka kazanacağım yok ki. İşçi çalıştırsan onun parasını ödeyemiyorsun. Kira ödüyorsun bir de stopajını ödüyorsun. Bağ Kur yatırıyorsun. Nereye kadar? Bu işte geleceğim yok. Sonunda işçiliğe geri döneceğiz. Hiç değil sigortan yatar. Hafta sonu ek iş yaparsın. Dışarıda umut yok.”


KAYSERİ’DE İŞÇİ KADIN OLMAK

Sendikal mücadelede kadın, kadın hakları için mücadele... Kayseri için zor görünen hatta görünmeyen şeyler. Ancak son dönemde işçi hareketi içinde de, kadın hakları mücadelesi içinde de kadınlar daha fazla boy gösterir olmuş. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde 2 bin civarı kadın işçi çalışıyor. Rakamdan çok artış hızı dikkat çekici. Kadın istihdamı son 6 ay içinde yüzde 10 artmış. İşçiler, “Metal işinde hiç yoktu, artık orada bile kadın işçi çalıştırılıyor” diyor.

Kayseri genelinde “kadın çalışmaz” görüşü hâkim olsa da geçim derdi bu tabuyu parçalamaya başlamış. Halen işyerlerinde çalışan kadınlara “iyi gözle” bakmayanlar çoğunlukta olmasına rağmen, son yıllarda “Orada çalışan senin eşin kızın da olabilir, hatta olacak çünkü hayat şartları ağırlaşıyor” diyen erkeklerin sayısında ciddi bir artış olduğu söyleniyor.
Bu olumlu bir gelişme ancak işçi olarak çalışmak zorunda kalan kadınlara bir dokun bin ah işit! Fabrikada üç kuruş paraya çalıştırılan kadınlar, ev işlerinde bir kez daha ezildiklerini, çocuklarını sevmeye bile vakit bulamadıklarını anlatıyor.

Ustaların, çalışmak zorunda olduğu bilinen ve “muhtaç” gözüyle bakılan kadınlara cinsel istismarda bulunması az rastlanır değil. Ev aletleri üretimi yapan bir işletmede ustabaşının istediğini yapmayan kadınlara taciz hatta fiziksel şiddet uygulandığı dillerden düşmüyor örneğin. Ama bu olaya karşı o işletmede çalışan kadınların başını çektiği bir iş bırakma eylemi gerçekleşmemiş.

ÖNCEKİ HABER

Diyarbakır\'dan 20 hükümlü zorla sürgün edildi, 4 yaralı

SONRAKİ HABER

23 yaşındaki asansör teknisyeni akıma kapılarak öldü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa