İyi ki mücadele etmişim…

İyi ki mücadele etmişim…

6 kardeşin en küçüğü olarak Elazığ’da doğdum, ilk, orta ve lise eğitimimi orada tamamladım. Babam kızların okumasına çok önem veren biriydi, ”yeter ki okuyun, ben gereken her şeyi yaparım” derdi. Gerçi iki kez Sağlık Meslek Lisesi’ni kazandım, ağabeylerim “bir sürü erkekle gece nöbeti mi tuttur

Bursa’dan bir kadın


Aile apartmanı
Bursa’ya Erzurumlu bir aileye gelin gittim, ama hiçbir şey söyledikleri gibi olmadı. Evim, düzenim ayrı olacaktı. Kayınpeder, kayınvalide ve üç elti ile birlikte bir aile apartmanında sanki hep birlikte yaşıyorduk. Kendimi sadece hizmetçi gibi hissediyordum, aile düzeni, yaşayışları benim büyüdüğüm aileye hiç benzemiyordu. Aşırı tutucu, baskıcı Bursa’ya 30 yıl önce göç eden Erzurum’lu bir aile. İlk 5 yıl onlar ne istediyse yaptım, onlar gibi giyindim (tesettüre girdim), onlar gibi yaşadım. Artık kendimi tanımıyordum, kendimi unutmuştum. Hatta hiç abartmıyorum, temizlik yaptıktan sonra duş almama bile “gece yaparsın!” deyip azarlıyorlardı. Bu koca şehri hiç tanımıyordum, yapayalnızdım, hiçbir yere, eşimle dahi göndermiyorlardı. Evlenir evlenmez hamile kalmıştım, belki hemen hamile kalmasaydım baba evine dönebilirdim… Bilmiyorum, 17 sene önceki durumlar... Biraz da kendim ettim, kendim buldum diye her şeyi içime atıyor, aileme de açılamıyordum.

Ne denirse yapılacak
Stresli bir hamilelik ve 21 yaşında bu koşullarda hem de tek başına anne olmak da çok zor geldi bana. Oğlum anne sütü almadı, çünkü kayınvalidem emziği bala batırarak verdiği için memeyi reddetti. Sürekli ağlıyordu, geceleri onunla birlikte ben de ağlıyordum; her şeye, kaderime… Eşim ailesinin karşısında tek bir söz bile söyleyemiyor, olanları biliyor, sadece kabulleniyordu. 5 yıl sonra kızım dünyaya geldi, artık 4 kişilik bir aileydik. Eşim fabrikada asgari ücretle çalışıyordu, gelen para yetmiyordu, bu arada ben de iş aramaya başladım bin bir zorlukla.
Kızım artık 3 yaşına gelmişti, bir yakınımız aracılığıyla sağlık alanında taşeron bir firmaya girdim. İşe girdiğim ilk gün, şehrin dışında bir sağlık ocağının inşaatı yeni bitmiş, temizlenecek dediler. Hava kar, kış nasıl soğuk. 4 kadın bir şoför arabaya bindik gidiyoruz, düşünün iş yaşamını hiç bilmiyorum, hiç tanımadığım bir adam ve dört kadın hiç bilmediğim bir yere gidiyoruz. Ama mecburum, işe ihtiyacım var, “ne denirse yapılacak” dendi. Bir taraftan da çok mutluydum, insanların arasına girmiş, kendimi bulmaya başlamıştım. Azıcık paraya çok iş yapsak da razıydım. Haksızlığa uğruyor ama ses çıkaramıyorduk, “kapı orada, giderseniz gidin, sırada çok adam var” diyorlardı.

Şiddet nasıl başladı
İşim çok yorucu, ev aynı şekilde, her iş bana bakıyor. 2 küçük çocuk, yemek, temizlik derken omuzlarımdaki yük gittikçe artıyordu. Kendimi tükenmiş hissediyordum, eşimden şiddet görmeye de başlamıştım. Nedeni bana göre yavaş yavaş kendimi bulmaya çalışmaktı. Artık 26-27 yaşındaydım, ne zaman kendimi ifade etmeye başladım yani konuştum, dayak ta o zaman başladı. Hep susacaksın, hep onun istediği olacak, işin de olsa her yükü taşısan da hiç sesin çıkmayacak, yokmuş gibi davranırsan, dayak yemezsin.
Eşim en ufak şeyden kavga çıkarıyor, şiddete başvuruyordu. Şiddet ve dayaktan dolayı eve iki kez polis çağırdım, ilkinde bir daha yapmayacağım dedi, ikincisinde yine aynı oldu; alkol alıp geliyor, en ufak şeyden kavga çıkarıp hakaret, dayak ve şiddete maruz kalıyordum. Bir gün çok ağır hakaretler edip üstüme yürüdü, boğazımı sıktı hem de çocuklarımın gözü önünde. Bana ve aileme ağza alınmayacak küfürler etti, o an gözüm dönmüştü, her şeyi yapabilirdim, cinayet bile işleyebilirdim. Şimdi tam net hatırlamamakla birlikte yakasından tutup kapının dışına attığımı ve o gün eve almadığımı hatırlıyorum. Her şey orada bitti ve ben her şeyi göze almıştım, ortada iki çocuk vardı fakat bu duruma daha fazla göz yumamayacaktım. En sonunda mahkemeye başvurdum boşanmak için tüm gücümü toplayarak. Eşim işin ciddiyetini anlayınca, tüm tavırları değişti, şiddetten eser kalmadı. Dilekçemi geri çektirmek için gereken çabayı gösterdiğini düşünerek bir şans vermeye karar verdim.

Vazgeçmeyin
Dedim ki; demek ki kadın önce kendine güvenmeli, ayakları yere sağlam basmalıymış, gerektiğinde masaya yumruğunu korkmadan vurabilmeliymiş. Her şeyden önce kendilerini aşağılatmaya ve saygılarını yok etmeye asla izin vermemeli. Keşke bunu daha önce anlayabilseydim, ama olsun zararın neresinden dönsen kardır. O kara günlerin üzerinden 5 yıl geçti, aramızda ciddi bir sorun yok, hatta bana saygı duymaya başladı. Şimdi eşime suç bile bulmuyor, bu ana-baba, bu çevre, bu toplumda çoğu erkeğin böyle olduğunu görüyorum. Ama kadınlar da hakkını aramayı bilmeli. Şimdi diyorum ki; iyi ki mücadele etmişim ya da boynumu büküp itaat etmemişim.
Son iki yıldır çalıştığım işyerinde, hakkını arayan, bana örnek olan donanımlı hemşire arkadaşlarım var. Onlarla her şeyimizi paylaşıp fikir alışverişinde bulunuyoruz. Ben de kendimi geliştirmeye çalışıyorum, kadınlarla ilgili kitaplar okuyorum, hemşire arkadaşımın tanıştırdığı, her ay çıkan Ekmek ve Gül dergisini birlikte okuyor, tartışıyoruz. Kadın olmanın ne kadar zor olduğunu, ezildiğini ve kadınların yalnız olmadığını gördüm Ekmek ve Gül dergisinde. Hatta bu yıl, işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’a katılmayı düşünüyorum. Son olarak kadınlara mücadele edin, hiçbir zaman vazgeçmeyin diyorum.

www.evrensel.net