Darbeyi kuleler, köprüler mi yaptı?

Darbeyi kuleler, köprüler mi yaptı?

CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre: 15 Temmuz’un üstünü örtenler 15 Temmuz’un sorumlularıdır.

Serpil İLGÜN

HDP ve CHP’li milletvekillerinin de tutuklanmasını kolaylaştıran OHAL rejiminin yol taşlarını döşeyen süreç, bir ay sonra birinci yılını dolduracak olan 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında hızlanmıştı.

İç ve dış siyasetteki gelişmelerin hızlı akışı, geçtiğimiz hafta başında TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu taslak raporuna muhalefetten gelen şerhlerin, gerektiğince tartışılmasının önüne geçti.

Çalışmaların tamamlanmasından 4.5 ay sonra açıklanan taslak rapora MHP bile itiraz ederken, en kapsamlı muhalefet şerhi komisyonun CHP’li üyelerinden geldi.

Aykut Erdoğdu, Sezgin Tanrıkulu, Aytun Çıray ve Zeynel Emre, “Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan Kontrollü Darbe” başlıklı 307 sayfalık bir rapor hazırladı. CHP vekilleri bu raporda, darbe komisyonunun AKP’li üyelerince sunulan taslak raporda örgütün siyasi ayağına ilişkin hiçbir bulguya yer verilmediğine, tersine sorumlu ve fail karmaşası yaratılarak, konunun örtbas edilmek istendiğine dikkat çekiyor. Altını çizdikleri bir diğer nokta da, komisyon çalışmaları süresince dinlenen ve FETÖ yapılanmasında siyasi iradenin önemini ortaya koyan açıklamalara taslak raporda yer verilmemesi.

CHP raporunu, 15 Temmuz’un aydınlatıl(a)mayan karanlık noktalarını ve AKP tutumunu, TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu üyelerinden, CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ile konuştuk.

15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu taslak raporuna itirazınızın temel noktaları neler?

Önce, komisyonun adını, niçin kurulduğunu hatırlatalım. Komisyonun adı “15 Temmuz FETÖ Darbesinin Araştırılması, Tüm Yönleriyle Ortaya Çıkarılması ve Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi”. Öyleyse ilk etapta 15 Temmuz’da ne olduğunun araştırılması lazım. Çünkü işini doğru yapacaksan odaklanman gereken birinci nokta 15 Temmuz. 15 Temmuz’u bütün yönleriyle aydınlattıktan sonra oradan geriye gitmek lazım. Cemaat ilk faaliyetini ne zaman yaptı? Faili meçhul cinayet mi işledi, yoksa kumpas davaları mıydı? Kamuoyu olarak bildiğimiz kumpas davaları. Geriye giderken şuna da bakmak lazım; şayet bir yapının örgütlü olarak suç işlediğini görüyorsanız, biliyorsanız ve buna rağmen destek ve kadro veriyorsanız o zaman sizin sorumluluğunuz var. Bence bakılması gereken nokta bu. Bugün toplumdaki adalet duygusunun zedelenmesinin nedenlerinden biri de, geçmişe doğru giderken bazı isimlerin, bazı yapıların ayıklanması. Biz komisyon raporumuzu yazarken onların raporunu aldık baktık, raporda ta fi tarihine kadar bu işi götürüyorlar 1950’lere 60’lara kadar. Yani adeta deprem olmuş, sel olmuş, bir doğal afet olmuş, bu yaşananlar da o doğal afetin sonucuymuş gibi ele alınmış. İktidar AKP de olsa, CHP de olsa, MHP de olsa aynı şey olacakmış gibi konuşuyorlar. Yani ortaklığı, işbirliğini, yollarda beraber yürümeyi örten, belirsizleştiren bir yaklaşım. AKP geçmişten 2012’ye 2013’e kadar bu yapıya ciddi destek olduğunu zaten saklayamıyor ama işin içine daha fazla girildiğinde şu görülüyor ki, artık bu yapının tehlikeli ve suç işlediklerini bildikleri dönemde dahi destek olmuşlar. Ne zamana kadar? Kendilerine dokunana kadar. Yani 17-25 Aralık... Ama orada şunu da söylüyorum, madem 17-25’i baz alıyorsunuz, 17-25’ten sonra da sizin FETÖ’ye destek olduğunuzu gösteren çok sayıda delil var.

