Sosyalist AKP?(!)


27 Mayıs 2011 15:13

 Son 9 yıldır genel ve yerel seçim dönemlerinde ve bu dönemler dışında gündemden düşmeyen konulardan bir tanesi, hiç şüphesiz AKP’nin ‘devletçilik’ söylemini belli bir döneme mal ederek temcit pilavı gibi gündemde tutmasıdır. Burada devletçilik tartışması başlatacak değilim ama durum tespiti açısından bir iki kelam etme hakkımı kullanmak istiyorum.
Herkesin çok iyi bildiği ve sonuçlarını da tüm acılarına katlanarak çektiği birkaç iktisat politikası uygulaması, daima geniş halk kitlelerini zora sokan ve yoksullaştıran para ve maliye politikalarıdır. Özellikle de iktisadi kriz dönemlerinde kemer sıkma adıyla duymaya aşina olduğumuz bu politikalar, komprador burjuvaziyle iş birliği içindeki devletin, burjuvazinin çıkarlarına uygun ve onlarla anlaşmaya vararak bilinçli bir biçimde gerçekleştirdiği iktisadi politika uygulamaları manzumesidir. Bir başka deyişle, devletin, sermayenin doymak bilmez açgözlülüğüne ve çıkarlarına yönelik devşirdiği iktisadi politikaların duvara toslaması sonucunda durumun kotarılması için fatura emekçilere çıkarılır.
Bu ve her açıdan devletçilik politikası da belirtilen politikalardan farklı olmayıp, burjuva iktisadına ilişkin bir politika uygulamasıdır. ‘Devletçilik’ kavramı, bu politikayı uygulayanların sosyalist/komünist olarak algılanması temeline dayandırılmaktadır. Devletçilik politikası, kapitalizmin çok özel koşullarında iktidarlar tarafından egemen sınıf lehine geliştirilen bir uygulamadır. Sermaye birikimi yetersiz olduğunda, iktisadi kalkınmanın istenilen düzeye ulaştırılması için devlet çeşitli alanlarda yatırımlara girişir. Nihai amaç içinde sermaye sınıfının yaratılması ve güçlendirilmesi vardır. Gerçekleştirilen yatırımlar çerçevesinde malum kesimlere özellikle ucuz girdi sağlanır. Bu, artı değerin aktarım yollarından biridir. Belirtilen çerçevede hedef, söz konusu sınıfın oluşturulup/güçlendirilip sermaye birikim sürecinde üretken sermaye aşamasını tamamlaması olsa da, bu sınıfının devlet tarafından yaratılan imkanları ebediyen kullanma isteği, uygulamaların tümüyle rafa kaldırmasını pek mümkün kılmamıştır. Türkiye’de 1932-1938 arasında uygulanan bu politikanın, II. Savaş’ın özel koşulları bir tarafa bırakılırsa, 1980 yılına gelinceye kadar adı anıldığı gibi olmasa da bir yönüyle sürdürüldüğünü tespit etmek gerekir.
II. Savaş sonrasında dünyadaki gelişmeler birçok ülke gibi Türkiye’nin de yeniden tasarımını içermektedir. Bu çerçevede, devletçilik politikası yine bir yönüyle, dünya kapitalizminin çıkarları temelinde ve kimi unsurlarından vazgeçilmeden bir başka içerikte ülkedeki sermaye sınıfını desteklemek ve şekillendirmek için kullanılmıştır. Kısacası, 19. yüzyılda Osmanlı’da başlatılan komprador burjuvazi oluşturma süreci, II. Savaş sonrasında kaldığı yerden sürdürülmüştür. Ülkedeki sermaye sınıfı ABD emperyalizmine itiraz edemeyecek konuma getirilip, dizleri toprağa değdirildiğinde ve 1970’lerde dünya ekonomisindeki gelişmelerle de birleştirildiğinde, uygulanan iktisadi politikalar dünya ekonomisinin gerçekleriyle uyumlaştırılarak 1980’den itibaren bir kez daha yeniden şekillendirilmiştir. Kısaca, devletçiliğin, sosyalizme/komünizme temel oluşturma ya da geçiş sağlama gibi bir kaygısı yoktur, olamaz da.
Ötekileştirilmiş ve kara derili muamelesi görmüş olduklarını iddia edenlerin iktidara taşınmasıyla yaşanan gelişmeler, ötekileştirenlerin ötekileştirilmesi ekseninde gelişimini sürdürmektedir. DP iktidarıyla kurumsallaştırılan rant ekonomisi, AKP iktidarıyla da sürdürülmektedir. Ancak, bu kez işin rengi değişmiş, AKP’ye yakın çevrelerin palazlanması, kişiye özel sermaye birikim süreçlerinde ileri aşamalara (!) geçilebilmesi için söz konusu çevrelerin iktidarın nimetlerinden yararlandırılması girişimi başlatılmıştır. Son 9 yılın gelişmeleri bu temeldedir. Bertaraf olmamak için bitaraf kalmak istemeyen kadim dostumuz (!) sermaye sınıfının bu süreçten iktidar yanlısı abdestli kapitalistlerin elde ettikleri kazanımlarla karşılaştırıldığında yeterince ve nispi olarak kazançlı çıktığı da söylenemez. Buna rağmen bertaraf olabilme potansiyeli ve ihtimali karşısında pek de yüksek sesle konuşmaları mümkün olmamaktadır.
Sonuç olarak, AKP’nin her alanda olduğu gibi, iktisadi alanda da uyguladığı ve kendi burjuvazisini yaratma girişiminde kullandığı iktisadi politikaları iktisat terminolojisinde yer almasa da, yakın çevrelere rant yaratma/aktarma ve sermaye birikimlerine destek olma anlamında kişiye özel devletçilik politikası olarak adlandırmak gerekir.
Sosyalist Enternasyonal tarafından da alkışlandığı iddiasında olan AKP, yoksa kendinden önceki hükümetler gibi sosyalizme/komünizme geçiş için olması gerektiğini düşündüğü hamleleri ve süreci(!), kendi yakın çevresinden hareketle kurgulayıp, daha rafine bir biçimde başlatmak mı istemektedir?
Selam Ola.

evrensel.net
www.evrensel.net