Erdoğan’ın komünist takıntısı

Erdoğan’ın komünist takıntısı

Erdoğan’ın antikomünizm retoriği, siyasi bir obsesyon olduğu kadar, 'Kültürel iktidar olamadık' sözünde ifadesini bulan hegemonik düş kırıklığıdır

Bahadır Özgür

En son Boğaziçili öğrencileri hedef alırken söyledi. Komünistlerin okuma haklarını ellerinden almaktan bahsetti. Geçen yılki çıkışı daha da ilginçti. Rize Havalimanının temel atma töreninde, “Yanlarına havalimanı getiriyoruz, bazıları ‘istemezük’ diyor. Kim bunlar? Komünistler” derken, hangi Rizeli komünistin buna karşı çıktığını açıklama gereği bile duymadı.

Gezi, çözüm süreci, referandum veya herhangi bir AKP kongresi...  Öfkeli belagatini sergilerken zaman ve mekandan azade sözü dönüp dolaştırıp komünistlere getiriyor. Sanki kafasından bir türlü atamadığı, mantık ve muhakeme ile uzaklaştıramadığı, arzu etmediği bir saplantı gibi.

SİYASİ DNA’NIN DİZİLİMİ

Obsesyon, Latince “obsidere”den gelir. Dört bir yandan başına üşüşmek, rahat vermemek, kuşatmak demek. Obsesyonlar, benliğe yabancı nitelikte olduğu için kişinin zihninden uzaklaştırmaya çalıştığı fakat aksine zihni işgal eden, bilinçli çaba ile kovulamayan inatçı düşüncelerdir. Gerçekleşme ihtimalinden korkulduğu için de korunma adına belli ritüeller (kompulsiyon) sürekli tekrarlanır. Bir nevi kötü ruhları kovma ayinine benzer bu...

Komünizm de milliyetçi mukaddesatçı siyasi gelenek açısından biraz böyle aslında. Siyasi pozisyonlar ekonomik çıkarlar üzerinden sürekli modifiye edilirken, ideolojik kıbleyi şaşırmamak adına olma olasılığından ürkülecek toplumsal bir ‘obsesyona’ ihtiyaç duyulur. Bu bir tercih değil, mecburiyettir elbette. Zira, ABD karşıtlığından bir anda Rusya karşıtlığına, adil düzenden aniden rant ekonomisine, çözüm sürecinden birden Kürt düşmanlığına savrulmanın yaratacağı zelzeleye karşı direnç, sağlam görülen bir kolonla tahkim edilmeye çalışılır. Siyasal İslam adına bu kolon antikomünizmdir ve fiilen olmasa bile fikren ateşi devamlı harlamak şarttır.

İşte Erdoğan’ın antikomünizminin kaynaklarını da bu siyasi DNA’da aramak lazım.

Türkiye’nin modern siyasi tarihinde komünizme karşı hazırlık hiç kesintiye uğramadı. 

1950 seçimlerinin ardından Komünizmle Mücadele Dernekleri kuruldu. Kurucuları arasında Cemal Gürsel, Adnan Menderes, Celal Bayar, Süleyman Demirel ve Turgut Özal gibi isimler vardı. Recai Kutan Diyarbakır, Fethullah Gülen Erzurum’daki derneğin başındaydı. Siyasal İslam’ın kodlarını yazan ilk ekipti bunlar. 1968 döneminde ise Milli Türk Talebe Birliğinden (MTTB) yetiştiler. İsmail Kahraman, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Numan Kurtulmuş bu örgütten geldi. 1978’lerde de “TİP, tip tipsizler; Allahsız komünistler; Amerika gitsin Rusya mı gelsin?” sloganıyla ünlü ‘Ak Genç’ çıktı. Bugünkü AKP kadrolarının ağırlığı MTTB-Ak-Genç’in bakiyesidir.

GENELKURMAY’IN KARL MARX’I

Mukaddesatçı çizgiyle milliyetçiliğin göbek bağı da yine antikomünizm üzerinden kuruldu. Tüm dünyada Soğuk Savaş yıllarında geçerli bu psikolojik harp enstrümanı, Türkiye’de evrilip Türk-İslam ideolojisinin hegemonik kaynağına dönüştü. Genelkurmay’ın 1973’te, özellikle 15-16 Haziran direnişinin yarattığı ruhu hedef alarak hazırladığı ‘Komünistler İşçilerimizi Nasıl Aldatıyorlar?’ başlıklı broşür bu açıdan dikkat çekiciydi. 

“Komünizm; Allah’ı bulamayan, mülkiyet tanımayan ve tabiatıyla insanları köle gibi kullanan ilkel bir rejimdir” sözleriyle başlayan broşür, malumat dahi sayılamayacak karikatürize ifadelerle doluydu. Mesela; Marx’ın dahi ölmeden hemen önce komünizmden vazgeçtiği, bizatihi Marx’a atfedilen tuhaf sözlerle anlatılıyordu: “Karl Marx bile, ölümünden az önce: ‘Pireler ektim, ejderhalar biçtim. Ben Marksist değilim. Ben Marksist değilim’ demek suretiyle bu vahşet örneğini suçlamak zorunda kalmıştır.”

Nerede, ne zaman, ne için söylediği belli olmayan; sanki Marx’ın Sovyetler’i gördükten sonra bu itirafta bulunduğu imasıyla yazılan tekerleme gibi pasaj, Erdoğan’ın zamandan ve mekandan azade antikomünizm sözlerinin de esin kaynağıdır. Nitekim broşürde komünistlerin şehir hatları vapurlarına, köprülere, yollara karşı çıktıkları hatta bunları nasıl yıktıkları uzun uzun anlatılıyordu. Bu tür faaliyetler için aldıkları söylenen paralar da küsuratlarına kadar veriliyordu. Ancak hangi komünist, nerede bu faaliyetleri gerçekleştirmiş; bundan bahsetme gereği duyulmuyordu.

Bugün okunsa hayli komik gelebilecek, sosyal medyada belki de günün esprisi olabilecek ifadelerle dolu broşür, ülkenin, en iyi eğitimi aldığı söylenen en üst askeri makamının elinden çıktı. Tıpkı Rize’de ayaklarına kadar gelen havaalanına karşı olan komünistlerle ilgili sözlerin, ülkenin en yetkili ağzından çıkması gibi...

Dolayısıyla Erdoğan’ın ısrarla sürdürdüğü antikomünizm retoriği, geleneksel ‘siyasi bir obsesyon’ olduğu kadar; bir türlü güncellenemeyen, sadece gerilimlerle ayakta tutulmaya çalışılan ve en çarpıcı ifadesini “Kültürel iktidar olamadık” sözlerinde bulan hegemonik düş kırıklığının da tezahürüdür. 

Bundan dolayı öğrenciler de olsa, çevreciler, işçiler, barış isteyenler de olsa; karşılaştığı her sorunun ardında, bu cürete sahip geçmişten tanıdığı bir ‘hayaletin’ bulunduğuna inanıyor. Ve lanetli düğümlerle ördüğü ağını, tahakkümüne tabi kılamadıklarının üzerine öfkeyle fırlatıp duruyor. Bir umut yakalarım ve tamamen kurtulurum diye...

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Nisan 2018 07:41
www.evrensel.net