Mesela?

Mesela şu an desteklediğiniz savcıların yazdığı iddianamelerde var bu deliller. 2014, 2015, 2016 YAŞ atamaları var. Darbeden birkaç ay öncesinde albayların emekliliğe sevk edilmesine yönelik kanun var. Durum böyleyken, adeta şöyle bir şey yaptılar; yapan AKP’liyse suç yoktur! Operasyonlarda belki belli sayıda AKP’li de gözaltına alındı filan ama bilmem ne ilçesinin, bilmem neresindeki yöneticisi. Yani etkili, önemli konumdakiler değil. Dolayısıyla burada ülkeye zarar veren bir yapıyla mücadeleden ziyade, “bana dokunanla mücadele ederim” çıkıyor. İtirazımızın temel noktalarından birisi bu.

İkincisi, raporda da yazdıkları, basın toplantısında Komisyon Başkanı Reşat Petek’in çıkıp güya 50 yıl önce Fetullah Gülen’in CHP’ye 5 bin lira para yardımı yaptığını iddia ettiği sahte makbuzu göstermesi de bizim açımızdan kabul edilemez noktalardan biri oldu. Yani siz bu kadar ortaklık yapacaksınız, bu kadar birlikte hareket edeceksiniz, bir sürü insanın canını yakacaksınız, kumpasları savunacaksınız, altlarına zırhlı Mercedesler çekeceksiniz ondan sonra siyasal ayak sorusuna da o makbuzu göstereceksiniz! O kadar uzun boylu da değil gerçekten.

Raporumuzda da açıkça söyledik, o günlerden 15 Temmuz’a gelinceye kadarki süreçte yaşananlar göz göre göre gelmiş. 2004’teki MGK kararı ve oradaki sunumda, bu yapının nihai amacının devleti ele geçirmek olduğu zaten yazıyor. Bunu göz ardı etmişsin, oradan gelmişsin 2014’te mücadele yönünde karar almışsın, 2014’ten bugüne kadar ne yapmışsın? Bakın, darbenin sivil yöneticileri diye Akıncılar Üssü’nde yakalananların geçmişlerine baktığınızda o ilişki ağlarını görebiliyorsunuz. Bunlar göz göre göre gelip Ankara’da nasıl darbe toplantıları yapıyorlar? İkincisi, hadi diyelim ki sizin hangi gün hangi saatte darbe yapılacağına dönük istihbaratınız yoktu, -çünkü, “biz darbe yapılacağına yönelik bilgiye sahiptik ama gününü ve saatini bilmiyorduk” diyorlar- madem öyle, peki o gün bir binbaşı MİT’e gidiyor ve MİT Müsteşarı’nın alınacağını söylüyorsa, o an, yani saat 14.30 zaten darbenin ihbarıdır. Fakat o saatle, MİT Müsteşarı’nın kışladan çıktığı zamana kadarki süre de çok karışık. Yani bu iş öyle ‘eniştem aradı, o söyledi’ filan diye geçiştirilecek bir şey değil.

Raporda, 15 Temmuz için ‘Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan Kontrollü Darbe’ diyorsunuz. Halen tartışıldığı için soralım,  ‘kontrollü darbe’yle ne kastediyorsunuz? Darbeyi kontrol eden kim? MİT mi, ordu mu, siyasi iktidar mı?

Bizim burada muhatabımız siyasi irade. Çünkü diğerleri bürokrat. Kime bağlı, başbakana, cumhurbaşkanına bağlı. Mesela Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, kuvvet komutanları komisyona gelmediler. Neden? Çünkü izin verilmedi. Biz dedik ki hayatta olan cumhurbaşkanlarını dinleyelim, önceki başbakanlara da gidelim. Çünkü cemaatin özel önem verdiği, yerleştiği adalet bakanlığı, emniyet, mülkiye, askeriye, eğitim gibi kurumlar var. Bunları dinleyelim. Yok, onları da dinlemeyelim. Yaptığımız onlarca öneri AKP’li üyelerce kabul edilmedi. Kabul edilmiyorsa bu ne demek, siyasi iktidar engelliyor. Bu işin sorumlusu kim? Engelliyorsan sensin. Dolayısıyla kontrollü darbenin muhatabı iktidardır. Tabii bunun üzerinde bir polemik konusu yapıldığı için basın direkt onun üzerine yöneldi hatta bazıları da bunu farklı anlamlara çekti.

‘CHP kontrollü diyerek, darbeye tiyatro demek istiyor’ denildi...

Biz tiyatro demedik. Yapan ana unsurun FETÖ olduğunu da söyledik. Ama ortada bir gerçek de var, önceden birçok istihbarat, bilgi olmasına rağmen siz böyle bir şey başımıza gelirse nasıl önleyeceğiz diye bir plan yaptınız mı? O gün özelinde ne yaptınız? Orası da boşlukta. Bu işin sonuçları ne oldu ve bu işten kim yararlandı? Herhalde biz yararlanmadık. Bu işten direkt AKP yararlandı. Dolayısıyla bizim muhatabımız da o.

Şu eleştiriler de yöneltildi: Bir darbe kontrol edilebilir mi? Kontrollü bir darbede 249 kişi hayatını kaybeder mi? Saat öne çekilerek kontrol mü edilir?

Somut delillerle ortaya şu çıkıyor: Orduda bir kriz anında neler yapılacağı belli. Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın da ifadesi var, “Böyle bir durumda tüm komutanlar yerinde olur ve asker kışladan çıkmaz. Bu uygulanmış olsaydı hiç bunlar olmazdı” dedi. Şimdi biz de diyoruz ki bu niye uygulanmadı? Ki erken bir saatte öğrenmişsiniz. Oysa bakıyorsunuz kuvvet komutanları ve önemli generaller ya düğünde ya bir yerlerde. Bunu nasıl izah edeceğiz? Edemiyoruz.

15 Temmuz’un aydınlatılmaya muhtaç başkaca önemli noktaları neler?

Doğrusu 12 Eylül olsun, önceki darbeler olsun, darbe girişimleri olsun, hiç bu kadar enteresanlık yok. En temel soru, madem bu veriler vardı niye önlenmedi? Atılan tiweet’ler var, işte “yatakta basacağız, şafakta asacağız” diye. Yine iddianamelerde de yer alan Gülen’in haki renkli cübbeyi giymesi vs. var. Darbe olacağını yazan yazarlar var. Bütün bunları üst üste koyduğunda demek ki böyle bir şey olabileceğini biliyorsun. Belli isimler bunu biliyor yani.

Kim bu isimler?

Biz tabii iktidar içindeki şu şu isimler biliyordu, şu isimler bilmiyordu deme durumunda değiliz. Biz şunu söylüyoruz, bu bilgiler ortada. Belli kişilerin bu işten bilgi sahibi olduğuna yönelik veriler var anlattığımız gerekçelerle. Diyelim ki, biz bu konuda yanılıyoruz, değerlendirmemiz yanlış. Ama herkesin mutabık olduğu bir şey var, darbe olacağına yönelik istihbarat zaten var, öyleyse saat 14.30’dan akşam 21.30’a kadar olan sürede ne yaptınız? Yine raporumuzda da yer verdik, darbe girişiminden bir gün öncesinde Akar-Fidan görüşmesi var. Bu görüşme neydi, ne görüşüldü bilemiyoruz. Komisyona gelselerdi bunu soracaktık.

