3 kez

3 kez 'Allahuekber' deyip tecavüz ediyorlar

YILLARDIR süren bir varolma mücadelesinin karşımızda duran en somut haliydi Rojava...Mahalle meclislerini kuran, kadın kotasını koyduran, savaşın ortasında savunma gücünün kendisi olan kadınlar. Renklerini kattılar bu devrime... Savaşın ortasından çıkardılar bu rengi üstelik. Emperyalist ülkeler ve çeteci güçlerin el k

Duygu Ayber / Gülşah İmrek


BERFİN HEZİL: KATLİAMIN BEDELİ KADINLARIN BEDENİ

Silahlı çeteler, karşılaştıkları bir kadını kendilerine “helal” ediyorlar, 3 kere “Allahuekber” diyorlar ve artık o kadın onun olmuş oluyor. Hiç kimse onlara karşı çıkamıyor, çünkü korku var. Otobüs ile seyahat eden kadınların başı açık ya da hristiyan olması tecavüze uğraması için bir neden olabiliyor.

Son yaşanan gelişmeleri kısaca aktarabilir misiniz? Savaş ve çatışmalar aralıksız bir şekilde, Cizîr, Kobanî, Heleb ve Efrîn bölgelerinde devam ediyor. Çeteler askeri açıdan büyük kayıplar verdikleri için, vahşi bir şekilde sivil halka saldırıyorlar. Bildiğiniz gibi, 22 Temmuz’da Heleb bölgesinde Til Eran ve Til Hasil köylerinde Kürt halkına saldırdılar ve sonucunda 70’e yakın kişi katledildi, 400 insan kaçırıldı ve saldırılardan kaçan binlerce kişi de göç etti. Kaçırılanlardan ise şimdiye kadar herhangi bir haber alınamadı. Son olarak çeteler Til Eran ve Til Hasil civarındaki köylere saldırdılar ve bu köyler hâlâ çeteler tarafından çevrilmiş durumda. Köylere giriş çıkışlar yasaklandı. Aynı zamanda ellerinde yurtseverlerin isimleri var ve onları tutukluyorlar. Bu silahlı çeteler içinde hain Kürt gruplar da yer alıyor: Ketiba Selhadin, Azadî, Ketiba Edil, Komale Kurdî el İsalamî  vs. Tutuklamalar ve kaçırmalar bu hain gruplar tarafından gerçekleştiriliyor. Onların verdiği isimler ile yurtseverler katlediliyor. Öte yandan Tirbespiyê, Girhok, Til Elo, Serekaniyê, Tilabyed, Kobanî ve Efrîn’de savaş ve çatışmalar devam ediyor.

TECAVÜZ, TACİZ, KAÇIRMA, ÖLÜM

Kaçırılanların büyük bir çoğunluğunun kadın ve çocuklardan oluştuğu bilgisi geliyor. Yaşanan gelişmeleri yakından takip eden bir gazeteci olarak neler söyleyebilirsiniz? İki yıldır Suriye’de halkların baharı başlamıştır ve aynı zamanda 1 yıldır Kürt halkı devrim içinde devrim inşa etmiştir. Bu devrim, kadınların öncülüğünde başlamıştır. Belki Kürt devriminin diğerlerinden farkı da budur. Rojava devrimi kadın rengi ile rengini, diğer devrimlerden ayırmıştır. Kadınların söz sahibi olduğu ve yönetimde yer aldığı yerlerde huzur, güven ve adalet hakim. Sürdürülen bu savaşta en çok kadın ve çocuklar zorluklarla karşılaşıyorlar. Bu silahlı çeteler, her nereye giderlerse karşılaştıkları bir kadını kendilerine “helal” ediyorlar, 3 kere “Allahuekber” diyorlar ve artık o kadın onun olmuş oluyor. Hiç kimse onlara karşı çıkamıyor, çünkü korku var. Yolcular otobüs ile seyahat ederlerken, eğer başı açık veya Hıristiyan ise ya laf atıyorlar ya da kaçırıyorlar. Ve tecavüz ettikten sonra öldürüyorlar. Yüzlerce kadın şehir ve köylerde tecavüze maruz kalmış ve öldürülmüş, fakat kimse onlardan bahsetmiyor. Sadece Kürt kadınları onlara karşı çıkarak savaşıyor. Bir gazeteci olarak, şimdiye kadar böyle dile getirilebilecek başka bir katliam görmedim. Bu yapılanların kesinlikle insanlıkla hiçbir ilgisi yok.

‘KADININ DÜŞTÜĞÜ YERDE TOPLUM ÖLÜR’

Rojava’daki katliamdan kaçıp Türkiye’ye sığınan ve insanlık dışı koşullardan en fazla etkilenen yine kadınlar...   Eğitim, lojistik, cephane yani silah, ilaç ve sınırdan geçirilmeleri konularında bu çeteleri en çok destekleyen ülke Türkiye’dir. Bana göre amacı, Kürt halkının Rojava’da statü sahibi olmasını engellemek. Bu gerçekleşmesin diye de çeteleri Rojava’ya geçiriyor ki halk göç etsin. Bu siyasetlerinin işe yaramadığını görünce, kendi ülkelerindeki göçmenlere el attılar. Tabii bu proje sadece Türk Devleti’nin değil. Maalesef Kürdistan Bölgesel Yönetimi de aynı şeyi yapıyor. Kadının düştüğü yerde, toplum ölmüş demektir. Rojava devriminin başarısı ve zaferini lekelemeye çalışıyorlar ve bunu da kadınları düşürerek yapmaya çalışıyorlar. Tüm bunlar Kürt halkı üzerinde yürütülen çok kirli bir planlı ve oyundur.

Tüm bu anlatımlarınız ışığında, Türkiye’deki kadınlara ne söylemek istersiniz? “İnsanız ve vicdan sahibiyiz” diyen tüm kurum ve kişileri, bu katliama “artık yeter” demeye çağırıyorum. Türkiye’deki kadın örgütleri, kadına karşı yürütülen bu katliamın önünde canlı birer kalkan olmalıdır. Bugün silahlı çeteler burada katliam yapıyorlar ve yarın da başka yerde yapacaklar. Bunun iyi bilinmesi gerekiyor. Bunlar insan değil. Çocuk, kadın vs. fark gözetmeden canlı canlı kesip, bedenlerini ateşe atıyorlar. Türkiye halkı iyi bilmelidir ki, kendi hükümetleri, bu silahlı çete grupları beslemiş ve Rojava Kürdistan’ına sızdırmıştır. Türkiye halkı bu katliama karşı sessiz kalmamalıdır. 


CEYLAN BAĞRIYANIK: ROJAVA'NIN BARIŞI TÜRKİYE'NİN BARIŞIDIR

Selefi imamların “Kürtlerin malları ve kadınları helaldir” fetvasının ardından saldırıların arttığı, sokaklarda mahkemelerin kurulduğu ve kadınların yargılandığı gelen bilgiler arasında. Bu zihniyetin olduğu bir ortamda siyaset yürüten Kürt bir kadın olarak bu sözleri, nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünyanın gözü önünde yaşanan bu katliam, karşısında devletli güçlerin bu kadar sessiz kalması, kahredici ve mücadele gerekçemizdir bir bakıma. Bu olanlar açık bir biçimde göstermektedir ki “Cihat” sloganlarıyla Rojava’da geliştirilen saldırılara sessiz kalan devletler ve Türkiye hükümeti, sessizliğiyle bu vahşetin ortağıdır. Orada kullanılan ağır silahlar, deniz yolu ile bu güçlerin eline geçemeyeceğine göre kim tarafından temin edilmektedir? Bu çeteler çoğunlukla Suriyeli olmadığına göre nereden Suriye’ye girmektedir? Bu erkek egemen zihniyetin politikaları ve kültürüdür. Bu zihniyetin türevi yakın geçmişte Siirt’te YİBO’larda yaşanan tecavüz olaylarında “Dağa gitmesinler de fuhuş yapsınlar” söylemi ile ortaya çıkmış, bugün de Rojava’da  “Cihad” adı altında kepazeliğini ve vahşetini sürdürmektedir.

Peki tüm bu yaşananlar Türkiye’de yaşayan diğer kadınları neden ilgilendirmeli? Rojava, kadın öncülüğünde gelişen bu devrimi canı pahasına sahipleniyor. Rojava’daki gelişmeler duygusal olarak Kürt’üyle, Arap’ıyla, Süryani’siyle herkesi kilitlemiştir. Nasıl insani olarak duygusal anlarımızda dostlarımızı yanımızda arıyorsak, Kürt halkı için de bu böyledir. Kürtler Rojava’ya yönelik insani yardım kampanyaları sürdürüyor, ancak sınırların kapalı olması nedeniyle ihtiyaçlar karşılanamıyor. Bir yandan böyle bir vahşet ve dram yaşanırken diğer yandan sessizlik olması yeni kırılmalar yaratıyor. Bu katliam karşısında durmak insanım diyen herkesin görevidir. Rojava ile birlikte de kendi barışımızı geliştirebiliriz. Bu anlamda Rojava’ya yaklaşım Kürt sorununa yaklaşımdır.

Yani nasıl bir tutum alınması gerektiğini düşünüyorsunuz? Kürt kadınları bulundukları her yerde örgütlü mücadeleleriyle devlet güçlerinin politikalarını deşifre ediyor. Görmezden gelmek, bunların yaşanmadığını iddia etmek, körelmiş vicdanların tatmininden başka bir şey değildir. Orada bir katliam var; su kuyularına, tahıl ambarlarına saldırılıyor…Kısa bir süre önce Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) öncülüğünde Amed’de gerçekleştirilen 1. Ortadoğu Kadın Konferansının ana gündemlerinden biri “Rojava” ve “Ortadoğu’da Kadına Karşı Geliştirilen Kırım Politikaları” ydı. Deneyim paylaşımlarında Tunus’ta, Mısır’da, Yemen ve Bahreyn’de Lübnan’da yaşadıklarımızın ne kadar aynı olduğunu gördük. Emperyalistlerin Ortadoğu’yu yeniden dizayn girişimi karşısında durmak gibi bir görevimiz var. Ortadoğu’da halkların ve kadınların özgürlüğü Rojava’dan geçiyor. Bu açıdan, biz DÖKH’lü kadınlar ve Ortadoğu Kadın Koordinasyonu olarak da Rojava devriminin ve kadınlarının yanındayız. DÖKH olarak, insani yardımlardan tutalım, yaşanılan saldırılara karşı aktif mücadele etmeye kadar gerekeni yapmaya çalışıyoruz. Ortadoğulu kadınlarla birçok açıklama yapıldı ve elçiliklere fakslar gönderildi. Kürt ve Türk kadınları olarak da bu sürecin ilerleyişinde kendimizi bir taraf olarak görüyoruz. Bunun için hem dünya çapında hem de Ortadoğu ve Türkiye’de diplomatik çalışmalar yürütüyoruz.


