2018 mültecilere ne getirecek?

2018 mültecilere ne getirecek?

"Türkiyeli ve Suriyeli işçilerin ortak mücadele deneylerine bakıp 2018’e dair umutlu bir tablo çizmek de mümkün."

Ercüment AKDENİZ

BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesine göre dünya nüfusunun yüzde 3.3’ü göçmen. Buna göre yerküre üzerinde 250 milyon göçmen var. Mülteci sayısı ise 70 milyon. Üstelik bu nüfusa her dakika 20 mülteci dahil oluyor. Yıl sonu itibariyle geldiğimiz durum bu. Peki 2018 mülteciler için nasıl bir yıl olacak? 

Yeryüzüne egemen olan sistem hâlâ kapitalizm. Siyasi gidişat yeni emperyalist dalaşmalara gebe. Bu ortamda mülteci nüfusun azalması bir hayal. Tersine 2018 ve sonrası için daha büyük göç dalgaları kapıda. Çünkü mevcut hegemonik yapı savaş, açlık ve kitlesel hastalıklar üretmeye devam ediyor.    

NASIL BİR MÜLTECİ PROFİLİ İSTENİYOR? 

Özellikle Suriye savaşı sonrası yaşanan göçlerde görüldü ki; dünyanın efendileri için en iyi mülteciler ölü mülteciler. Tıpkı Akdeniz ve Ege’de boğulan binlercesi gibi. Kamplara, duvarların ve tellerin arasına sıkışıp kalanlar da makbul sayılır! Kuralsız ve kayıt dışı sömürülen milyonlarca mülteci ise işin bonusu.   

Geçenlerde ilginç bir haber yayımlandı: Konya’da gasp suçundan yakalanan 3 kişi kendilerine özellikle mültecileri hedef seçtiklerini söyledi. Gaspçılar, “Polise gidip şikayetçi olamayacaklarını düşündükleri için” mültecileri hedef seçmişler! Aslında Konya’daki gaspçılarla Libya’da köle satan insan tacirleri arasında pek bir fark yok. Çünkü Sahra altı Afrika’sından gelip Libya’ya sıkışan zavallı siyahiler de “şikayetçi olamayacaklarına” güvenilerek böyle kolay satılıyor. Peki gaspçılar, köle tacirleri bu gücü nereden alıyor?

Trump, ABD’nin bütün göç yasalarından çekileceğini açıkladı. AB, kıta Avrupası’nı Frontex gemileriyle çevirdi. Mültecileri koruyan uluslararası yasalar da bir süredir askıda zaten. Kabul edelim ki kapitalizm mülteciler için yeni bir ‘yasal çerçeve’ hazırlıyor: üzerinde ‘mültecileri sınırsız engellenme ve kuralsız sömürme hakkı’ yazan. ‘Geri kabul’ gibi gayriinsani anlaşmalar ve denetimsiz sömürü pazarları da işte böyle doğuyor. 

OTORİTER YÖNELİM MÜLTECİLERİ DE SIKIŞTIRIYOR

9 Kasım itibarı ile Türkiye’de “geçici koruma” kapsamına alınan Suriyeli sayısı 3 milyon 303 bin. Avrupa’ya geçme umuduyla kayda girmeyen ya da sayısı tespit edilemeyenleri düşününce rakam daha da yükseliyor. Afgan, Pakistanlı, Özbek, Türkmen, İranlı, Iraklı vesaire rakam ülke nüfusunun yüzde 5’ini buluyor. 

Bu rakamın öncelikle siyasi bir karşılığı var. Davutoğlu döneminin pro-aktif dış politikası Suriye’de istediği sonucu alamayınca mülteci nüfus elde patladı. Suriye’de -Türkiye hükümetinin kontrolünde- ‘güvenli alanlar oluşturma’ ve geri dönüşlerin de hâlâ sahada güçlü bir karşılığı yok. AB üzerindeki göç baskısı ve bu baskının paraya tahvili bakımından da mülteci nüfus hâlâ ‘revaçta’ görünüyor. Bütün bunlara Türkiye’de devam eden OHAL rejimi eklendiğinde; ufukta ne yazık ki mültecilerin hak ve statülerine dair bir iyileşme emaresi görünmüyor. 

