12 Mayıs 2019 04:19

Avrupa’da sosyal vaatler ve sosyal gerçekler

Avrupa'nın gündeminde bu hafta yaklaşan AP seçimleri, İran'ın nükleer kararı ve İngiltere’de yapılan yerel seçimlerin yankıları vardı.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Avrupa Parlamentosu seçimlerine 3 hafta kalmış olmasına rağmen toplum içinde yarattığı ilgi çok sınırlı. Farklı ülkelerde yarışan adaylar programlarını açıklamaya başladı. Her AP seçiminde olduğu gibi bu yıl da sol ve ilerici güçler Avrupa düzeyinde bir asgari ücretin yürürlüğe sokulmasını savunuyor. Fransa’dan çevirdiğimiz yazı, AB içerisindeki durumu inceledikten sonra Fransa’daki siyasi hareketlerin bu konudaki tavırlarına ışık tutuluyor.

ALMANYA’DA İRAN TARTIŞILDI

İran’ın nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerinin bir kısmını askıya alma kararı Alman gazetelerinde öne çıkan gündemlerden birisi oldu. Yorumlar genelde bu çatışmada ABD’nin sorumluluğuna dikkat çekiyor. Almanya ve AB’nin çekingen tavırları ise eleştiri konusu.

İNGİLTERE SEÇİMLERİMDE İKİ PARTİ KAYBETTİ

İngiltere’de yapılan yerel seçimlerde iki ana siyasi parti kayıp verdi; Muhafazakar Parti 1330 belediye meclis üyesi koltuğunu kaybederken, İşçi Partisi 84 koltuk kaybetti. Buna karşın Brexit karşıtı Liberal Demokratlar ve Yeşil Parti ile bağımsız adaylar büyük kazanım sağladı. Genellikle iki ana partinin Brexit konusundaki beceriksizliği ve isteksizliğinin seçmen tarafından cezalandırıldığı yorumu öne çıkarken, kamu kesintileri ve etkileri göz ardı ediliyor.


"AVRUPA ASGARİ ÜCRETİ" HAYALİ YİNE MERKEZDE

Manuel JARDINAUD
Mediapart

Tüm sol ve çevreci listeler, Avrupa Birliği’nde bir asgari ücretin oluşmasını savunuyorlar. (Macroncu) LREM de bir asgari ücreti savunuyor fakat çok daha düşük bir miktarda. Seçimlere üç hafta kala her listenin programı açıklanıyor (…) Sosyal içerikli temalar tartışmaların merkezinde, bunların göbeğinde ise Avrupa asgari ücretinin oluşturulması var, zira AB içinde sosyal bir politikaya saygı göstermenin köşe taşını bunun oluşturduğu belirtiliyor. Oysa ki kimi ülkelere bir asgari ücret dayatmak ya da ülkelerin asgari ücretini önerilen miktara yükseltmek şimdilik imkansız.

Fiili olarak AB, bir ülkeyi zorlamada hukuksal yetkiye sahip değil. 1957 Roma Anlaşmasından bu yana sosyal haklar, şirketlerin ekonomik haklarına göre her zaman ikincil sırada sayıldı. Avrupa’da bugün ülkelerin çoğunluğunda bir asgari ücret yürürlükte. Fakat İtalya, Avusturya, İsveç, Finlandiya ya da Kıbrıs’ta durum öyle değil. Bu ülkelerde, branşa göre asgari ücret yürürlükte, bu ise toplusözleşmelerin olmadığı işçilerin dışlanması anlamına geliyor. Ülkeler arası önemli farklılıklar söz konusu, Eurostat’ın 2019’ın ilk çeyrek verilerine göre bu fark Bulgaristan’da ki 286 avro ile Lüksemburg’daki 2 bin 70 avro arasında değişiyor.

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Sosyalist Partisine (SP) kadar, Yeşiller (EELV), Fransız Komünist Partisi (FKP) başta olmak üzere tüm sol ve çevreci muhalif listeler AB’nin asgari ücretini arttırma vaadi veriyorlar, fakat bunu nasıl yapacaklarına dair bir öneri yok.

