Liderler sultası!

Liderler sultası!

Üç partili koalisyon ile "istikrar sağlama" arayaşındaki sistem, aradığı "istikrar"ı parlamenter sistemin kurumlarıyla değil, hiçbir hukuki geçerliliği olmayan üçlü zirvelerle sağlıyor.

Liderler sultası!
Muzaffer Özkurt
Düzen partilerinde ne zaman bir iç tartışma başlasa, klikler arasında çatışmalar gündeme gelse ya da partilerin ilkeleri savunulsa bu nedenle, partililer arasında polemik yaşansa; medya ve sermayenin propaganda odaklarından hep aynı ses yükselir: "Partilerde liderler sultası var. Tabanın sesini dinlemiyorlar. Milletvekilleri süs; liderin parmağına bakıyor. Bundan kurtulmadan hiçbir şey olmaz vs. vs.
Ancak; medya ve sermaye çevreleri, Sabancı, Koçlar, Eczacıbaşılar gibi kendi partilerine sıkça böyle eleştiri yöneltenler; son zamanlarda pek memnun görünüyorlar. Hükümet ve parlamento düzeyinde; hemen her şeye hükümet ortağı üç partinin liderleri karar veriyor; hükümet toplantısından çok "liderler zirvesi" yapılıyor. Ama demokrasi aşkıyla liderler sultası eleştirisi yapanlardan; "Parlamentoyu dışladınız", "Hükümet sadece teknokratlar topluluğu haline geldi", "Partilerin ilkesi, ülküsü kalmadı", "Üç lider anlaşırsa her şeyi yapıyorsunuz" filan diye bir eleştiri gelmiyor.
57. hükümetin kuruluş aşamasında çıkan tartışmalar, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in "Üzümün çöpü, armudun sapı diye ararsanız, ortada hükümet kuracak parti kalmaz" sözleriyle noktalanmıştı. Ve "liderler zirvesi" de, daha hükümetin kuruluş sürecinde; partilerin kaprislerini tamponlamak; Meclis'te, hükümet içinde işlerin fazlaca tartışılıp, kararların alınmadan önce kamuoyuna yansımasını önlemek, hükümet üstünde kamuoyu baskısını azaltmak üzere bu yöntem devreye sokulmuştu.
IMF'ye ve MGK'ya biat
57. hükümetin programının ekonomik ayağını IMF, siyasal yanına ise MGK damgasını vurdu. Sosyal güvenlik reformu adı altında SSK'nın tasviyesi ve emekllik yaşının yükseltilmesi, özelleştirmelerin hızlandırılması, bankalar yasasının çıkartılması, programın ekonomik özünü oluşturdu. 'Halka rağmen, halk için" şeklinde özetlenebilecek bu uygulamalara, tartışma ortamı yaratılmadan, üç koalisyon partisinin başkanı ve konuyla birinci dereceden ilgili bakanların katıldığı toplantılarda son şekli verildi.
Halkın isteklerini ve tepkilerin iyi bildikleri için işçiyi ve emekçiyi daha da ezecek uygulamalarını gizli kapılar ardında, 'Liderler zirvesi' adı altında tartıştılar ve içeriğini hiç de açıklama isteği duymadan kendi parti grup toplantılarında milletvekillerine kabul ettirdiler. Hükümet ve Meclis'in yapması gereken işlemler ise küçük bir formalite olarak yerine getirildi. Kararlar rekor hızla Meclis'ten geçirilerek yasa haline getirildi.
Zirveden patrona kıyak
Şimdiye kadar yapılan 20 zirvede olduğu gibi 22 Temmuz 1999'da gerçekleştirilen zirvede de patronların ekmeğine yağ sürüldü. Bu zirvede, milyonlarca işçinin ve emekçinin taleplerine kulak tıkayan koalisyon hükümeti, patronlar için bir gecede kaynak paketi hazırladı. Böylece sadaka düzeyinde emekçilere zam veren hükümet, patronlara trilyonlarca liralık ihracat kaynağı ve yeni vergi istisnaları getirdi. Zirve sonrası bu kanunların çıkması problem olmadı.
Memura sadaka
2 Ekim 1999 tarihinde IMF ile yapılan toplantı sonrasında, 2000 yılı için memurlara yüzde 25 zam yapılması kararlaştırıldı. Bu karara tepki gösteren memurlar, açlığa mahkûm olmayacaklarını söylerken, eylemler de yaptılar. Ancak, 25 Kasım tarihinde yapılan liderler zirvesinde ilk altı ay için yüzde 15 ve ikinci altı aylık dilim içinde yüzde 10'luk maaş artışı konusunda mutabakata varıldı. Böylece 2000 yılı bütçesini hazırlayan IMF'nin çok önem verdiği bir kalem aynen Meclis'ten geçti.
Nükleer, asgari ücret, tahkim
28 Aralık tarihinde toplanan liderler zirvesinde alınan kararlar, bu zirvelerin ne işe yaradığını gözler önüne serdi. Zirveye, Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz'ın yanı sıra Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile Başbakan Yardımcısı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer ve MHP'li Sanayi Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu katıldı. Bu zirvede nükleer santraller, tahkimin geriye işletilmesi, asgari ücretin belirlenmesi ve türban sorunu ele alındı. Nükleer santral konusunda santralin hangi firmaya verileceği konuşuldu ve TEAŞ'ın seçim yapması kararı verildi. Meclis'e türbanla girilmesinin yasaklanması konusunda yaşanan krizin ardından, bu zirvede ele alınan Merve Kavakçı olayı ile de milletvekillerinin Meclis'e başı açık girmesi kesinleştirildi. Seçimler döneminde türbanın 'en yılmaz' savunucusu olan MHP'nin bu kararı MGK'nın isteklerinin kesintiz yerine getirileceğinin göstergesi oldu.
Tahkim kanununun geriye işletilmesi ile ilgili konuda ise yine aynı taktik izlendi. Tahkimin geri işletilmesinin Genel Kurul'da reddedilmesi ihtimali üzerine tasarı geri çikilmişti. Zirvede orta yol bulunarak, bu kanunun çıkartılması kabul edildi. IMF'nin istekleri dışına çıkamayan hükümet, asgari ücreti belirlemek konusunda da sıkıntı çekmedi. Sefalet ücreti olarak bilinen asgari ücrete yapılan zam da "liderler zirvesinde" ele alındı ve yüzde 25'lik zam kabul edildi.
Öcalan krizi
Bir diğer sorunlu konu da, PKK Lideri Abdullah Öcalan'a verilen idam kararının uygulanıp uygulanmaması sorunu idi. Özellikle şovenist, ırkçı politikaları ile "prim" yapan MHP, "ülke için daha uygun olacağı" gerekçesiyle Öcalan'ın idamının bekletilmesi kararını onaylamakta güçlük çekti. Hükümet ortakları, idam üzerinden politika yapan DYP ve FP'nin bulunduğu Meclis'te bu olayı gündeme getirmedi. Önemli olan, tepelerde belirlenen devlet politikasıydı ve 7.5 saat süren Öcalan zirvesi sonrası okunan 3-5 satırlık bir metinle Öcalan dosyasının Başbakanlık'ta bekletilmesi kararı alındı. Karar metninde, MHP'yi rahatlatacak satırlara yer verilmeye özen gösterilmiş ve PKK ile diğer Kürt siyasi çevrelerine "Ayağınızı denk almazsanız, idamı hemen uygularız" denilmişti.
Liderlerin de liderleri var!
Liderler zirvesinden halka saldırı kararları çıkarken, bu kararların önemli bir bölümü daha önceden MGK ve IMF tarafından belirleniyordu. Bunun en iyi örnekleri ise muhalefette başka söyleyen, ancak iktidardayken "gerçek liderlere" biat eden partilerdir.
Örneğin, CHP ve öncesi SHP muhalefette bulunduğu dönem boyunca OHAL'e karşı çıktı. Ancak CHP, DYP ile yaptığı koalisyon döneminde OHAL'in üç aylık uzatmalarının hepsine istisnasız imza attı. Refah Partisi de aynı yoldan ilerledi. Muhalefette bulunduğu dönemde OHAL'in kaldırılması için baskı yapan RP, Refahyol döneminde OHAL'in sürmesi için Meclis'e teskere gönderdi ve uzatma kararını destekledi.
57. hükümette gerçekleştirdiği pek çok icraat ve çıkardığı yasalarla MGK'nın emrinde olduğunu gösterdi. MGK'nın 24 Haziran'da irtica ile mücadele konusunda geçen dönem planlanan yasal düzenlemelerin yapılmasını istemesi üzerine, hükümet 24 saat geçmeden irtica ile mücadele yasa tasarılarını Meclis'e gönderdi.
Çıkartılan Tahkim Yasası da gerçek liderlere yetmemişti. Demirel, Bülent Ecevit'e gönderdiği açık mektupla tahkimin geriye dönük işlemesi için yasa çıkartılmasını istedi. Bu durum koalisyon hükümetini zora soktu. Meclis'te her ne kadar tahkimin geriye dönük işlemesine yönelik madde kabul edilmemiş gibi gösterilsede, Tahkim Uyum Yasası'na ilişkin geçirilen iki madde ile "geriye dönük yürürlük" sağlandı.
OHAL'e ilişkin görüşmelerde de hükümet MGK politikaları dışına çıkmadı. 30 Kasım 1999 tarihinden itibaren Diyarbakır, Hakkari, Şırnak, Tunceli ve Van illerinde OHAL'in 4 ay uzatılması kararlaştırılırken, 'normalleşme'nin sağlandığı Siirt'te, OHAL'in kaldırılmasına karar verildi. Hükümet IMF tarifesini her yerde uygulamaya soktu ve buğday fiyatını 80 bin lira olarak açıkladı. Çiftçiler, akaryakıt ve gübre fiyatına yüzde 100 zam geldiğini söyleyerek taban fiyatının kabul edilemez olduğunu söylerlerken, Tarım Bakanı Yusuf Gökalp, fiyat analizini iyi yaptıklarını söyleyerek taban fiyatını savundu. Bu uygulamalarla çiftçi geçen yıla göre yarı yarıya fakirleşmiş oldu.
www.evrensel.net