CPS işçilerinin 3,5 yıl süren sendikalaşma mücadelesi

CPS işçilerinin 3,5 yıl süren sendikalaşma mücadelesi

Patronun makine başında yorgunluktan sızmasınlar diye ilaç verdiği CPS işçileri, Anayasa'daki sendikalaşma hakkını 3,5 yıl süren mücadeleyle aldı.

Uğur ZENGİN
İstanbul

İşçileri sendikasız olan patronlar toplantısında “Benim işyerimde kimse sendikayı konuşamaz” diyen patron, işçileri uykusundan eden ilaçla uykularını da satın almış. Saatlerce çalıştırılan işçilerin makine başında sızmasını engelleyen patrona karşı verilen sendikalaşma mücadelesi içinde ilk eylem yemek boykotu olmuş. 

DENEYİMLER

“En vahşi koşullara sahip fabrikalardan biriydi” denilen fabrikaya bir türlü gelmeyen paydos, gibi sendika da girememiş. Ancak bu deneyimle hareket eden tekstil işçisi Mustafa Öztürk ve 240 işçi, Tuzla’da kurulu CPS fabrikasında 3.5 yıl süren mücadeleyle Türk-İş’e bağlı DERİTEKS’te örgütlenmeyi başardı. 

YEMEK BOYKOTU

CPS’de sendikalaşmanın öncülerinden 46 yaşındaki Mustafa Öztürk, 26’sında başka bir fabrikadaki deneyimini anlatıyor. İlk eylem yemek boykotu: 

-Uyumamızı engelliyordu ilaç. Düşün saat 9 iş başı, akşam kaçta çıktığımız belli değil. Paydos saatimiz normalde akşam 7. Ama akşam 9, 10, 11...  Gece 3,4... Bu saatlerde eve gidiyorduk. 1.5 sene boyunca çalıştım orada. Akşam 7’de eve en fazla 15 sefer gidebilmişimdir. Pazar tatilini en fazla 3 kere görmüşüm, onun da ikisi bayrama denk geldi. Böyle çalışma koşulları vardı. O yüzden özellikle model makinecilere ilaç veriyordu. 

-Yemek boykotu nasıl başladı?

Komite oluşturduk. Bizler eğer ciddi anlamda ortaya koyarsa bunlara geri adım attırabiliriz diye düşündük. En basit eylem yemek boykotuydu. DİSK ile görüşüyorduk ama üyelikler başlamamıştı. ’96 2-3 Şubat. Fabrikada duyulunca işten atmalar başladı, üretimi durdurup aşağıya inmeye başladık. 100 kişi aşağı indik ama bölündük. Polis geldi, korumalar geldi. Evlerden toplayıp gözaltına alındık. O süreçte sermayenin işçileri makineden daha değersiz gördüğünü anladım. Kaan’da da bunu yaşadık elektrik çarptı, kolumda baloncuklar oluştu, bayıldım. Kendime gelemedim. Patronun yeğeninin ilk söylediği şey makineye bir şey oldu mu? Bu laf zaten bana yetti. Kulağıma küpe olarak kaldı. 11 ayda 13 firmadan işten atıldım. İsmimizi, resmimizi bütün fabrikalara dağıtmış. Gidiyoruz 2. gün “Ama siz şurada çalışmışsınız. Burada çalışamazsınız” denilerek atıldık.

CPS işçisi mustafa öztürk
Mustafa Öztürk
 

KLİMA KİMİN İÇİN?

17 sene sonra Tuzla’daki tekstil fabrikasına giriyor. Fabrikada sendikal çalışma olduğunu öğrenmesi ‘klima’ya olan itirazıyla oluyor. Ustabaşlarıyla fabrikada iki haftada bir yapılan toplantılarda sürekli işçilerin suçlandığını, tuvalet saatlerinin ön plana çıkarılarak “Zamanı çalıyorsunuz” denildiğini hatırlattıktan sonra toplantıda söz alarak “Plastik bardakta çay içiyoruz, klima sistemi kurmuşsunuz, mesleki hastalık yaratıyor. Klimayı kapat sanki kar yağıyor üstüme diyorum, ustabaşı ‘yasak’ diyor. Yasağı mı var?” dediğini anlatıyor. Burada, fabrikada kendisinden eski olan bir işçi olan Tayyar Ağaoğlu, itiraz ediyor: “Klimayı bizim için kurmadılar kardeşim. Soğutma sistemi var. Bir kumaşı birleştirdiği zaman, -odanın sıcaklığını belli yerde tutsun diye- bunu ayarladılar. Kumaşa bağlı ürünü yakmasın diye. İşçiyi düşünen bir şey değil. Amaçları tamamen budur.”

“Ben bunu bilmediğim için eleştiride bulundum. Bu çok fazla tartışılmamış. Arkadaşlardan biri, ‘Biz sana güvenebilir miyiz, sendika çalışması yapıyoruz var mısın’ dedi” denilmiş ve sendikalaşma sürecine dahil olmuş.

Tayyar Ağaoğlu
Tayyar Ağaoğlu

‘ONLAR TERS GÖRÜŞLÜ BİZE UYMUYOR’

“Bak üye yapacağız bu inançlı bir şey, gideceksen hiç bu işin arkasında durma. Bu büyük sorumluluktur. Allah razı olsun çoğu arkadaşımız, yerinden oynamadı. İşverene taviz bile vermedi. İşverenin tekliflerine rağmen” diyen Tayyar Ağaoğlu’na soruyorum: 

- 3.5 yıllık süreçte politik olarak pek çok şey yaşandı. İşyerinde de farklı memleketlerden, farklı siyasi partiye sempati duyanlar, farklı düşünen işçiler de var. Bir araya gelmede komitelerin etkisi oldu mu? Komite olmasaydı bir arada durabilir miydiniz?

- İşveren şöyle bir şeyi ortaya attı. ‘Onlar ters görüşlü’, ‘Bize uymuyor’ falan gibisinden. Bizim arkadaşlarımız gülüp geçiyordu. Biz bu farklılıkları gündeme getirmedik çünkü gündeme getirseydik kendi aramızda bölünme olur. Her insanın görüşü bir değildir. Bizim amacımız ekmeğimizin mücadelesi. İdeolojik hiçbir tartışmaya meyil vermeyeceğiz kararı aldık. Ak Parti’ye, MHP’ye, CHP’ye oy vermiş... Politik bilinç lazım ama bizim bu işi devam ettirebilmemiz için bölünmememiz lazım dedik. Bizim ortak bir paydamız var, görüşlerimiz ne olursa olsun hepsini sümen altı yapıyoruz. Böyle konuştuk. Böyle devam ettirdik. 

MÜDÜR DEĞİŞECEK ZAM GELECEK

240 kişinin çalıştığı fabrikada “Adetleri çıkarırsanız iyi bir zam yapacağız” denilmiş ancak zam yok: “Adet anlamında beklentilerin üzerinde çıktık ama kandırılmış olduk. Bunu 6 ayda bir yapıyormuş. Müdür değiştiriyormuş ve sayı artıyormuş. İşçiler de müdür değiştikçe beklentiye giriyor.”

-Bunun sendikalaşmaya büyük etkisi olmuştur muhakkak. Sonrasında ne oldu?

-Sendikal çalışmayı yürütmek için vardiya değiştirdim. ‘Geri adım atmayacağız kenarında durmayacağız’ diyerek namus sözü işçiler olarak. Komitelerimizi oluşturduk. Birbirlerine güvenenlere sendikayı anlatmaya çalıştık. Bir araya geldik, çalışma yürüttük. İş kemikleşmeye başlayınca. Gece vardiyasına gelince ‘Sizi işten çıkartıyoruz’ dediler. Bizim atılmamızın ardından iş durdurduk. Patron, o kadar ısrara rağmen sendikanın telefonuna çıkmamıştı. Üretim yavaşlayınca, siparişlere yansıyınca başkanın telefonu ilk o zaman açıldı. “Görüşelim edelim”, kandırma politikası. 15 gün sonra, üretimi yavaşlatan herkese tutanak tutmaya çalıştılar. İşten atılmanın ardından mahkemeden red yedik (işe iade davası kazanılmamış), Yargıtaydan döndük. Başka fabrikadaki arkadaşlar da etkilendiler. Davam 1 sene 10 ay sürdü. Diğer arkadaşların yeni sonuçlandı. Kırgınlık, umutsuzluk çok fazla olmasa da olmayacak bir şey, acayip bir sirkülasyon var. Nereden baksan 400-500’ün üzerinde işçiyi üye yaptık. Çıkanın yerine üye yaptık. Taşeron işçi getirmeye başladılar bizim maaşların 600-700 lira üstünde ücret vererek getirdiler. Ben 227 liraya işe başlarken taşeron 1800 lira maaş alıyordu. Sendikal çalışmayı baltalamak için. 3 taşerondan 2 taşeronu lağvettirdik. Hâlâ 60 kadar taşeron işçi var. Şunu kavradı işçiler: Sendikalı olmanın meyvelerini yemediler ama sendikasız olmayacağını da anlamış oldular. Bizim davayı kazanıp dönmemiz moral olmuş oldu.

SENDİKACI VAR, SENDİKACI VAR!

DERİTEKS Tuzla Şubesi

Geçmiş dönemin sendikacıları ve eylemler de Mustafa Öztürk’ü etkilemiş. Özellikle de Memet Kılıncaslan: “Sendikalaşma mücadelesinin içinde oldum. Ama sendikacı var sendikacı var. O dönem de işçiyi satan sendikacılarla da tanışmıştık. Çalışmayı nasıl bertaraf edeceğinin bilgisini sendikacı patrona veriyordu. Mücadele veren insanlarla da tanıştık. Özellikle Memed Kılınçaslan gibi bir insanla tanıştık. Bizim iş kolumuza girmiyordu o zaman Deri-İş’teydi ama sınıf mücadelesindeki bakış açısı örnekti. Ondan da deneyim ve tecrübe kazandık. LC Waikiki işçilerinin toplantısına da rica ettik birkaç kez katılmıştı. Kazlıçeşme direnişlerinden bahsetti. Sendikalaşmanın önemini anlattı.”

İŞYERİ KOMİTELERİYLE BİRLİKTE KARAR ALDIK

DERİTEKS Tuzla Şube Başkanı Binali Tay, CPS’de başlayan sendikalaşma mücadelesini anlatıyor. İşten atma, işe iade davası, iş koluna itiraz, çoğunluğa itiraz, Yargıtaydan dönen davalar...

-DERİTEKS, Tuzla’da bilinen bir sendika ama işçilerin genel olarak sendikaya bakışı nasıldı?

-Bir bölüm işçi sendikayı bilen işçilerdi. CPS otomotivde faaliyet gösterirken metal ve tekstili ayırdıktan sonra tekstilciler DERİTEKS’i araştırmışlar. Bir yerden sonra her yerde olduğu gibi ustalar şefler sendikayı kötülemeye yönelik, sendikamızın sol anlayışa sahip olduğunu, sendikanın her gittiği yerde fabrikaların kapandığı lanse edildi. 

-Patron ağzıyla konuşuyorlar galiba...

-Evet. Faaliyet duyulunca işçiyi işten çıkarmadan faaliyeti nasıl sönümlendirebiliriz, çalışması yapıldı. Bölüm ustaları, şefler müdürler devreye girmeye başladı. İşçiler önce bunu gizlediler, sonra ‘Evet, biz böyle bir faaliyet yürütüyoruz’ dediler. Bunun üzerine tıkanma sürecini geçirdik. Haziran 2013’te tekrar girişimde bulunduk. Hem vardiya bazındaki çalışmalar, hem evlere giderek hareket oluşturduk. Güven oluştu ve çoğunluğu sağladık. Bakanlığa başvurduk. Tespit geldikten sonra işveren “Sendikanın çoğunluğu yoktur” diyerek itiraz etti. İşyeri komitemizle birlikte 8 işçiyi işten attılar. İşçilerde azim oluştu, bunun üzerine birlikte yaptığımız basın açıklamalarıyla birlikte yargıya taşıdık. İşveren, işkoluna itiraz etti. İşkolu tespiti yapıldı. Atılan arkadaşlarımızın sendikal faaliyet dolayısıyla işten atıldığını Yargıtay onadı. 3 arkadaşımızın geri iadesi sağlandı. 

DERİTEKS Tuzla Şube Başkanı Binali Tay
DERİTEKS Tuzla Şube Başkanı Binali Tay

-Neredeyse sendikalaşan her yerde yaşanan sıkıntılar...

-Deri, metal, tekstil, inşaat, gıda... Her yerde insanlar sendikalaşmayı arzu ediyor ancak ülkemizdeki yasaların kağıt üzerinde olduğuna da kanaat getirerek şunu söylemekte yarar var; Anayasanın 51.maddesi işçilerin sendikalaşma hakkını ortaya koyuyor. Türk Ceza Kanunu’nun 18. maddesi sendikal faaliyetten ayrılmayı da ortaya koyuyor. Biz bu iki maddeyle ilgili defalarca başvuruda bulunduk ama bu iki madde hayata geçirilmiyor. İkisinde de olay şu: İşçiler sendikalı oluyor. İşyeri gerek çoğunluk tespitine, gerek işkolu tespitine itiraz ediyor. Sendikal mücadeleye inanarak çoğunluk tespitimizi 3.5 yıl boyunca sirkülasyon olmasına rağmen tuttuk. İşyerindeki bütün baskılara rağmen işçiler istifa etmedi. Gidenin yerine geleni üye yaptılar ve çoğunluk devam etmiş oldu. İşçiler sendikalı olup işten atıldığı zaman “Tövbe bir daha sendikalı olmayacağım” diyor. Çünkü uzun süre iş bulamıyor yada sendikal faaliyete katıldığından dolayı mobbing başlıyor.

-Siz nasıl işçilerle diyalog kurabildiniz? 

-Yaptığımız eylemler hareket getirdi. İki akşam yemek boykotu yaptık. Servislere binmeme kararları aldık. Serbest bölge çıkışına kadar yürüyüş yaptık. İşyeri komiteleriyle birlikte bir karar aldık, üretimden gelen gücümüzü kullandık. Günlerce üretimi düşürdük. İşyeri müdürleri bundan sonra sendikal faaliyette kimseye baskı kurmayacağı vaadinde bulundu. İşçiler sendikanın gücüyle kendi sorunlarını işyerinde dile getirdiler. Gerek çalışma koşullarının düzeltilmesi, gerek ekonomik koşulların düzeltilmesi gerektiğini beyan ettiler. İşveren belli oyunlar için çevirmeye çalıştı. İşçileri sendikadan soğutma, istifa ettirme girişimlerine başladı. Her iki vardiya ile görüşmek için işyerine gider, süreci paylaşırdık. Çıkış vardiyasında keza. İçeride baskı kuranlara uyarı yazıları gönderdik. Komitede değerlendirmelerde yaptık. 

-Komite nasıl bir işlev gördü?

-13 kişilik komitemizde 4’ü kadındı. Bir grup bir vardiyada, diğeri diğer vardiyada. Yaşanan sorunları birbirlerine bildiriyorlardı ve sözcüler bizimle görüşüyordu. 

-Şimdi sözleşme dönemindesiniz...

-TİS 20 Aralık’ta görüşmeleri başlıyor. Hedefimiz üyelerimizin 3.5 yıl sonra işyerindeki çalışma ortamını demokratik hale getirmek, işçilerin emeğini insanca yaşanacak bir ücretin, -açlık, yoksulluk sınırını ortada- TİS’in imzalanıp mücadeleye devam etmektir. 

2.5 DAKİKADA BİR KILIF HAZIRLANIYOR

Tuzla’da kurulu CPS Otomotiv Tekstil’de Volkswagen, Audi ve Mercedes Benz markalarına koruyucu kılıflar üretiliyor. Petrol atığından oluşan bir kumaş, hafif bir pamuk karışımı Almanya’dan geliyor. Araba koruyucusu olarak geçen kılıf, araç müşterinin eline geçene kadar aracı koruyor. Fabrikadan ortalama 2.5 dakikada bir kılıf çıkıyor. 

www.evrensel.net