Bir Avrupa asgari ücreti oluşturma fikri yeni değil, hatta Avrupa’da varılan uzlaşmalar arasında yer alıyor. Eylül 2016’da Parlamento “sosyal damping” ile ilgili bir karar bile aldı. Metin “Ulusal bir asgari ücret biçiminde taban sosyal hakların belirlenmesini” öneriyor. Bunu “Her üye ülkenin pratiğine saygı ve sosyal partnerlerle müzakere içinde yapma ve hedefin mümkün olduğunca uç farklılıkları daraltma, genel tüketim talebini ve ekonomik canlanmayı destekleme ile üst düzeyde sosyal birleşmeyi sağlama amacıyla, asgari ücreti ulusal düzeyde ortalama ücretin yüzde 60’ına ulaştırmak” olduğunu belirtiyor.  Verilen miktar böylelikle tüm sol önerilerin asgari temeli oldu.

Fransız sağcıları içerisinde ise durum o kadar parlak değil. Ulusal Birlik (Marine Le Pen’in eski Ulusal Cephe partisi) açıktan böyle bir öneriye karşı çıkıyor: “Sosyal aynı düzeye çıkmaya hayır” diyen belgeye göre “Böylesi bir aynılaştırma ücretlerin çökmesine yol açar”. (Merkez sağcı) François-Xavier Bellamy’nin Cumhuriyetçileri ise, (aşırı sağcı) Nicolas Dupont-Aignan’un Fransa Ayağa Kalk Hareketi gibi bu konuda hiçbir şey söylemiyor. Oysa ki en teknokrat ya da en muhafazakar kesim olarak bilinenler bile giderek böylesi bir asgari ücretin oluşmasının anlamlı olacağı konusunda ikna oldular; en azından soruyu gündemlerine aldılar.

(…)Sadece bütçe açıklarının hesaba katıldığı bir mekanizmaya biraz sosyal içerik katmak kuşkusuz ilericidir. Fakat bu, seçmenlere söylenene göre, yani 28 ülkeye bir Avrupa asgari ücret belirlemekten farklı bir şeydir.

(Çeviren: Deniz Uztopal)


ALMANYA: İRAN’A YÖNELİK YAPTIRIM SAVAŞI

German Foreign Policy

İran sorununun uçlaşması, Alman hükümetinin ABD çıkarlarına karşı da uygulanan, kendi çıkarlarını esas alan dünya politikasını kurma çabalarına darbe vurdu. Dışişleri Bakanı Heiko Maas, İran’a karşı gerçekleşen nükleer sözleşmeye uymadığı suçlamasıyla, ticari yaptırımlara rağmen, Tahran’ın anlaşmaya tamamen uyması gerektiğini söyledi.

Trump yönetimi, İran’a karşı saldırganlığını iki biçimde ağırlaştırdı. Ayın başından bu yana, dünyadaki bütün ülkelerin istisnasız olarak Tahran’a karşı yaptırımlara uymaları ve özellikle de İran’dan petrol alımını durdurmaları konusunda ısrar ediyor. İran gelirinin yüzde 40’ını petrol satışlarından elde ediyor. Bu gelirin kaybıyla ülke ekonomik çöküntüyle karşı karşıya. Washington bu yolla, halkı açlık isyanlarına, hükümetin çöküşüne ve Amerikan yanlısı güçlerin konuşlandırılmasına teşvik etmeyi amaçlıyor. Trump yönetiminin İran’ın ekonomik boğulmasını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği henüz belli değil. Özellikle Çin ve Türkiye, ABD’nin tehdidini protesto ettiler. Hindistan açıkça memnun olmamasına rağmen İran’dan petrol ithalatını önemli ölçüde azaltmaya başladı. Türkiye’nin en büyük rafinerisi TÜPRAŞ İran’dan petrol ithalini sıfıra indireceğini açıkladı. AB ülkeleri zaten İran’dan petrol ithalatını tamamen durdurdular.

