Bir tren istasyonunda

Bir tren istasyonunda

Adem ERKOÇAK

İstanbul’a geldiğim ilk yıllarda Yedikule’de yaşadım. O zamanlar ulaşım için bir zaruriyet olmadıkça sadece banliyö trenini kullanıyordum. Zaman zaman aynı yüzleri görsem de her bindiğimde farklı insanlar ve olaylarla karşılaşırdım. Turan Güney’le de yıllar evvel böyle karşılaşmıştık. Trenden indiğim zaman sesini duydum, “Bana eşlik eder misin?” diye. Evi istasyona yakın olduğu için kısa bir süre sonra ayrılmıştık. Ne adını sordum ne de başka herhangi bir şey. Sonra, birkaç kez daha karşılaştık.
Benim için sürpriz olan karşılaşmamız ise onu Sirkeci’de gördüğümde oldu. Kağıt mendil, çakmak, tırnak makası gibi şeyler sattığı ufak tezgahına yaklaşmış ama onu tanıdığımı söyleyememiştim. Bir adet mutfak çakmağı alıp uzaklaşmıştım. Geçenlerde yine ona rastladım. Bu kez kendimi tanıttım. Birkaç yıl evvelki ilk karşılaşmamızdan bahsettim. Doğal olarak hatırlamadı. Ama onun hikâyesini öğrendiğim kısa bir sohbet gerçekleştirebildik.

ADI KADAR TANIDIK OLMAYAN AĞIR HASTALIK

1950 yılında Giresun’da dünyaya gelmiş. Çocukluk döneminde ise ailecek İstanbul’a taşınmışlar. Çalışma hayatına erken atılan Turan Amca, gençlik yıllarında Kazlıçeşme deri fabrikalarında çalışmış. Askere gitmeden önce de evlenmiş. Döndüğünde kısa süreli bir kahvehane macerası olmuş ama sevmediğinden devam etmemiş. Yine, Kazlıçeşme’de çalışmaya başlamış. Fakat bu yıllarda Behçet Hastalığına yakalanmış. Maalesef bu hastalığa neyin yol açtığı bilinmiyor. Üstelik, kesin bir tedavisi de yok. Genel olarak bir damar iltihaplanması hastalığı diyebiliriz. Bu iltihaplar nedeniyle tıkanan damarlarda oluşan ataklar sonucu, bu damarların beslediği organlarda hasarlar oluşabiliyor. Maalesef, körlük de bu hasarlardan biri.

Turan Amca, görme yetisini bu nedenle kaybetmiş. 30 yaşından beri gözleri görmüyor. Sokakta satış yapmaya da o zaman başlamış. Önce Sirkeci, sonra Bakırköy derken 1999 yılından bu yana tekrar Sirkeci’de yaşamına devam ediyor. “Günden güne kötüye gidiyor,” dediği satışlarla eskiden ev geçindirebilse de artık günlük harçlık bile çıkarmak pek mümkün olmuyormuş. “Eskiden koli koli mendil satardık. Artık kimse bunu fazla taşımıyor. Zaten marketlerde her şey daha uygun fiyata bulunuyor. Bizden alan kalmadı,” diye anlatıyor.

YAŞAMI KOLAYLAŞTIRMAYAN ‘GELİŞMELER’

“Buraya trenle gelmenin rahatlığı vardı, o yüzden seçtik. O zamanlar her gün gelirdim, trenler düz ayaktı, gelmesi kolay oluyordu. Şimdi Marmaray işi zorlaştırdı. Hem durağı evin uzağında, hem de merdiveni çok. Artık soğuk havalarda çıkmıyorum,” diyor. Turan Amca’ya işe gelirken de, işten dönerken de o uzak istasyona kadar eşi yardım ediyor. Sirkeci’de ise bir hanın temizlik işlerine bakan bir arkadaşı yardımcı oluyor. Çevresel değişimleri göremese de sahil tarafının nasıl berbat edildiğini sohbet esnasında anlatıyor: “Nefes aldığımız yerdi. Yürüyüşe giderdik, çayımızı içerdik, komşularla sohbet ederdik. Haftasonları, biliyorsun, herkes ailecek gelirdi. Şimdi yazık ettiler, insanların elinden alındı da ne oldu?” diye soruyor.

Sirkeci’de seyyar satıcılık yapıyorsanız, sattığınız ürünleri soranlardan çok, adres soranlar olur. Turan Amca’ya da çok fazla adres soran oluyor. Şikâyetçi değil ama sözümüzün ya da kırk yılda bir yaptığı satışının kesilerek “biçimsiz yapılmasına” kızıyor. “Karşımda duran simitçi tabela astı: Para karşılığı adres tarif edilir, diye. Onu gören herkes uzaktan geçmeye başladı. Bir kişi ‘dönüşte veririm’ dedi, o da bir daha görünmedi!” Turan Amca’ya da durumunu görseler de çok sayıda adres soran oluyor. Fakat o büyük bir sabırla ayrıntılı yol tarifini veriyor. Zaten kendisi de diyor ki, “Gözlüğü formalite icabı takıyorum!”

www.evrensel.net
ETİKETLER Adem Erkoçak