HDP'li Mithat Sancar: Anayasa tartışmaları demokrasi ve barış için imkan

HDP'li Mithat Sancar: Anayasa tartışmaları demokrasi ve barış için imkan

'Anayasa yapma sürecinin de asli öznesi ve aktörü toplumdur. Eğer gerçekten çoğulcu demokratik bir düzende barış içinde bir arada yaşamak istiyorsak, anayasayı da buna hizmet eden bir toplumsal sözleşme olarak görmek zorundayız.O zaman da, anayasa yapım sürecine toplumun en geniş ve etkili bir şekilde katılımını sağlamamız gerekiyor.'

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Anayasa Uzlaşma Komisyonu, AKP’nin başkanlık sistemi, CHP’nin ise parlamenter sistem ısrarı nedeniyle yaşanan tartışmalar usul ve yöntemi belirlenemediği için dağıldı. HDP’nin Komisyon Üyesi ve Mardin Milletvekili Prof. Dr. Mithat Sancar, Meclisin anayasa konusunda devre dışında kalmasının asıl sorumlusunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her şeyi başkanlığa endeksleyen tutumu ve AKP’nin bu durumu araçsallaştırması olduğunu söyledi.
Anayasa sürecini sadece anayasa metni yazmaktan ibaret görmediklerini belirten Sancar, “Anayasa yapma sürecinin de asli öznesi ve aktörü toplumdur” dedi. Anayasa tartışmalarının demokrasi ve barış hareketi oluşturmak için bir imkan olarak değerlendirmek istediklerine vurgu yapan Sancar, Meclisin dışında, toplumdaki demokrasi güçlerinin bu sürece aktif ve etkili bir şekilde müdahil olmalarını da beklediklerini ifade etti. Sancar sorularımızı yanıtladı.

Öncellikle Anayasa komisyonu ne oldu da dağıldı?
Anayasa komisyonu üç kere buluştu. İlk toplantı törensel bir toplantıydı. Dolayısıyla herhangi bir konu konuşulmadı. Asıl tartışmalar son iki toplantıda oldu. Bu toplantıların ana konusu, çalışma usulünü belirlemekti. Her parti, kendi önerilerini sundu. Önümüzde daha önceki komisyonun çalışma ilkeleri vardı. Onlar üzerinden yeni döneme ilişkin öneriler sunuldu. Son toplantıda CHP’nin önerileri vardı.Bunlara diğer partiler katılmadı. Bizim de komisyonun amacıyla ilgili bir önerimiz oldu. CHP kendi önerisinde ısrar etti. Meclis başkanı bu şartlar altında, komisyonun çalışmalarına devam edemeyeceğini belirtti. Biz, çalışmaların bu sebeple ve bu şekilde hemen bitirilmesini doğru bulmadığımızı söyledik. Durumu değerlendirmek için partilere birkaç günlük bir süre tanınmasını ve bu arada Meclis Başkanının da parti liderleriyle bir görüşme turu yapmasını önerdik. Ama Meclis Başkanı bu önerilerimizi dikkate almadı.

GÖLGE BOKSU OLMASIN...
AKP’nin başkanlık sistemine uygun bir anayasa dayatmasında bulunacağı bir komisyon olacağı gerekçesiyle Anayasa komisyonuna hem CHP hem de HDP’nin üye vermesini eleştirenler de oldu. Bu eleştiriyi de göz önünde bulundurarak, HDP neden komisyona katıldı?

Bir defa burada dayatma söz konusu olamazdı. Çünkü kararlar oy birliğiyle alınacaktı. Bu nedenle bir partinin katılmadığı bir önerinin kabul görme şansı yoktu. Öte yandan, bu komisyondan anayasa metni üzerinde bir uzlaşma çıkmasını biz de beklemiyorduk zaten. Özellikle Cumhurbaşkanının komisyon çalışmalarını vesayet altında tutma amacı olduğu ortadaydı ve bunu komisyon toplantılarında da dile getirdik. Ancak, HDP demokratik siyaseti benimsemiş bir parti. Meclisin üçüncü büyük grubuna sahip. Eğer Mecliste bir anayasa uzlaşma komisyonu oluşturulmak isteniyorsa, buna katılması kadar doğal bir şey yok. Asıl amacımız, anayasa tartışmalarının gölge boksu olmaktan çıkmasını sağlamaktı. Herkes kendi önerilerini açık ve ayrıntılı bir şekilde getirsin, dedik. Komisyonun şeffaf çalışması talebimiz çok netti. Her toplantıya basın mensuplarının ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin belli kotalar dahilinde katılmasını ve tartışmaları izlemesini; ayrıca her toplantıdan sonra tutanakların tam metin halinde yayımlanmasını istiyorduk. Böylece kamuoyu anayasayla ilgili tartışmalarda hangi partinin neyi talep ettiğini ve nasıl bir yaklaşım sergilediğini görme imkanına sahip olacaktı. Öte yandan, Cumhurbaşkanının anayasa süreci görüntüsü altında başkanlık sistemini, daha doğrusu tek adam rejimini kabul ettirmeyi hedeflediğini gayet iyi biliyoruz. Bu amaçla başlattığı kampanyanın bir ayağı da, Meclisi işlevsiz göstermek, itibarsızlaştırmak ve böylece devre dışı bırakmaktır. AKP’nin anayasa uzlaşma komisyonunu bu stratejiye yedeklemek istediğinin ve buna yönelik manevralar yapacağının elbette farkındayız. Ama bütün bunları boşa çıkaracak gücümüz olduğunu da biliyoruz. Buna yetecek birikimimiz ve öz güvenimiz var. Bu yüzden, başkalarını esas alan bir tutum belirlemek yerine, kendine güvenen ve toplumla Meclis arasında köprü olmayı hedefleyen bir yol izledik.