Diğer yandan darbeden son anda haberdar olan, hatta televizyondan öğrenen yetkililer var. Örneğin Cumhurbaşkanı’na Başbakan’a, İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü’ne haber verilmiyor. Belirttiğiniz üzere, Genelkurmay Başkanı uçaklar havalanmasın vs emirleri veriyor ama kuvvet komutanları düğüne gidiyor ve orada derdest ediliyorlar... Bunun nasıl bir izahı olabilir?

Bu soru işaretlerinin hepsine raporumuzda yer verdik. Daha fazlası için, yani şudur budur denebilmesi için somut kanıt olması lazım. Bakıldığında o gün önce MİT Müsteşar Yardımcısının, sonra Müsteşarın Genelkurmay’a gitmesi, gelen ihbarın ciddiye alındığını gösteriyor. Gitmişsiniz Genelkurmay Başkanı’na, o da emir vermiş, bunlar olumlu davranışlar olarak görülebilir. Yani bu darbe gece 03.00’te olsaydı daha kötü sonuçlar da verebilirdi, bunda bir tereddüdümüz yok zaten. Ama yine bütün bunlara rağmen bir türlü oturmayan şeyler var; kuvvet komutanlarının o gece düğüne gitmesinden tutun da, niye o saat itibariyle daha farklı önlemler alınmadığına kadar bir sürü soru işareti var.

İKTİDAR DARBE SÖYLENTİSİNİ SOPA OLARAK TUTUYOR

Malumunuz, yeni bir darbe yapılacağı söylentileri diri tutuluyor. En son 15 Haziran’da olacağı yazılıp çizilmişti. Sizce yeni bir darbe ihtimali söz konusu mu?

Söylenenleri gerçekçi bulmuyorum. Biz, örneğin “OHAL kalksın” deyince bu söylentileri yayıyorlar. Biz “yapılanlar haksızlık, adaletsizlik” diyoruz, bu söylentileri yayıyorlar. Yani istediklerini yapmak için bunu korkutucu bir sopa olarak tutuyorlar. Halka, kendi kitlesine, “bakın görüyorsunuz darbe tehlikesi var, hukuk falan önemli değil, bu daha önemli” gibi bir hava oluşturuyorlar. Ben Türkiye’de darbe olacağına inanmıyorum. Böyle bir şeye artık kimse teşebbüs etmez.

SÜRECİN ÜSTÜ PLANLI OLARAK ÖRTÜLÜYOR

Meclis Darbe Komisyonu’nun kurulduktan 71 gün sonra çalışmaya başlaması, MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı gibi kilit isimleri çağırmaması, çalışmaların apar topar bitirilmesi, taslak raporun 4.5 ay sonra yayınlanması ve raporun muhalefet partilerinin üyelerinden habersiz hazırlanması... Bütün bunları alt alta koyduğunuzda komisyonun işlevi, maksadı için neler söylersiniz?

Bunlar, “Biz bu komisyonu istemeden kurduk”un açık ifadesi. Gördüğüm o. İnanın insan utanıyor söylerken ama bu kadar önemli bir komisyona en son çağrılanlara bakın, raporumuzda da yazdık, Borsa İstanbul Başkanı, Kızılay Başkanı… Hakikaten şaka gibi. Hani neredeyse kanarya severler derneği başkanı falan çağrılacaktı.

15 Temmuz oldu, daha sonra 20 Temmuz’da OHAL ilan edildi, OHAL süresince Meclis by-pass edildi, “OHAL üç ay bile sürmez” beyanından bugün “OHAL niye kalksın ki”ye geldi. Oradan da rejimi değiştirmeye doğru adım adım devam etmeye başladılar. Genel siyasetteki amaç bu işten faydalanmak olunca, komisyon da üstünü örtmeye gitti. Bütün bunları üst üste koyduğumuzda planlı olarak, yaşadığımız sürecin üstünü örtme var. Mesela dikkat ediyorum, sıkışılan yerde “şehitlerimiz var” gibi duygu sömürüsü yapılıyor. Halbuki eğer gerçek anlamda o gün yaşanan kayıplar için hesap sorulacaksa, şehitler, gaziler deniyorsa işte samimiyet testi bu çalışma. Bu anlamda komisyonun yaptığı görev tarihi ve önemliydi. Ancak komisyonun çoğunluğunu oluşturan AKP’li üyeler eliyle bu olmadı.

Şu da önemli; böylesine önemli bir komisyonun çalışma süresi dört ay ve uzatılmıyor. Çünkü 9 Aralık tarihinde Cumhurbaşkanı birdenbire “Komisyon çalışmalarını tamamlayıp raporunu verirse iyi olur” dedi, o da emir telakki edildi AKP’liler tarafından. Çünkü o tarihlerde toplantıları haftada bire indirmeye, gezilerle geçiştirmeye başladılar. Komisyon yapması gereken işleri yapar, zaman kalırsa önemli noktalara gidip bakılır, itirazımız olmaz. Ama siz kilit insanları çağırmayıp gidip kule ziyareti, köprü ziyareti yaparsanız olmaz. Yani darbeyi kuleler, köprüler mi yaptı? Raporlar, görüntüler var, tanıkları zaten dinlemiştik, siz her şeyi yaparsınız, zaman içinde ziyaretler de yaparsınız ama haftanın bir günü çalışıp, onu da ziyarete ayırdığınız zaman ortaya başka bir şey çıkıyor.

O.K, “MİT’E OPERASYON YAPILACAK” DEMİŞ OLSA BİLE BU ZATEN DARBEDİR

15 Temmuz’da MİT’e giderek darbeyi ihbar eden Binbaşı O.K’nin “darbe yapacaklar” demediği, “MİT’e saldırılarak, Hakan Fidan’ın alınacağı” ihbarında bulunduğu, MİT’in TBMM Araştırma Komisyonu’na gönderdiği raporda belirtilmişti. Meclis Darbe Araştırma Komisyonu taslak raporu yayınlandıktan sonra komisyona yazılı ifade gönderen Genelkurmay Başkanı Akar’ın beyanı da aynı doğrultudaydı. Tartışmalar sürerken, Binbaşı O.K’nin 11 Ağustos 2016’da savcılığa verdiği ifade ortaya çıktı. Buna göre O.K darbeden söz etmiş. O.K’nin nice sonra ifadesinin ortaya çıkması, “Ankara’da bazı kişilerin darbe günü olup bitenin gizli kalmaması için harekete geçtiği” şeklinde yorumlandı. Ne dersiniz?

Bizim de raporumuzda çelişkiler olarak yer verdiğimiz kısımlardan biri de o. Binbaşı O.K kilit taşlardan biri. Gidiyor çok önemli bir ihbarda bulunuyor. Kaldı ki, O.K sadece “MİT’e operasyon yapılacak” bile demiş olsa, bu zaten darbedir. O.K saat kaçta MİT’e gidiyor? 14.20’de. Kimliğinin teyit edilmesi vs. hepsi için saat 16.00 diyelim. İlk askerin kışladan çıktığı saat için 21.30’lardan söz ediliyor. Arada neredeyse 5.5- 6 saatlik bir süre var. Darbe girişimine fiilen aktif olarak katılan asker sayısı da belli, baktığınızda bu askerleri bastırma imkanı var, yani sonuçta darbeci askerleri bastıran temel unsur da yine asker. Saat itibariyle daha erken hareket etse zaten bunu yapabilirdi. Şöyle bir enteresanlık daha var; tanık olması gereken O.K tanık olamıyor çünkü daha sonra MİT görevlisi olduğuna yönelik haberler çıkıyor. Oysa bu kadar kilit bir davada tanıklık yapabilmesi lazım. Ama işte MİT kanunu gereğince tanık da olmuyor. Ben şunu söylüyorum, herkesin gözünün önünde gerçekleşen bir darbe girişimi ortadayken bütün yönlerinin bilinmesi vs. niye engellensin? Bunlar neden sır olsun? Bunun mantığı ne?

Bunlar haklı sorular ama Ankara’da olan bitenin gizli kalmaması için birilerinin harekete geçtiğini düşünüyor musunuz peki? Ve bu birileri kim?

Bence bu ihtimal masada duruyor. Çok güçlü bir şekilde bu işin tüm yönlerinin ortaya çıkarılması istenmiyor, onu görüyorum. Ama şu da bir gerçek; özellikle bazı iddianamelerde önemli bilgi ve belgeler var. Yargılanmalar devam ettikçe hakikat er ya da geç ortaya çıkacak. Ben tahminler üstünden bir beyanda bulunmak istemiyorum çünkü spekülatif olur. “Eldeki veri ne” derler. Bilmediğimiz kısmı o açıdan söyleyemiyoruz. Bildiğimizi söylüyoruz. Bu darbe girişiminin bir planlama aşaması var, görevlendirme listesi var. Ana gövdesini FETÖ’cülerin oluşturduğu gerçek, bunlar inkar edilemez şeyler. Yargılamalar sonucunda da bu işi planlayanların hak ettikleri cezayı almaları, Türkiye’de darbe dönemlerinin kapanması adına da bunların yapılması lazım. Bunun ötesinde olan soru işaretlerine, bilgilere, belgelere raporda yer verdik. Hazırladığımız rapor meseleyi çelişkileriyle birlikte oldukça tutarlı bir şekilde ortaya koyuyor. Bununla birlikte süreci de parti olarak takip etmeye elbette devam ediyoruz. Bulgularımızı sürekli basınla da paylaşıyoruz.

SORUMLU BU İŞİN ÜSTÜNÜ ÖRTENLER

15 Temmuz konusuna aylardır yoğun bir mesai harcamış, konuyla ilgili bir sürü yayın, iddianame vs. okumuş bir milletvekili olarak darbe girişimine dair nasıl bir okuma yapıyorsunuz?

Bütün resmi birleştirdiğimizde ben diyorum ki bir devleti devlet yapan en önemli organ adalet mekanizmasıdır. Adaleti tesis etmeden toplumdaki huzuru da sağlayamıyorsunuz. Bunun için öncelikle bu yaşanan olaya sebebiyet veren herkimse mutlaka adalet önünde bunun hesabını vermelidir. Siyasetçiler de bunun hesabını sormalıdır. Bu hem 15 Temmuz özeli için geçerlidir hem 15 Temmuz’a giden yolları, imkanları sunanlar için geçerlidir. Ancak insanların adalete olan inancı yerle bir olmuş durumda, sebebi de iktidarın yaptıkları ve yapmadıkları, engelledikleri.

Bu tespitiniz genel bir hissiyatı ortaya koyuyor kuşkusuz ama kişisel gözleminizi merak ediyoruz; 15 Temmuz’u nasıl tarif ediyorsunuz? Darbe kontrollü yapılarak ne amaçlandı? Ana gövdesi FETÖ dediniz ama ya diğer unsurlar?

İktidar hedeflediği, geçmişte yapamadığı birçok şeyi 15 Temmuz’un şok ortamıyla gerçekleştirdi. Yani bir OHAL ortamı var, OHAL’in bitmeyeceğini de ayan beyan söylüyor Cumhurbaşkanı, istedikleri gibi istediği rejimi oturtma adına her şeyi yapıyorlar bu ortamda. Bütün bu yaşananlara rağmen, ki arada itiraflar oldu, mesela “Rabbim de milletim de affetsin bizi” gibi. “Allahın lütfu” da başka bir itiraftı. Dolayısıyla benim açımdan “sorumlu kimdir” derseniz, raporumuzda da açıklıkla yazdık, bu işin üstünü örtenler bu işin sorumlularıdır.

ELDEKİ VERİLER AKAR VE FİDAN’IN DARBECİ OLMADIĞINI GÖSTERİYOR

Yargılamalar bahsinde, üst rütbelilerin yargılandığı darbe çatı davası önemli. Darbeci generallerin savunmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Açık kanıtlara rağmen suçlamalar reddediliyor, MİT, ordu, siyasi iktidar sorumlu olarak gösteriliyor. Örneğin, Tuğgeneral Erhan Caha, "Bu vahim ve menfur darbe teşebbüsü, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve MİT müsteşarının, planı, bilgisi ve kontrolü dahilinde olmuştur" iddiasında bulundu…

Evet, kamera kayıtlarından, tanık ifadelerinden ayan beyan darbeci oldukları, insanların ölümünden sorumlulukları net olduğu halde manipüle etmeye çalışılıyor, o görülüyor. Onun farkındayız, biz kim suçlu, kim masum bunları da irdeliyoruz. Sonuçta bakıyoruz hepsine ama en nihayetinde Akar da, Fidan da darbeci değil. Bu adamların katılmadığı ortada, şu an ki veriler bunu gösteriyor. Dolayısıyla darbeci olduğu aşikar birinin suçtan kurtulmak için “onlar da şuydu buydu” demesi havada kalır. Bunlar hep yorumlar. Verilerle gitmek zorundayız. Ve bu iddiaları doğrulayan bir veri elimizde yok şu anda.

Peki İktidarın davalara yaklaşımını nasıl yorumluyorsunuz?

Valla bugünkü Türkiye ortamında, bugünkü yargı, adalet mekanizması içinde şu görülüyor ki fiilen bu işe müdahale ediyorlar. Ona da şuradan varıyoruz, çok geniş toplumsal bir tabana yayılan bir örgütten bahsediyoruz ve bu örgütün çaycısını da, askerini de, polisini de, esnafını da aldınız ama iş siyasetçiye gelince kalındı orada. Hiç mi siyasetçi yok? Ya da bir siyasetçinin damadı, dayısı vs. çıkınca mı adli kontrol hükümleri akla geliyor, yurt dışı çıkış yasağı ile o kişiler bırakılıyor. Dolayısıyla, burada siyasi bir el olduğunu, iktidarın buna müdahale ettiğini düşünüyoruz.

Bylock kullanımı, siyasi ayağın ortaya çıkması meselesinde de temel delil olarak sunuluyor. AKP’li siyasetçiler, milletvekilleri için de “şu kadar milletvekili, bakan bylock kullandı” şeklinde haberler çıkıyor ama mağdurları da hatırladığımızda bylock tek başına siyasi ayağı ortaya çıkaracak bir kanıt olabilir mi?

Bylock iddianameler ve tespitlere göre önemli delillerden biri. Yüz binlerce kullanıcıdan söz ediliyor. Komisyonun ilk zamanlarında tüm bylock listelerini istedik. Dediler ki soruşturmaların gizliliği var, zarar verebilinir. Fazla bir itirazım yok, olabilir de çünkü ama en azından Mecliste kullanan olup olmadığının komisyon eliyle ortaya çıkarılması lazımdı. Fakat bu talebimizi de reddettiler. Dolayısıyla güçlü bir delil olarak görünüyor.

BERBEROĞLU ÜZERİNDEN TÜRKİYE’NİN REFLEKSİ ÖLÇÜLÜYOR

Adalet nöbetini başlatan Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının barındırdığı mesaja sizin yorumunuz ne?

Çok net, STK’ları etkisizleştirdiler, medya büyük oranda kontrolleri altında, üniversiteleri rektör atamalarına kadar ele geçirdiler, yargıya hükmediyorlar. Ne kaldı geriye? Geriye CHP kaldı. CHP’yi arzuladıkları rejimin inşasının önündeki son engel olarak görüyorlar. Dolayısıyla, Berberoğlu’na verilen ceza hukuki değil, siyasi bir karar, bir saldırı olarak görüyoruz. Tepkimiz en başta buna ama sadece bu da değil, bu bir birikimin sonucunda oluşan bir tepki. Yani Berberoğlu’na tutup da ağırlaştırılmış müebbet hapis, sonra indirim uygulayıp 25 yıla indirmenin hukuken tartışılacak bir yanını görmüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun haber değeri olan bir olay haber yapıldığı için –ki, daha önce bu haber pek çok yerde çıkmıştı- müebbet ceza verilmesi kabul edilemez. Kaldı ki bu insan bütün duruşmalara katılmış, o gün de karar duruşmasında hazır bulunmuş ama sen kaçma şüphesi var diye kesinleşmemiş bir kararda tutuklama veriyorsun. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda Enis Berberoğlu üzerinden CHP’nin sonra da Türkiye’nin refleksini ölçüyor, benim düşüncem o. Yani tepkisi ne olacak? Ona göre diğer adımlar gelecek bence. Hesap o.

Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasına giden yolun milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına “evet” diyerek CHP’nin döşediği hatırlatılarak, “CHP özeleştiri yapar mı, yanlış bir karardı der mi” diye soruluyor…

Genel Başkanımızın dokunulmazlıklar oylaması sürecinde söyledikleri üzerinden yürüyen bir tartışma var ama bugün geldiğimiz nokta bunun ötesinde. Çünkü Genel Başkanımız ilkesel olarak bunu söylemişti. Devamında “milletvekilleri tutuklu yargılanamaz” da dedi. Bugünden tekrar o tartışmanın açılmasını doğru bulmuyorum.

Yöneltilen bir diğer eleştiri de şu; HDP’li Eş Başkan ve milletvekillerinin tutuklanması konusunda bir şeyler yapılsaydı, bugün Enis Berberoğlu cezaevinde olmazdı…

Evet bu söyleniyor, “sizin partinizin milletvekiline tutuklama yapılınca başladınız ses çıkarmaya” da deniyor. Ama işin aslı bu değil. Genel Başkanımız dahil bütün partililerin beyanları ortada, o zaman da tepki gösterdik. Dedik ki, seçilmiş bir iradenin Meclise tam olarak yansıması temel bir ilkedir. Milletvekilini yargılayabilirsin ama ortada kesin hüküm yoksa milletvekili sıfatını taşıyorsa tutuklamaman lazım, biz bunu hep söyledik. Bugünkü tepkinin büyük olmasını da sadece bizim milletvekilimize yönelik olması olarak değil, içinde yaşadığımız genel adaletsizliğe bir tepki olarak görmek lazım.

AKP GÜNÜN SONUNDA KENDİ TABANINI DA KAYBEDECEK

AKP’nin “ikinci bir Gezi yaratmak istiyorlar, CHP halkı kışkırtıyor” yaklaşımı için neler söylersiniz? Diğer yandan kimi AKP’li siyasetçi ve yorumcular da, Berberoğlu’nun tutuklanmasını “AKP’ye yargı eliyle operasyon çekilmesi” olarak değerlendirdi.

Doğrusu bunu AKP’li milletvekillerinin söylemesi anlamlı! Birileri bize tuzak kuruyor diye düşündüklerine göre onlar da yapılanları doğru bulmuyor demek. Ama öyleyse yanlışsa sahip çıkmaman, eleştirmen lazım. Eğer operasyonsa müdahale etmen lazım. Efendim “bunun üzerinden CHP yeni bir şey planlıyor” filan demek büyük haksızlık. Bizim yaptığımız, Genel Başkanımızın yaptığı adalet yürüyüşü bir tepki. Demokraside bu var zaten.

Bu yapılanlar akıl karı değil. Bundan geri dönecekler bence. Aksi takdirde AKP günün sonunda kendi tabanını da kaybeder. Son referandumda bunun belirtilerini gördük, bu erime böyle devam eder.

www.evrensel.net
ETİKETLER Zeynel EmreCHP

2 yorum yapılmış

  1. Recep 4 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

    A k P The End

  2. nafi 4 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

    gülenle tayyip erdoğan kavgası nasıl bitecek fikriniz nedir?

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.