INSTEX’E KARŞI SAVAŞ

Belirsizlikler ayrıca, İran ile ticareti sürdürmek için kurulan “INSTEX” (“Ticaret Borsalarını Destekleme Aracı”) finansal aracı yardımıyla hayata geçirilmeye çalışılan Almanya, Fransa, İngiltere ve AB’nin planlarının başarılı olup olmayacağı konusunda da var. INSTEX şimdiye kadar başarısızdı. Brüksel, mali hacmini önemli ölçüde artırıp İran ile ticaret yapma çabalarını yoğunlaştıracağını açıklasa da Washington şimdi INSTEX’e karşı adımları da hedefliyor. Örneğin, Washington’un üst düzeyde bir maliye bakanlığı yetkilisi, INSTEX’in 1989’da kurulan, kara para aklamayı önleme hedefli Mali Eylem Görev Gücü (FATF) kuruluşunun kurallarına uymadığını belirtti.

SAVAŞ DİPLOMASİSİ

Washington yaptırımların yanı sıra yeni askeri tehditler savurmaya da başladı. Şu anda Ortadoğu’da bulunan savaş uçağı gemileri grubu Abraham Lincoln’e ek olarak, Trump yönetimi bölgeye, İran tarafından açıklanmayan tehditler bahanesiyle B-52 bombardıman uçakları filosunu da gönderdi.  Böylece askeri çatışma tehlikesi daha da artmış oldu.

ALMANYA’NIN ÇIKMAZI

Berlin çok zor durumda. Alman hükümeti, sadece Arap ve İran pazarından daha büyük pay almak için değil, birçok nedenle İran’la imzalanan nükleer sözleşmenin sürdürülmesinden yana tavır aldı. Almanya, Trump yönetimi tarafından başlatılan sözleşmenin ihlali konusundaki anlaşmazlıkta kendisini açık şekilde Washington’a karşı konumlandırdı. Bu çatışmayı dünya siyasetinde ABD ile eşit koşullarda söz sahibi olma iddiasında test haline getirdi. Şimdiki durum Almanya’nın ABD’ye kafa tutacak durumda olmadığını ortaya koydu. Dışişleri Bakanı Heiko Maas çarşamba günü duygusal bir şekilde sözleşmenin korunmasından yana olduğunu açıkladı ama “Koruyacağız, çaba harcayacağız” demek yerine, İran’ı sözleşmenin tüm kurallarına uymaya çağırarak bir nevi ‘Sen yap, arkandayız’ demeyi tercih etti.

(Çeviren: Semra Çelik)


İNGİLTERE: YEREL YÖNETİMLERİ GÜÇLENDİRMEK ZORUNDAYIZ

Grace BLAKELEY
New Statesman

Yerel yönetimler en son uzun zaman önce politik mücadelenin kızıştığı noktalardan biri olmuştu; İngiltere’de devlet uzun zamandır giderek daha çok merkezileşti. Büyük Britanya’da vergi geliri içinde yerel vergilerden gelen oran sadece yüzde 5.8; yerel vergi gelirleri açısından Avrupalı komşuları arasında Britanya bir uç değer.

Yerel yönetimlerin marjinalleştirilmesinin sebebi olarak hep zengin ve yoksul bölgeler arası ‘posta kodu lotaryası’ etkisinin azaltılması gösterilmişti. Son dönemde büyük şehirlerde görülen koordinasyonsuz yetki dağılımının etkisine rağmen, uzun dönemli merkezileşme sonucu Britanya yerel bölgeler arası -üretim oranı (gayrisafi katma değer) ölçümlerinde - eşitsizliğin en yüksek olduğu Avrupa ülkesi haline geldi.

Kemer sıkma politikaları sorunları artırdı. Yerel yönetimlerin merkezi devletten aldığı fon 2010’dan bu yana yüzde 50 azaldı. Yine aynı dönemde yerel yönetim harcamaları yüzde 20 oranında düşüş gösterdi.

Ticari tarifelerin belirlenmesinde kontrolün yerele kısmi devri bazı belediyelerin bu açığı kapatmasına yardım etti fakat vergi geliri düşük olan belediyelere de zarar verdi. Eğer hükümet ticari tarifelerin kontrolünü tamamen belediyelere devrederse bazı belediyeler -çoğunlukla İşçi Partili belediyeler- kendilerini daha da büyük bir finansal karmaşa içinde bulacak.