KAPSAMLI VE KAPSAYICI BİR TARTIŞMA YÜRÜTÜLMELİ
HDP olarak sık sık anayasa sürecinde yol temizliğinden söz ediyorsunuz? Nedir bu yol temizliği ve nasıl bir ortamda anayasa yapılabilir?

Demokratik, özgürlükçü bir anayasanın yapılabilmesi için buna uygun şartların olması gerekir. Anayasa uzlaşma komisyonu çalışmaları için üç önemli başlık belirlemiştik. Birincisi, çatışmasızlık ortamının yaratılması. Çatışmalı bir ortamda anayasa hazırlamak kolay değil. Ama çatışmaları hemen bitirme yoksa, anayasa masasının çatışmasızlığa giden yolları da açacak bir çalışma yapması ya da rol üstlenmesi beklentimizi dile getirdik. İkincisi, hem mevzuatta hem de idari pratikte yoğun baskıcı ve antidemokratik bir yapı var. Öncelikle hukuk düzeninin özgürlükleri kısıtlayan ve demokratik işleyişi engelleyen unsurlardan temizlenmesine acil ihtiyaç var. Bu işin de, anayasa çalışmalarıyla birlikte ve uzlaşma komisyonuyla koordinasyon içinde yürütülmesi lazım. Üçüncüsü de anayasa tartışmaları ve süreci cumhurbaşkanı tarafından vesayet altına alınmak isteniyor. Cumhurbaşkanı, sahip olduğu bütün yetki ve imkanlarla anayasa sürecini “üniter başkanlık” dediği otoriter sistemin alt yapısını hazırlama hedefine alet etmek istiyor. Komisyonun bu vesayeti kırma ve Meclisin gücünü ve inisiyatifini artırma konusunda öncü olmasını talep ettik. Amacımız özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı bir anayasa sürecinin şartlarını yaratmak, böylece hem Mecliste hem de toplumun en geniş kesimlerinde kapsamlı ve kapsayıcı bir anayasa tartışması yürütülmesini sağlamaktır.

CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ PARLAMENTER SİSTEME UYMUYOR
İş yine gelip Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık hırsına kilitlendi. Hükümet cumhurbaşkanının halkın oyu ile seçildiğini dillendiriyor. Ardından da başkanlık sisteminin gerekliliği ifade ediliyor…

Cumhurbaşkanın halkoyuyla seçilmesine ilişkin anayasa değişikliği olağanüstü şartlarda ve bir kriz nedeniyle söz konusu oldu. Bu değişiklik 2007’de Anayasa Mahkemesinin 367 diye bilenen kararıyla cumhurbaşkanı seçimini iptal etmesi ve 27 Nisan muhtırası sonrası gündeme geldi. Bu olağanüstü şartlarda geçici bir tedbir olarak düşünülebilirdi. Ama AKP bunu böyle düşünmedi. Bunu başkanlık stratejisinin yürütülmesi için bir fırsat olarak kullanmaya kalktı. Evet, bugün parlamenter bir sistem var anayasaya göre. Ama parlamenter sistemin doğasıyla uyuşmayan bir cumhurbaşkanı seçimi yönetimi var. Bu uyumsuzluğu gidermenin daha makul yolu, sistemi başkanlığa değiştirmek değil, cumhurbaşkanlığı seçimini parlamenter sistemin gereklerine uydurmaktır. Yani yeniden pekala cumhurbaşkanını Meclisin seçeceği konusunda bir uzlaşma oluşabilir. Parlamenter sistemi doğasına uygun bir şekilde yürütmek için çok daha kolay, çok daha sağlıklı bir yoldur bu.