Yıldız İMREK

Rojava Kürtleri, iç savaş ortamında hem kendileri hem de demokratik deneyim açısından özgün bir tavır geliştirdiler. İç savaşın yarattığı otorite boşluğunu Kürt kurumsallaşmasını oluşturmak için değerlendirdiler. Demokratik Toplum Hareketi, Batı Kürdistan Halk Meclisi, Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi gibi oluşumların ardından Kürt kurumlarının birliğini sağlamak üzere Kürt Yüksek Konseyi kuruldu. 2012 Temmuzu’nda kitlesel gösterilere başlayan Kürtler, yaşadıkları bölgelerde yönetim organlarına el koyarak kamu kurumlarının görevini yerine getirebilecek oluşumlar geliştirdi. Kürt Yüksek Konseyi bünyesinde Diplomasi, asayiş ve sosyal hizmet komiteleri kuruldu. Doğrudan-yerel demokrasi ve gönüllülük temelinde toplumsal hayat yeniden örgütlendi. Hizmet komiteleri belediye işlerini yaparken, asayiş birlikleri güvenliği sağlamakta, gönüllü eğitimciler okullarda Kürtçe eğitim hizmeti sunmakta, mülteci komisyonları sığınmacıların gıda ve ilaç gibi ihtiyaçlarını karşılamakta, toplumsal barış ve adalet komisyonları mahkeme işlevini yürütmeye başladı. Bu gönüllü komiteler/ komisyonlar; bir yandan önceki devlet kurumlarını demokratik dönüşüme uğratarak, bir yandan yeni demokratik kurumsallaşmalar yaratarak demokratik özerklik sistemini kurmaya yöneldi. Bugün için öz yönetim kurumlarına kentlerde yaşayan Arap, Süryani, Keldani, Êzidî, Ermeni vb. halklar da katılmakta. Katliamlarla anılan Suriye iç savaşının ortasında yeşeren bu demokratik devrim; kadınların rolü ve devrim sonrasında kadınların kazanımları açısından da büyük önem taşıyor. Devrimden önce kadınlar Yekitiya Star adıyla örgütlenmeler oluşturup, devrime aktif biçimde katıldılar. Devrimden sonra Kadın Meclisleri ve Kadın Evlerinin kurulduğunu, kadınların karar aşamalarında yer aldığını görüyoruz. Demokratik öz yönetimin kurumları olan Halk Meclislerinde kadınlar temsil gücü kazandı ve bütün yönetimlerde eşbaşkanlık sistemi uygulanmaya başlandı. Kürt Dil Kurumu bünyesinde Kürt Kadın Öğretmenler Birliği kuruldu. Birçok kentte Kadın Eğitim ve Bilim merkezleri ile kamusal alana hazırlanması; Kadın Akademisi ile de kadın özgürlükçü ideolojik-felsefi görüş açısı güçlendirilmek isteniyor. Kadın Asayiş Birimi ve Kadın Savunma Gücü (YPJ) olarak da örgütlenen kadınlar, bir yandan halkın ve kadınların özgürlüğü için öz savunma güçleri olarak savaşırken, öte yandan özellikle erkek şiddetinin söz konusu olduğu alanlarda Kadın Asayiş Birimi olarak harekete geçiyor ve Kadınlar Evi gibi diğer kurumsallaşmalar ile ortak hareket ediyor. Ortadoğu’da en örgütlü kadın gücünün Kürt kadını olduğunu ve Rojava’da yüz binlerce kadının kendisini örgütlemiş durumda olduğunu kaydeden PYD Eş Başkanı Asya Abdullah, “Bundan dolayı da Rojava devriminin rengi, kadın rengidir” diyerek durumu özetliyor.  Selefi grupların herhangi bir bölgedeki egemenliği ve saldırıları, bütün kadınlar için, kadın özgürlüğü için bir tehdittir. El Kaide egemenliği ve etkisinin yaşandığı Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan ve benzeri yerlerde kadınlara kamusal alan yasaklanmış ve erkeğin kadınlara karşı her türlü cezalandırıcı eylemi hak kabul edilmiştir. ABD, AB, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, İsrail gibi ülkelerin desteklediği ÖSO içindeki selefi militanların mezhepçi hedeflerle  Suriye’de kadınlara, Hırıstiyan ve Nusayrilere karşı katliamlar yürüttüğü bilinmektedir. AKP Hükümetinin bu çetelere desteği ve iç politikadaki kadın karşıtı politikaları kadınlar arasında tepkiyle karşılanıyor. İşte bu koşullarda; iki aydır Serekaniye bölgesine el Nusra Cephesi tarafından ciddi bir saldırı başlatıldı. Kadınlar ve çocukların katledildiği, özellikle Tel Halil bölgesinde köylere yapılan saldırılarda camilerden “Kürtlerin malı ve kadınları helaldir” anonslarının yapıldığı bu saldırılar; kadınlara karşı özel savaş olarak değerlendirilebilir. Kadın dayanışması ve kadın özgürlüğünün savunulması anlamında, Rojavalı kadınlarla dayanışma önemlidir. Bu anlamda, HDK Kadın Meclisinin, Rojava demokratik devrimiyle dayanışma yaklaşımı içinde ve Rojava devrimindeki kadın kazanımlarını sahiplenmek amacıyla bayramın son gününde Galatasaray’da bir açıklama yapması, kadınların tepkisi ve dayanışmasının bir başlangıç görünümüdür. El Nusra destekçisi tüm hükümetler, bir an önce bu çetelere desteğini kesmediği takdirde kadınlara karşı işlenen bu suçların sorumluluğunu da taşıyacaklardır.  (*) HDK Kadın Koordinasyonu Üyesi     

www.evrensel.net