Bizim öykülerimiz


10 Aralık 2012 11:18

Size bu hafta biraz kitap tanıtımı yapayım sevgili okurlar...
Yayıncı ve yazarları tanıyorum, hepsi bu ülkenin yurtsever insanlarıdır. O kitapları üretmeyi akıl edenleri, derleyip toplayanları, yıllardır taşıyıp bugüne getirenleri yürekten kutluyorum.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 2004 yılından beri bir kitap serisi yayınlıyor. Bu yıl beşincisi yayınlanan ve adı “Mühendislik -  Mimarlık Öyküleri” olan bu kitap dizisinde, memleketin emek ve alınteri ile yaratılan birçok değerinin kuruluş öyküleri gerek teknik, gerekse toplumsal boyutları ile anlatılıyor.
Öykülerin başlangıcı yaklaşık 80 yıl öncesine dayanıyor. 1930’lu yıllarda başlayan yapılanma süreci ile, çoğu yurt dışında eğitim görmüş olan mühendis ve mimarlar, devlet tarafından yapılması planlanan yatırımların başına getiriliyorlar. Ellerinde sadece yetki var; onun dışında doğru düzgün malzeme, makina, ekipman, kalifiye işçilik falan yok. Hatırlatayım; arkalarında bir de halk desteği var ve ne yapıyorlarsa çalıştıkları yörelerin insanları ile birlikte yapıyorlar.
Yokluk içinde ama; özveri, irade ve sabırla yaratılan bu mühendislik ve mimarlık eserlerinin kitaplardaki öyküleri Karabük Demir Çelik tesisleri ile başlıyor, Türkiye Taşkömürü Kurumu, TEKEL fabrikaları, Sümerbank, Şeker Fabrikaları, Seydişehir Aluminyum Tesisleri, Atatürk Orman Çiftliği, Etibank derken epey uzayıp gidiyor.
Halkın malı olan bu eserlerin bir kısmı kapatıldı, çoğu da yerli ve yabancı sermayeye teslim edildi. Turgut Özal’ın Sümerbank’ı kastederek “Devlet pijama diker mi?” deyip başlattığı, AKP’nin ısrarla takip ettiği bu süreç halen devam ediyor ve önümüzdeki günlerde Şişecam’a ait Topkapı Cam Fabrikası da kapatılacak.
Bahsettiğim kitapları TMMOB web sayfasından indirip okumanızı şiddetle öneriyorum dostlar.. İsteyen bana haber etsin, ben elektronik ortamda gönderirim. Yeter ki, yaka rengi ayrımına gitmeden, yurtseverliğin neler başarabileceği okunsun ve anlaşılsın. Kitaplar yalın bir dille yazıldığından, anlamak için mühendis veya mimar olmaya da gerek yok.
İlk kitabın sunuş yazısından bir alıntı yapıyorum, 45 yıllık Kardemir emekçisi Hakkı Usta şunları söylüyor; “Divriği madeniyle Zonguldak kömürü buluşmuş; Karabük’te düğün dernek kurulmuş, cevher erimiş, akıyor potaya. O cevherin ışığını bilir misin sen? 1200 derecede erimiş demir cevheri bir ışık saçar efendi.. O ışıktır memleketin ışığı. İyi bakmazsan kör eder adamı. Erimiş cevhere bakmasını bileceksin. Yoksa kör olursun. Ne demek istediğimi anlıyon mu sen?..”
Yine ilk kitabın önsözünden, dönemin TMMOB Başkanı Kaya Güvenç’in sözlerinden de alıntı yapayım, çünkü bu sözler  beyaz yakalıları muhasebeye davet ediyor; “Kısıtlı olanaklar, maddi sıkıntılar, çağın gerisinde kalmış teknoloji şartları  içerisinde kalkınmak için, halka hizmet için mücadele eden mühendisler ve mimarlar bugün ne yapabiliyorlar? Mesleklerini toplum yararına ne ölçüde kullanabiliyorlar? Başarı öykülerinin temelini oluşturan irade bugün ne ölçüde geçerli? Başarının yerine durağanlığın, yapmanın yerine yıkmanın, coşkunun yerine umutsuzluğun geçirilmeye çalışılmasının arkasında hangi ekonomik ve siyasi koşullar yer alıyor?”
Sistemin var olanı hunharca yok etme politikası ile, bugünkü başarı öyküleri rezidanslar arasına sıkıştı; artık en çok ışıklı ve en yüksek  kuleyi diken, en başarılı sayılıyor.
Biz at sırtındaki medyatik müteahhitlerin o sanal başarı öykülerine  inanmıyoruz. Biz, bizim kitaplarımızda yazan kendi öykülerimize inanıp, Hakkı Usta’nın dediği ışığa, memleket ışığına bakıyoruz. Onca emeğin ürünü mühendislik ve mimarlık eserlerimizi yok eden AKP’nin ise, bu eserleri kitaplaştırıp halkla buluşturan örgütümüz TMMOB’u da yok etmek istediğini çok iyi biliyoruz.

evrensel.net
www.evrensel.net