Diğer hiçbir vergiyi yükseltme gücü olmayan belediyeler gelirlerini artırmak için mülk satışı ve özelleştirmeye başvuruyor. Yerel yönetimler arasında borçlanma oranları genel olarak artmış durumda. Kısa zaman önce bir grup milletvekili yerel yönetim finanslarının kontrolden çıktığı uyarısında bulunmuştu.

Bu kesintiler yerel yönetimlerin sunduğu hizmetlere ihtiyacın arttığı bir dönemde gerçekleşti. Genelde Ulusal Sağlık Servisini (NHS) zorlayan kronik koşulların engellenmesine yönelik kamu sağlığı hizmetleri de kesintiye uğradı. Yerel yönetimler konut sorununda da topun ağzında. Yeterli sosyal konut sağlama güç ve kaynaklarına sahip değiller ve merkezi hükümet bu konuda yatırım yapmaktan yana değil. Yine belediyelerin sorumluluğundaki evsizlik hızla artmış durumda ve bu alanda hizmet servisleri kırılma nok-tasında.

Sorumluluğun artırılması naraları ile birlikte artan yerel yönetim fonu kesintileri, merkezi hükümetin - hizmetleri koruduğunu iddia ederken - yerel yönetimleri kamu kesintileri politikasını uygulamaya zorlamasının uygun bir yöntemi oldu. Mahallenizdeki koşullardan, hizmetlerin kaybından, artan evsizlikten şikayetçi misiniz? Muhatabınız yerel yönetiminizdir.

Bu strateji geçen hafta yapılan yerel seçimlerde Muhafazakarlara pahalıya patlamış gibi görünüyor; parti tarihi bir bozgunla 1300 yerel belediye üyesi koltuğu kaybetti. Hükümetin Brexit’i idaresi konusunda hoşnutsuzluk sorunun bir parçası, fakat kayıpların büyüklüğü ve dağılımı sadece Brexit’e bağlanamayacağını da gösteriyor.

10 yıllık kesinti politikalarını takiben, son yerel seçimlerin yoğunlukla gerçekleştiği Muhafazakar bölgeleri de kesintilerden etkileniyor. Jacob Rees-Mogg (katı Brexit taraftarı Muhafazakar Milletvekili) Muhafazakarlara oy vermemek için Brexit’in mazeret olarak kullanılmamasını ve seçmenlerin çöplerin toplanması gibi yerel sorunlara yoğunlaşmasını salık verirken aslında yarardan çok zarara yol açtığının farkında değildi.

İşçi Partinin yerel belediyelere vaatleri pek de farklı değil. Britanya’nın ekonomik sorunlarının temel sebepleri konusunda çözüm için ulusal bir ekonomik planı mevcut olan parti kısa zaman öncesine kadar yerel yönetimlere yönelik aynı tür plandan yoksundu.

Britanya’da yereller arası eşitsizliği aşmak; hizmetlerin kalitesini yükseltmek; çoğunluğun kopukluk ve güvensizliğinin sebebi olan demokratik eksikliği kapatmak sadece yerel yönetimleri tekrar güçlendirmekle mümkün olacaktır. Yerel yönetimlerin vergileri artırma, daha fazla hizmet sunma ve yerel altyapıya yatırım yapabilmek için tahvil çıkarma hakkı artırılmalıdır.

Bu müdahaleler gelirlerin daha zengin bölgelerden tekrar eşit dağıtılması eşliğinde yapılmalıdır. Böylece eşitsizlik azaltılabilir, yerellerin kısıtlı yatırım için rekabet ettiği neoliberal yerel kavramından uzaklaşılabilir.

Yerel seçim sonuçları tüm siyasi partilere bir uyarı olmalıdır. Yerel yönetim kendi başına önemlidir; sadece ulusal politikanın bir yan eki olarak değil.

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)

ÖNCEKİ HABER

Deniz kıyısındaki 16 katlı yapıya ÇED olumlu raporu verildi

SONRAKİ HABER

Erdoğan "oy çalındı" iddiasında ısrarcı: Oy hırsızlığı tam bir felakettir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa