‘Son sözü metal işçisi söyleyecek’ elbette; ama nasıl?

‘Son sözü metal işçisi söyleyecek’ elbette; ama nasıl?

Metal işçileri kendi öz gücüne güvenmeli ve vakit geçirmeksizin bu gücü harekete geçirecek örgütlenmelere girişmelidir...

Ümit YILMAZ

180 işyerinde toplamda 130 bin işçiyi kapsayan TİS görüşmeleri patron sendikası MESS’in uzlaşmaz tutumu nedeniyle tıkanmış bulunuyor. Uyuşmazlık zaptının tutulduğu süreç, an itibariyle arabulucu(!) aşamasında. Devamında işçi sendikaları (Türk-İş’e bağlı Türk Metal Sendikası, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası ve Hak-İş’e bağlı Çelik-İş Sendikası) tarafından 60 gün içinde uygulanmak üzere grev kararı alınması gerekiyor. Fakat bununla bitmiyor: MESS 180 işyerinin hepsinde ayrı ayrı grev oylaması isteyebilir, ki MESS’in bunu yapacağından şüphe duyulamaz. Gel gelelim süreç bununla da bitmeyebilir, çünkü, işçilerin önünde aşmaları gereken bir de OHAL engeli bulunuyor. Kısacası metal işçilerini zor bir mücadele süreci bekliyor.

VAATLER HAYAL, MÜCADELE GERÇEK

Oysa, yakın zamana kadar metal işçileri arasında yaygın kanı, asgari düzeyde de olsa bu TİS sürecinde taleplerinin karşılanacağı yönündeydi. Öyle ya, 2015 Mayısı ‘Metal Fırtına’ günlerinde hükümet, MESS patronları ve sendikacılar tarafından, taleplerinin 2017 yılı TİS sürecinde karşılanacağına dair az söz verilmemişti metal işçilerine. Dahası Türk Metal Sendikası, ilk kez TİS taslağını işçiler arasında anket yaparak hazırlamış, yetersiz bulunsa da arkasında sağlam durulması kaydıyla işçilerin itiraz etmeyeceği bir taslak metin oluşturmuştu. İşçi sendikalarının TİS taslakları üç aşağı, beş yukarı birbirine yakındı: TİS iki yıllık olacak, kıdem zammı esas alınarak hareket edilecek, pazar tatili bir hak olarak savunulacak, kıdem tazminatına esas alınan gün sayısı korunacak, sosyal yardımlar, promosyon vs. dahil toplamda yüzde 38’e kadar varan bir oranda parasal artış olacak... 

Sözleşme masasında, bir bölümü yasal gereklilikler gereği hemen her TİS metninin değişmez “idari maddeler”i hızla geçilip sıra parasal maddelere ve çalışma düzeniyle ilgili (esnekleştirmeye dönük) maddelere geldiğinde amiyane tabirle “ip koptu”. Ve malum olduğu üzere “kırmızı çizgiler” sorununa gelindi. 

Metal patronlarının istekleri MESS Genel Sekreteri Özgür Barut tarafından ortaya kondu. Barut’a göre işçilerin talepleri kabul edilemezdi, aksi halde diğer ülkelerle rekabet etme şansı yoktu, bu yüzden ilk altı ay için yüzde 3,2, devamında resmi enflasyon oranında bir ücret artışı yeterliydi, sözleşme süresi 3 yıl hatta bazı ülkelerde (hangi ülke belli değil) olduğu gibi 5-6 yıl olmalıydı, kıdem zammı kabul edilemeyeceği gibi ikramiyeler de fiili çalışma süresi baz alınarak (kıstalyevm) yeniden düzenlenmeliydi vb... Belirtmek gerekir ki, çerçevesi Özgür Barut tarafından çizilen MESS patronlarının ortaya koyduğu bu tablo, metal fırtına günlerinde işçilere verilen vaatlerden en küçük bir iz taşımadığı gibi, günümüz gerçekleriyle bağdaşır en ufak bir yan da taşımamaktadır. 

Patron örgütü, hükümeti, sendika bürokrasisiyle ezcümle sermaye sınıfına güvenilmemesi gerektiğini, işçilerin en küçük bir talebini dahi ancak sermayeyle dişe diş mücadele sonucu elde edebileceği “sınıf gerçekliği”ni metal işçileri, hepimiz, herkes böylece Özgür Barut’un açıklamalarıyla bir kere daha görmüş olduk. 

MESS KİME, NEYE GÜVENİYOR?

MESS grubunda ana gövdeyi oluşturan otomotiv, beyaz eşya ve demir çelik patronları kâr rekorları kırmaktadır. Otomotivde kasım ayında 26 milyar dolarla ihracat rekoru kırılmıştır. Üçüncü çeyrek büyüme oranı TÜİK tarafından yüzde 11,2 olarak açıklanmıştır. Türk-İş tarafından Kasım 2017’de açıklanan rakamlara göre açlık sınırı 1567 lira, yoksulluk sınırı ise 5105 liradır. Türk-İş’in bekar bir işçinin aylık geçim maliyetinin 1950 lira olduğunu açıkladığı bir dönemde, ortalama ücretin 2 bin lira civarında olduğu metal sektöründe, işçilerin talebi makul olmaktan da öte oldukça mütevazı düzeydedir. Hal böyleyken MESS patronlarının bu tavrı kaçınılmaz olarak “MESS kime, neye güveniyor?” sorusunu gündeme getiriyor. 

İşçi sendikaları cephesinde; her üç sendika yönetimi de bugüne gelen süreçte çok keskin söylemlerle “kırmızı çizgilerini” ilan etti. Bugün de “Grevse, grev” diyerek bu tavırlarını sürdürüyorlar, dahası “kararlılık”larını göstermek için fazla mesaiye kalmama, işyerine giriş ve çıkışlarda toplu yürüyüş biçiminde “protesto eylemleri” örgütlüyorlar. TİS görüşmelerinde ana gövdeyi 117 bin üyesiyle Türk Metal Sendikası oluşturuyor ve dikkat çekici şekilde en keskin tavır görünüşte Genel Başkan Pevrul Kavlak’tan geliyor. “Pevrul başkan” hanidir ağzını “kırmızı çizgimiz” sözleriyle açar, “TİS imzası namusumuzdur, onurumuzdur” sözleriyle kapatır oldu. Ne ki, benzer tutum ve söylemlerle geçmişte çokça karşılaşıldığı ve hak kayıplarıyla sonuçlanan TİS’lerin altında her üç sendikanın da mevcut yöneticilerinin imzalarının olduğu göz önüne alındığında, metal işçilerinin sendikacılara inanmaları ve onların çizdiği sınırlar içinde bir mücadele hattını benimsemeleri mümkün değildir. Nitekim, sendikacıların halihazırda geliştirmiş bulundukları eylem çizgisi, “Biz bu filmi daha önce de görmüştük”ten öteye geçebilmiş değildir. İşçi sınıfının sermaye karşısında en etkili silahı olan “üretimden gelen gücün kullanılması”ndan, kullanmak bir yana hiç söz dahi edilmemektedir. Mesaiye kalmama eyleminin özellikle otomotiv sektöründe yol açtığı üretim kaybını ortadan kaldırmak üzere patronların “4’lü sistem” ya da “kayan vardiya” sistemini devreye sokmaları karşısında “Pevrul Başkan”dan yana bir hareket nedense yoktur. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözü burada aynıyla vakidir. Ancak bu durumdan hareketle sendikaların almış olduğu kararları küçümsemek, katılmamak doğru bir tutum değildir. Tersine metal işçileri eylemlerin en güçlü şekilde örgütlenmesi için hareket etmeli ve fakat sendikacıların çizdiği sınırlara hapsolmamalıdır. Sendikacıları gerekli eylem kararlarını almadıkları için eleştirmekle yetinmemeli, irade koyarak daha ileri eylemleri bizzat örgütlemeye girişmelidir. İşçilerin bu “hak alıcı eylem” çizgisi karşısında “misyon sahibi sendikacılar” bakalım ne yapacaklardır? Eğer “sendikal bütünlük ve disiplin” adına işçilere karşı çıkarlarsa, bilin ki ne kadar örtmeye çalışılsa da sendika bürokrasisi ile MESS ittifakı devam etmektedir. Yani MESS’in güvendiklerinden biri bürokrat sendikacılardır.

