25 Nisan 2015 04:20

Senden önce senden sonra

Paylaş

Kemal ILIKKAN

Oğuz Savaş ile o dönem çalıştığım gazeteye röportaj yapmak üzere 12 Dev Adam’ın kamp yaptığı otelin lobisinde buluşmuştuk. Fenerbahçe Ülker’in yıllardır pahalı, yıldız, sansasyonel ama birbiriyle uyumsuz transferlerdense bu kez koça yatırım yapmayı planladığı, Obradovic dedikodularının gerçeğe döndüğü yaz günleriydi. “Biz de çok heyecanlıyız, sonuçta eski takımlarını ilk sezonda Avrupa şampiyonu yapmış ya da Final-Four’a taşımı çok kariyerli, büyük bir koç” demişti. Sırp koç -Panathinaikos günlerinden kalma lakabı ile Zoc- Fenerbahçe Ülker ile ilk sezonunda bunu başaramamış ve zaten Oğuz Savaş da o sezon fazla forma şansı bulamamıştı. Sarı-lacivertliler Avrupa’nın en kariyerli koçunu takımın başına getirmişti ama eldeki oyuncu yapısı bir enkazı andırdığından Obradovic dokunuşları bile ilk sene pek işe yaramayacaktı. Bugün ise Fenerbahçe Ülker’in “son şampiyon” Maccabi Tel-Aviv’i süpürdüğü play-off serisinin ardından memleketin 14 sezonluk Final-Four hasret sona ermiş durumda.

OBRADOVIC KALİTESİ

Sarı-lacivertliler Euroleague tarihinde aynı sezon içinde Olympiakos, Maccabi Tel-Aviv,  CSKA Moskova ve Barcelona’yı deplasmanda yenen ilk takım oldu. 9 maçlık deplasman galibiyeti serisiyle rekor kırdı. İçerdeki maçlarında salon doluluk oranıyla zirvedeydi. Son 7 sezonun 5’inde Final-Four gören Olympiacos’ta Spanoulis-Sloukas, Barcelona’da Huertas-Satoransky ikilisi, Real Madrid’in elinde Rodriguez-Llull, CSKA’da Teodosic-De Colo varken Obradovic’in elinde ideal bir “1 numara” yoktu. Sezon ortasında takıma dahil olan Zisis, play-off 3. maçında kariyer gecesini yaşadı ama buraya gelene kadar Fenerbahçe Ülker’in guard rotasyonu en çok sıkıntı yaşadığı yerdi.
Elbette ki bu büyük handikapa rağmen bu başarıyı yakalamak en çok da “coaching” faktörüyle, Zeljko Obradovic’le, onun kazanma alışkanlığıyla alakalı. Ege’nin öte yanında basketbol birinci spor iken bizim tarafta Ülker, “Efes Pilsen” ve TOFAŞ’ın büyük paralar harcadığı buna karşın taraftar gücü muazzam kulüplerin ise basketbola yatırım yapmayı akıl edemedikleri yıllarda Zeljko Obradovic Avrupa basketbolunu kasıp kavuran isimdi ne de olsa.
4 farklı kulüple (Partizan, Joventut, Real Madrid, Panathinaikos) 8 Euroleague şampiyonluğu, bugün kulübün genel menajerliğini yapan Maurizio Gherardini’nin sanat eseri olan 90’ların Benetton Treviso takımı ile de (Rebraca, Pittis ve Marconato’lu kadro) Avrupa üçüncülüğü yaşıyordu. O yıllarda Obradovic’i getiremezdin çünkü paran varsa taraftarın, taraftarın varsa vizyonun yoktu. Oysa, basketbol içinde ikinci bir kalp gibi atan yüz binler bu vizyonsuzluğu hak etmiyordu.
Kaldı ki böyle bir adamı takımın başına getirmek için sadece yüklü bir kontrat yeterli olur muydu? Şuna eminim; taşıdığı potansiyelin bugüne kadar yarısını bile başarı hanesine yazdıramamış bir kulübün milyonlarca taraftarı, tarihi, gelenekleri hatta kendine ait bir salonu, basketbol gelirleri, dev bütçesi ve içinde tutuşan özlemiyle Obradovic’i ikna etmesi zor olmamıştır. Geldi ve “onu da mı kendimize benzetiyoruz” endişelerini bitirerek üzerine düşeni yerine getirdi.

‘BURALARIN TAKIMI’ OLMAK

Hatırlıyorum da Ukic, Tomas, Gricek, Jasikevicius, Lavrinovic, McCalebb, Kleiza, Solomon, Bogdanovic, Sefolosha, Sato, Batiste, Andersen, Devin Smith gibi ne yıldızlar Fenerbahçe Ülker formasını giydi. Ama transferdeki şaşaaya rağmen hiçbir zaman “Bu sezon kim Final-Four oynar?” sorusunun muhatabı olamadılar. Ta ki, bu sezona kadar.
Sarı-lacivertlilerin yakaladığı bu başarının Avrupa basketboluna yansıması sadece “Türkiye’den bir takımın 14 sezon sonra Final-Four’u görmesi” filan değil. Fenerbahçe Ülker Final-Four biletini kaparak Avrupa’nın büyük basketbol kulüplerinden biri olma yolunda bir adım atmıştır. Ve bundan sonra da Final-Four’un doğal favorisi, korkulan, saygı duyulan “Bu sene kim şampiyon olur?” diye sorulduğunda akla gelen 3-4 takımdan biri olmak gibi bir güce kavuşmuştur. Sistemsizlikle lanetli basketbolumuz belki son 20 yılda ne bir Papaloukas ne de Diamantidis ayarında tek bir guard çıkaramadı ama sanırım artık Euroleague’in birinci halka takımlarından birisine sahibiz. Ve bu, avunmak için büyük bir bahane. Bahsettiğim şey eski gücünde olmayan bir Maccabi’yi geçip Final-Four’a kalmak değil. Bu zorlu yolculukta direksiyonu büyük bir isme emanet edip, birbirine uyumlu parçaları bir araya getirip, kaliteyi, doğru basketbolu parkeye yansıtarak son dörde nasıl kalınırı bizzat yaşamak.
Bugün 30’lu yaşlarında ve basketbolu seven herkes için Petar Naumoski ne anlama geliyorsa muhtemeldir ki bir sonraki nesil için de Obradovic o anlama gelecek. Belki de basketbolun Türkiye’deki 2. kırılma noktasındayız. Naumoski öncesi Naumoski sonrası dediğimiz gibi Obradovic öncesi Obradovic sonrası dersek çok mu ileri gitmiş oluruz?

ÖNCEKİ HABER

Dışişleri Bakanlığı'ndan Obama'ya tepki

SONRAKİ HABER

Erkan Baş'tan sandığa çağrı: AKP'nin karanlığına 'dur' demek için oy vereceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa