Güney’in romanındaki 20. sayfa

Güney’in romanındaki 20. sayfa

Ercüment Akdeniz 10 Ekimde katledilen Güney Dogan'ı yazdı; anne ve babasının dilinden...

Ercüment AKDENİZ

Günlerden pazar. Gazete merkezindeyiz. Memleketin dört yanında anma haberleri. İnsanlar bir ağızdan 10 Ekim Katliamı’nı lanetliyor. Mezarlıklarda öfke, yas ve direnç bir arada. Aradan iki yıl geçtiği halde yaralar taptaze.
10 Ekim davasını yakından takip eden editör arkadaşımız Eda Yıldırım anma haberlerini toparlıyor, bir yandan da katliamın yıl dönümü için (10 Ekim Salı gününe) hazırlıklar yapıyor. Ve nihayet o gün için beklediğimiz ziyaretçiler kapıyı çalıyor. 

Derman ve Mustafa Doğan çifti oldukça yorgun ve kederliler. Ve fakat direnci de bir an olsun elden bırakmıyorlar. Sarılıyor, kucaklaşıyoruz. Çay, kahve ve Derman annenin gözlerinden eksilmeyen gözyaşlarıyla sohbet başlıyor.

 “Ayaklarını kucağıma alır, üfelerdim; yorgunluğunu alırdım yavrucağımın” diyor Derman anne.

“Düşünebiliyor musun; bir sinek gelip kanını emiyor ama o kıyamıyor. Diyor ki; anne gel sen kov sineği ama öldürme. İşte böyle bir çocuğa kıydılar” diyor baba Mustafa. 

Bir bebeğin üzerine titrer gibi anlattıkları gencin adı Güney... Güney Doğan...  İTÜ İnşaat Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi. Dersimli bir ailenin çocuğu.  

İlk uyanışlar... Deniz Gezmiş sevdası. Derken Dersim’in acılı tarihinde yılmak bilmez gezintiler. Sorular, sorgulamalar, çelişkiler... Ve dünyayı değiştirme tutkusu. İlle de memleketi barışa kavuşturma arzusu...

Derman anne anlatıyor:

“Dersim’in acılarından uzak tutmaya çalıştım onu. Dilimiz Zazaca, öğrensin istemedim. Dedim belalar yavrumu bulmasın. Derman (Derman Tarancı) benim amca kızıdır. Neler çekti yavrum. Namık’ı vurdular. Dedim çocuklarımız bunu yaşamasın. Akciğerim Güney’e karaciğerim kardeşine derdim hep. Ama işte... Ne günahı vardı Güney’imin, bir tek ‘barış’ dedi yavrum...” 

Güney Derman'ın ailesi Evrensel'i ziyaret etti

Derman anne nefes alsın diye Mustafa Doğan giriyor söze:

“Bıra derdi hep. Bıra Zazaca’da kardeş demek. Bıra diyerek dokunduğu her omuzda müthiş bir güven duygusu bırakırdı. Kelimelerle anlatmak zor; bir başka çocuktu Güney...”

Güney, Güney, Güney...

İki saati bulan söyleşimizde belki yüz, belki iki yüz defa dile geldi bu isim. 

Şimdi İTÜ’de, hocaları ve arkadaşlarının diktiği bir fidanın dallarında yeşeriyor Güney. 

“En büyük arzusu yoksul çocukları okutmaktı” diyor baba Mustafa ve ekliyor: “Zengin olmak yahut cip almak değildi hiç muradı.”

Baba işçi olmasına karşın Güney’in isteğini yerine getirmek istiyor. Gücü oranında tabi.  Dersim’de yoksul bir kaç öğrenciye burs vermeye hazırlanıyor. Yine Dersim’de, içinde Güney’in kitaplarının da bulunduğu bir kütüphane açmak istiyor aile. Tıpkı daha önce İTÜ’de ve Kadıköy ÇYDD’de Güney adına açılan sınıflar gibi. 

Ve yargı süreci....

Derman anne 10 Ekim Katliamı davasının bütün duruşmalarına katılmış. Anmalara ise ancak üçüncü aydan sonra katılabilmiş. Peki, ikinci yılında bu duruşmaların onda bıraktığı etki ne? Dinliyoruz:

“Mahkemeye her gidişimde vücudumda yaralar çıkıyor. Bir keresinde anjiyo oldum. Yaralı insanların üzerine gaz sıkmışlar, bunu ilk mahkemede duydum. Her anlatılan bana zor geliyor. Anlamadığım şu: O polislerin, o savcıların hiç mi çocuğu yok? Orada (mahkemede), sanki katiller değil biz suçluyuz! Sanki o bombayı biz getirip koymuşuz! Benim gördüğüm katiller hep korunuyor, bizi açıkça tehdit edebiliyorlar. Bence bu katliamdan tüm kurumların haberi var. Koltuk sevdası, makam sevdası için hepsi sustu, katliama ortak oldu... Ama avukatlarımız çok iyi, belki yargılananlar piyondur ama bir gün mutlaka adalet yerini bulacak, buna inanıyorum.”

Baba Mustafa Doğan ise katliamlar tarihinden örnekler vererek adaletin yerine gelmesinin hiç de kolay olmadığını ifade ediyor. Sonuca gitmek için dayanışma çağrısı yapıyor.  

Ziyaret sona erip vedalaşırken aklımda şunlar beliriyor:

Şarapnel parçaları ve bilyeler insan öldürmekle, sakat bırakmakla kalmıyor; ailelerin yüreğine tarifsiz ve dinginsiz bir sızı da prangalıyor. Ömür boyu sürecek bir eziyet, keder ve bir işkence bu. Acılar denizinde semaha duran ve evlatlarının hesabını soran 10 Ekim ailelerini ise bir an olsun yalnız bırakmamak gerekiyor.

Derman anne Güney’in cebinden bir sınav kağıdı çıktığını ve bütün soruları kusursuz yanıtladığını söylüyor. Başarılı bir inşaat mühendisinin ülkesine neler katabileceğinin bir kanıtı bu. Baba Mustafa Doğan da Güney’in okuduğu son romandan bahsediyor. Yaşar Kemal’in İnce Memed’i hâlâ Güney’in odasında. Ve Güney hâlâ kitabın 20. sayfasında... Memed kitabın sonunda ağalık düzenine, bezirganlar saltanatına meydan okuyan bir halk kahramanı olacak. Efsaneleşmiş ruhu her daim yoksul damlarda dolaşacak... Tıpkı Güney ve diğer 101 barış güvercini gibi...

www.evrensel.net