HALK İRADESİ ZATEN MECLİSTE TECELLİ EDİYOR
Hükümet şöyle bir algı yaratmak istiyor: Cumhurbaşkanını Meclis seçince sanki halk seçmemiş sayılıyor. Hakikaten böyle midir?

Bu iddianın ciddiye alınır bir tarafı yok. Şayet bunu doğru kabul edersek, parlamenter sistemin kesinlikle demokratik olmadığı sonucuna varmamız gerekiyor. Oysa dünyada iyi işleyen demokratik sistemlerin ezici çoğunluğu parlamenter hükümet sistemine sahiptir. Parlamenter sistem halk iradesine dayanır. Burada halk iradesinin temsilcisi parlamentodur. Hükümet de, halk iradesinin asıl temsilcisi olan parlamentonun bir ürünüdür. Cumhurbaşkanı da parlamento tarafından seçilir. Bu sistem, hükümeti meclisin güvenine bağlı bir organ olarak tasarlar. Cumhurbaşkanını da meclisten çıkan bir tarafsız makam olarak öngörür. Dolayısıyla cumhurbaşkanını halkın seçmesi, halk iradesini bağlı kalmanın şartı değil. Halk iradesi zaten parlamenter sistemde mecliste tecelli ediyor. Hakimiyet kayıtsız, şartsız milletindir, diye başlayan bir cumhuriyet süreci var Türkiye’de. Ve bu kayıtsız, şartsız milletin olan hakimiyeti 1921 Anayasası’ndan itibaren parlamento temsil ediyor.

GÖRÜŞMELERİMİZ SÜRECEK
HDP’li Anayasa komisyonu üyeleri olarak toplumun farklı kesimleriyle bir araya gelip, Anayasa taleplerini dinlemeye devam edecek misiniz?

Elbette. Anayasa tartışmalarının genel bir demokrasi ve barış hareketi oluşturmak için bir vesile, bir imkan olarak değerlendirilmesini istiyoruz. Anayasa sürecini sadece anayasa metni yazmaktan ibaret görmediğimizi, asıl meselenin birlikte bir anayasa yapmak olduğunu düşündüğümüzü defalarca belirttik. Anayasa yapma sürecinin de asli öznesi ve aktörü toplumdur. Eğer gerçekten çoğulcu demokratik bir düzende barış içinde bir arada yaşamak istiyorsak, anayasayı da buna hizmet eden bir toplumsal sözleşme olarak görmek zorundayız. O zaman da, anayasa yapım sürecine toplumun en geniş ve etkili bir şekilde katılımını sağlamamız gerekiyor. Biz de toplumun demokrasi, özgürlük, barış isteyen bütün kesimlerinin ve güçlerinin bir anayasa yapma süreci üzerinden buluşmalarının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Böyle bir buluşma ortaya çıkarsa, buna her türlü katkıyı sunmaya hazırız. Biz anayasa ile ilgili çalışmalarımızı hem Mecliste hem de toplumun her kesimiyle birlikte sürdüreceğiz. Demokratik, özgürlükçü ve toplumsal barışa hizmete edecek bir anayasa hedefimiz devam ediyor. Burada Meclisin mutlaka bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ama aynı zamanda toplumdaki, bütün demokrasi güçlerinin bu sürece aktif ve etkili bir şekilde müdahil olmasını bekliyoruz.

‘DEMOKRASİNİN TOPLUMA YAYILDIĞI BİR ANAYASA İSTİYORUZ’
HDP nasıl bir anayasayı savunuyor?

Özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu ve katılımcı bir demokratik sistem, HDP’nin temel talebi ve hedefidir. Bu çerçevede, yerel demokrasinin temel ilke olarak benimsenmesini savunuyoruz. İktidarın merkezde yoğunlaştığı değil, demokrasinin topluma yayıldığı bir anayasa istiyoruz. Yerel demokrasiyi iktidarın kademe kademe yerele devri gibi, yetki paylaşımı esasına dayanan bir demokratik süreç olarak düşünüyoruz. Bu yaklaşımda kuvvetler ayrılığı, sadece yatay değil, dikey boyutuyla da en önemli unsurdur. Yani iktidarın sadece yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında yatay bir şekilde bölündüğü değil, ayrıca bütün iktidarların belli ilkler çerçevesinde yerel birimlere devredildiği, yani dikey bir şekilde bölündüğü bir sistem öneriyoruz. Cumhurbaşkanının hayal ettiği “üniter başkanlık” modeli, bizim bu tasavvurumuzla taban tabana zıttır.

