Meriç Eyüboğlu: İmzacıları yalnızlaştırmaya çalışıyorlar

Meriç Eyüboğlu: İmzacıları yalnızlaştırmaya çalışıyorlar

Barış için Akademisyenler Grubu Hukuk Komisyonundan Avukat Meriç Eyüboğlu: Bir iddianamede karşılaşmamızın absürt olduğu durumla karşı karşıyayız

Cansu PİŞKİN
İstanbul

Barış Bildirisine imza atan akademisyenlere açılan davalara tepki gösteren Barış için Akademisyenler Grubu Hukuk Komisyonundan Avukat Meriç Eyüboğlu, barış bildirisinin Türkiye’nin önemli bir sorununa işaret eden, temel olarak bir konuda fikir açıklayan bir metin olduğunu vurguladı. Tek bir metin söz konusu olduğu halde imzacılara ayrı ayrı davalar açıldığını ifade eden Eyüboğlu, “Yani tek tek yargılanacakları şekilde bir dava sirkülasyonu var. Henüz İstanbul Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesindeki imzacılara dava açılmış durumda. Sıra dahilinde diğer üniversitelere de açılacak” dedi.

Akademisyenlerin bir bölümü için iddianamenin henüz kabul aşamasında olduğu bilgisini veren Eyüpoğlu, “İlk etapta şu anlaşılıyor; 1128, hatta ikinci imzacılarla 2212 sayıda imzacının eğer ortada bir ‘suç’ varsa kuşkusuz ki beraber bir davada yargılanması gerekir bu beklenir hukukta. Fakat tek tek davalar açılarak imzacıların yalnızlaşması, kendilerini yalnız hissetmesi ağır ceza mahkemesi yargılamasında bunun verdiği bir baskıyla karşı karşıya kalmaları planlanıyor. Yani ‘Barış için Akademisyenlerin hep birlikte olmaktan kaynaklanan dayanışma gücünün bölünmesi de planlanıyor” dedi.

İddianamenin, 10 Mart 2016 tarihli ikinci bildiriden sonra haklarında dava açılan Akademisyenler Esra Mungan, Meral Camcı, Muzaffer Kaya ve Kıvanç Ersoy’un iddianamesinin çerçevesini aynen taşıdığını ifade eden Eyüboğlu, “Ondan farklı olarak arada geçen 1 buçuk yılda yaşanan bir dizi başka şeyi bir hikaye ve öykü olarak aktarmış. Bir iddianamede karşılaşmamızın absürt olduğu durumla karşı karşıyayız. Suç isnadı olarak nitelendirilemeyecek pek çok sayıda şey, iddianameye ‘suçmuş’ gibi girmiş” diye eleştirdi. 

‘DAYANIŞMA SUÇLAMA İÇİN HUKUKİ GEREKÇE OLABİLİR Mİ?’

İddianamede akademisyenlere yöneltilen, “Ulusal ve uluslararası kamuoyunda Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını zedeleme” suçlamasının  komik ve absürt olduğunu ifade eden Eyüboğlu, “Zaten metin aslında yaşanan ağır hak ihlallerinin yaşam hakkı başta olmak üzere mutlaka bir denetime, denetlemeye, bağımsız gözlemcilerin raporlarına ihtiyaç duyduğunu söylüyordu. Doğal olarak metnin sonrasındaki süreçte yaşanan hak ihlallerinde uluslararası hak örgütlerinin gözü hep bu davada ve bu süreçte oldu” dedi. Barış bildirisinin yayımlanmasının ardından imzacı akademisyenlerin dava, yargılama, gözaltı tutuklama, ihraç, ölüm tehditlerine maruz kaldığına dikkat çeken Eyüboğlu, “Bu kadar açık ve kocaman bir ihlalin yurt içinden de, yurt dışından da fark edilmemesi mümkün değildi” dedi.  Duruşmalara ve diğer yapılan toplantılara, etkinliklere çok sayıda akademisyenin yanı sıra hak örgütü temsilcilerinin de katıldığını, yurt dışındaki akademisyenlerin de protesto ve dayanışma maksadıyla barış bildirisine imza attığını da söyleyen Eyüpoğlu, “Tüm bunların bir rahatsızlık yarattığını tahmin etmek zor değil. Peki bu hukuki bir gerekçe midir? Hayır. Terör örgütü propagandasının unsurlarından biri midir? Hayır değildir. Türkiye’nin yurt dışındaki itibarını zedeleyen bizatihi hükümetin tutumudur zaten. Eni boyu, altı üstü bir metinden oluşan Türkiye’nin önemli bir sorununa işaret etmenin dışında aslında temel olarak bir konuda fikir açıklayan bir metnin bu kadar çok gürültü koparması ve hukuki diyemiyorum böyle bir politik sürecin izlenmesi ile yurt dışında Türkiye’nin itibarını ayaklar altına alan imzacılar değil onlara böyle bir süreç yaşatanlardır” diye devam etti.  Bildirinin İngilizce halinde birkaç kavramın değiştiği iddiasının da yanlış olduğunu ifade eden Eyüboğlu, “İddianamede, metnin içinde terör örgütü propagandasının unsurları var. Unsurlar da şiddeti övmek, teşvik etmek diye sıralanıyor. Terör örgütü propagandasından ceza vermek için de bu unsurların olması aranıyor. Fakat şu düzlemde bakarsak iddianame zaten böyle bir çaba içinde değil. İddianame başka bir öykü anlatıyor” dedi. 

SOKAK DERSLERİ BİLE İDDİANAMEYE SOKULDU

Bildiriye İstanbul ve Galatasaray Üniversitesi’nden imza atan akademisyenler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede 7,5 yıl hapis cezası istendi. İddianamede hem 11 Ocak 2016 tarihli “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisi hem de akademisyenler Esra Mungan, Meral Camcı, Muzaffer Kaya ve Kıvanç Ersoy’un 40 gün tutuklu kalmasına gerekçe gösterilen 10 Mart 2016 tarihli “Barış talebinde ısrarcıyız” bildirisi suç konusu yapıldı. İddianamede “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı  bildiriye “sözde barış bildirisi” ifadesini kullanan savcı, “PKK/KCK’nin alenen propagandası mahiyetinde” olduğunu öne sürdü.  İddianamede bazı yabancı kuruluşların daha önceden Türkiye’de yapmayı planladıkları etkinlik ya da organizasyonları Türkiye’de akademisyenlere karşı yapılan baskı ve hak ihlallerini gerekçe göstererek Türkiye’yi uluslararası kamuoyunun hedefi haline getirmek amacıyla iptal ettikleri öne sürüldü.

Savcı bu iddiasının ardından “Türkiye Cumhuriyeti devletini ve hükümetini yüzde yüz haklıyken haksızmış gibi göstermeye yönelik propagandayı daha da sansasyonel hale getirmeye yönelik bu tür eylemlerin kendiliğinden geliştiğini ve birbirinden bağımsız olduğunu düşünmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı. İhraç edilen akademisyenlerin yaptığı alternatif dersler de iddianamede suçlamaya konu yapıldı.

İddianame savcısı, Akademik nöbet ve sokak derslerinin “sorunu tırmandırmaya yönelik olduğu”nu ve “yapılan propaganda ile kamuoyunun ve üniversite gençliğinin işlenen suça ortak edilmek istendiği”ni savundu. 

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Ekim 2017 06:18
www.evrensel.net
ETİKETLER Meriç Eyüboğlu