MESS’i bu ölçüde pervasızlaştıran ise bizzat burjuva kapitalist sistemde yaşıyor olmamızdır. Çünkü, adaletin emeğin, alın terinin değil mülkün (sermayenin) temeli olduğu bu düzende devletten hükümete, ekonomiden siyasete bütün imkanlar sermayenin hizmetine koşulmuştur. Bu gerçeği egemen sınıf olarak örgütlenmiş kapitalist patronlar ve onun has örgütlerinden biri olan MESS herkesten iyi bilmektedir. AKP Hükümetinin iş başına geldiği günden beri sermeye ve patronlara çektiği kıyağın haddi, hesabı yoktur. Vergi kolaylıkları, 6 ay süreyle yeni işe alınanların SSK ve vergilerinin devletçe ödenmesi, kredi destekleme fonu adı altında milyarlarca liralık kaynak aktarımı, beyaz eşyada ÖTV alınmaması, taşeronlaştırma ve esnek çalışmanın yasal çerçeve oluşturularak yaygınlaştırılması vb. Bu kıyakların önemli bir bölümünün İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanması ise adeta işin tuzu biberi olmuştur. Sermaye kesimine ekonomik anlamda bu kıyakları yapan hükümet, grev yasaklarıyla, hak arama yollarının önüne ördüğü duvarla siyasal, demokratik alanı işçilere daraltarak siyasi alanda da sermayeye hizmet etmiştir, etmektedir.

Şimdilerde işçilerin önüne bu cephede dikilen en büyük duvar OHAL’dir. İşçilerin hak mücadelesiyle OHAL arasındaki ilişkiyi Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, 12 Temmuz 2017 tarihinde TOBB toplantısında patronlara seslenirken hiçbir yoruma yer bırakmayacak biçimde şöyle ifade etmiştir; “...OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz... Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz.” Bu da göstermektedir ki, MESS sendika bürokrasisinin yanı sıra Saray ve Hükümete güvenmektedir. EMİS sözleşmesi kapsamındaki metal fabrikaları, Asil Çelik, Şişecam... Buralarda çalışan işçilerin grevlerinin bizzat Erdoğan ve hükümetin imzasıyla yasaklanması da bunun kanıtıdır. 

METAL İŞÇİSİNİN GELECEĞİ KENDİ ELLERİNDE ŞEKİLLENECEKTİR

TİS sürecinin geldiği bu aşamada MESS’in yaklaşımı, sendika yönetimlerinin güven vermeyen ikircikli tutumu ve hükümetin grev yasaklamaları başta olmak üzere işçilerin hak mücadelesine karşı bugüne kadar ortaya koyduğu pratik, metal işçileri için “Her yönüyle iş başa düşmüştür” halinin adeta bir özetini vermektedir. 

Bu ortamda metal işçileri için en büyük yanılgı MESS’in dayatmaları karşısında sendika bürokrasisi ve hükümetten yana bir beklenti içine girmeleri olacaktır. Sendika bürokrasisini bir yana bırakırsak -ki deneyimli işçiler ne tıynette olduklarını genç işçilere aktaracak kadar onları yakından tanıyor- AKP Hükümeti ve Saray erkanı iş başına yeni gelmiş değildir; 15 yıllık devr-i iktidarlarında işçi ve emekçiler için yaptıkları kocaman bir hiçtir. Sermaye için yaptıkları ise ortadadır. TİS’in metal işçisinin talepleri temelinde gerçekleşmesinin önündeki olası engel ve tehditlerden biri de OHAL koşulları ve bu gerekçeyle getirilecek grev yasaklamasıdır. Sendika bürokrasisinin de MESS ve Hükümetle ittifak halinde buraya oynayacağı hesaba katılmalıdır. EMİS’e bağlı fabrikalarda çalışan metal işçileri OHAL koşullarında grev yasaklarını aşmayı nasıl başardıysa, MESS grup sözleşmeleri sürecinde bulunan metal işçileri de olası OHAL engeli ve grev yasağını nasıl aşacaklarının planını bugünden yapmak durumundadır. Metal işçileri taleplerini elde etmek üzere girdiği bu mücadelede “başka yerlerden” en küçük bir beklentiye girmeden kendi öz gücüne güvenmeli ve vakit geçirmeksizin bu gücü harekete geçirecek örgütlenmelere girişmelidir. Bu örgütlenmenin nasıl şekilleneceği metal işçisinin geçmiş mücadele deneylerinin içinden çıkacaktır. Metal işçileri, ‘Metal Fırtına’ günlerinde olduğu gibi en küçük üretim birimlerinden (UET) başlayıp bant bant, bölüm bölüm komiteler kurarak, sözcülerini belirleyerek bu iradesini fabrika düzeyinde merkezileştirerek, sendika farkı gözetmeden fabrikalar arası koordinasyon sağlayarak hedefine ulaşacaktır. TİS sürecinde son sözü elbette metal işçisi söyleyecektir, ancak bu örgütlü ve inisiyatifi ellerine aldığı koşullarda bu mümkündür.

www.evrensel.net