HEM SINIF HEM KAN KARDEŞİ

İşin bir de sınıfsal bir boyutu var. Ki hem işçi ve emekçiler hem de mülteciler çıkış yolu için buraya odaklanmalılar.  

Son veriler, Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin yüzde 38.6’sının çalıştığını gösteriyor. Yani Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin 1.3 milyonu işçi. Bu gerçekten müthiş bir rakam! Yani Suriyeliler ne asalak ne de tembel. Bilakis çocuklar da içinde olmak üzere vahşice sömürülen proleter bir topluluk. Onlar artık Türkiye işçi sınıfının bir parçası. Trajik ama iş cinayeti verileri de bunu söylüyor: 2016’da iş cinayetleri sonucu hayatını kaybeden 1970 işçinin 96’sı göçmen ya da mülteciydi. 2017’de ise hayatını kaybeden 1971 işçiden 82’si göçmen ya da mülteci. (25 Aralık itibariyle). Tablo Türkiyeli işçilerle Suriyeli işçilerin sadece sınıf kardeşi değil ‘kan kardeşi’ olduğunu da gösteriyor.

SAYA DİRENİŞİ YOL GÖSTERDİ 

Türkiye’ye ilk göç kafilesi 2011 yılında Cilvegözü sınır kapısından giriş yaptı. Memleket 2018’e kadar daha çok mülteci dramlarını konuştu. Mülteciler için çabalayanlar daha çok hümanizma çizgisinde kaldı (Ki bu çabalar da çok kıymetliydi). Bu dönemde Torbalı, Adanalıoğlu ve Sakarya’da olduğu gibi Suriyelilere yönelik linç saldırıları da yaşandı, ırkçı kampanyalar oldu. 

Ne var ki 2017 yazında yaşanan saya direnişi yeni bir yol açtı: hak almak için ortak mücadele! Ülkenin 16 kentinde ayağa kalkan işçiler, eylemlerini Suriyeli işçilerle birleştirdi. Bu birliktelik Türkiye işçi hareketi bakımından da yeniydi. Elbette sayacılık daha çok merdiven altı, ilkel ve lonca tipi bir üretim yapısına sahip. Yine de direnişte elde edilen deneyim geleceğe dersler bıraktı. Zira bugünün modern fabrikaları, yakın gelecekte  ‘Türkiyelileşmiş Suriye kökenli işçiler’le dolacak. Peki ya sendikalar? Ne yazık ki sendikaların bu konuda hâlâ ciddi bir stratejisi yok! Ama olmak zorunda. Dileriz 2018 sendikalar için bir başlangıç olur. 

saya işçileri

ENTERNASYONAL BİR MÜCADELE ZEMİNİ

Suriyeli işçilerin Türkiye’deki sınıf mücadelesinden edindiği tecrübenin bir de Ortadoğu ayağı var. Zira Türkiye’de mücadeleye katılan her Suriyeli işçi bunu memleketine, eşine, dostuna, akrabasına anlatıyor. Sosyal medya üzerinden haberleşen işçiler deneyimlerini uluslararası boyuta taşıyor. Dolayısıyla ortak eylem ve iş bırakmalar, enternasyonal bir mücadele sahası da oluşturuyor. 

Peki, Suriye’de savaş biter mi? Astana ve  Cenevre sürecine bakarak “Savaş bitti, bitiyor” diyenler az değil: “Daha bu işler çok su kaldırır” diyenler de öyle. Şu gerçek ki: Savaş bittiğinde büyük bir nüfus burada kalacak; ister istemez ortak yaşam ve hak alma mücadelesine katılacak. Geri dönenlerse sınıf mücadelesinden edindikleri tecrübeyi doğdukları topraklara taşıyacak. 

Özetle; kapitalizmin kara planlarına bakıp 2018’e dair kötü bir tablo çizmek mümkün. Ama Türkiyeli ve Suriyeli işçilerin ortak mücadele deneylerine bakıp umutlu bir tablo çizmek de mümkün. Evet, 2018’e girerken bir umut var. İyi ki de var. Yeni yıl işçi ve emekçilere, bütün mültecilere kutlu olsun... 

KAYNAK:

- Suriyeliler Barometresi - 2017 araştırması verileri 

- İşçi Sağlığı ve İş güvenliği (İSİG) iş cinayetleri raporu

www.evrensel.net