DEMOKRATİK SİYASETTE ISRARCIYIZ
Bölge’de sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte kentlerin tank atışlarıyla dövüldüğü süreç devam ediyor. Can kayıpları var. Daha önce de açıklamıştınız, Bölge’de farklı bir hukuk uygulanıyor. Bu ortamda yeni anayasa tartışmalarının yeri nedir?
Demokratik siyaset, en zor şartlarda dahi sorunların çözümü için yol-yöntem arayışını bırakmamayı, aksine büyük bir sorumlulukla yürütmeyi gerektirir. HDP hem Mecliste, hem de toplumsal alanda demokratik siyaseti sürdüren bir parti. Savaşın daha da kötüleşeceği zamanlarda bile, yol yaratma yükümlülüğü ve sorumluluğu vardır. Ağır savaş ortamlarında anayasa tartışmalarının yapıldığı ciddi örnekler var dünyada. Evet bunu yapmak zordur, ama imkansız değildir. Sonuç alınabilir mi? Bu şartlarda özgürlükçü bir anayasa çıkartmak çok zor olabilir. Ama anayasa tartışmaları üzerinden geniş bir demokratik, özgürlükçü, barışçı bir cephe, bir blok, bir hareket oluşturma imkanı da bu yolla yaratılabilir. Biz bunların hepsini hesaba kattık ve yol haritamızı buna göre belirledik. Demokratik siyasette ısrarcıyız. Bunu yaparken hükümetin, Kürt şehirlerinde ve Türkiye’nin her yerinde izlediği politikaları engellemek için zaten çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz de. Bir yandan bunları yaparken, diğer yandan da demokratik siyasetin gereklerini yerine getirmek için elimizden geleni yapacağız.

ANAYASA KOMİSYONUNUN DAĞILMASININ NEDENİ CUMHURBAŞKANI
Komisyonun dağılmasıyla birlikte Hükümet sürekli uyguladığı ‘mağdur’ politikasını tekrar dillendirdi. CHP’yi suçlayan bir tutum içerisine girdiler. Size karşı da hakarete varan bir dil kullanıyorlar…
CHP’nin komisyondaki tutumunu öne çıkarıp sanki komisyon çalışmalarının bütünüyle CHP yüzünden sona erdiği şeklinde bir algı yaratmak doğru değil. Asıl mesele anayasa uzlaşma komisyonunun çalışmalarının Cumhurbaşkanının vesayeti altında yürüyeceğine dair çok haklı endişedir. CHP de bundan endişe duyuyordu, biz de. CHP, Cumhurbaşkanının bu stratejisini boşa çıkartmak için kendince bir yol izledi. Biz başka bir yol izledik. Dolayısıyla kaygılarımız ortak, yöntemlerimiz farklıydı. Neden o yöntemi izledi diye bizim herhangi bir şey söylememiz doğru değil, gerekli de değil zaten. Öte yandan kamuoyuna şunu iyi anlatmamız gerekiyor. Meclis eksenli anayasa çalışmalarının daha ikinci toplantıda sona ermesinde Cumhurbaşkanının çalışmaları ve süreci kendi vesayeti altına alma ve başkanlığa doğru bir araç olarak kullanma politikası asıl sebeptir. AKP de Meclisin devrede olması konusunda samimi ve inandırıcı bir tavır ortaya koymamış, aksine komisyon çalışmalarını hızla teknik bir düzleme, yani anayasa maddelerinin yazımı noktasına çekme anlayışıyla hareket etmiştir. Bu anlayışın doğal sonucu, komisyon çalışmalarını başkanlık sistemi hedefi için araçsallaştırmaktır. Anayasa komisyonu, çalışmalarına başlamadan bu iki önemli etkenin gölgesi altındaydı. O nedenle Meclisin anayasa konusunda şu an itibarıyla devre dışı kalmış görünmesinin asıl sorumlusu Cumhurbaşkanının her şeyi başkanlığa endeksleyen tutumu ve AKP’nin araçsallaştırıcı tavrıdır.

ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ BÜTÜNDÜR
Artvin Cerattepe’de doğayı yok edecek altın madenine direnen halka, devlet polis ve askerle birlikte saldırı yapıyor. Devletin baskıcı politikalarının her yerde aynı olduğunu bir kez daha gördük. Neler diyeceksiniz?

Biz bunu hep söyledik. Eğer ülkenin bir yerinde zulüm politikaları uygulanıyorsa, bu anlayışın ülkenin diğer kesimlerine etki etmeyeceğini düşünmek saflıktır. Sokağa çıkma yasağı başladığında dedik ki, burada pişirilen politikalar, ülkenin her yerine servis edilecektir. Bir bölgede baskıcı öbür bölgede demokrat bir yönetim, toplumsal yaşamın ve siyasetin kanunlarına uygun değil. Aynı şekilde, özgürlük mücadelesi de bütündür. Bir yerde baskıya ve zulme sessiz kalıp, başka bir yerde özgürlük talep etmek hem inandırıcı değildir, hem de sonuç alıcı olmaz.

www.evrensel.net