Kürsülerin sessizliği


10 Şubat 2012 10:21

Hiç böyle olmamıştı...Üniversitelerimizin bu kadar sessizliğe büründüğü bir dönem hiç yaşanmamıştı... Darbe dönemlerinde bile, üniversitelerden atılan, sürülen öğretim üyelerine meslektaşları sahip çıkmaya çalışır, muhbirliğe ve muhbir rektörlere karşı çıkarlardı. Darbeci generallere sadece üç-beş üniversite yöneticisinin önünde fahri profesörlük ünvanı verildiği, onların da zaten darbecilerin akıl hocası Aydınlar Ocağı üyesi olduğu halen aklımızdadır.
Geçmişte, üniversite senatolarının yayınladığı bildiriler, hem kamuoyunda, hem de siyasi iktidarlar üzerinde etki yaratırken, halka da güven verirdi. Bir eski Başbakanın üniversite öğretim üyelerini “kara cübbeliler” diye suçlaması, işte böyle bir etkinin doğurduğu tepkiydi. Üniversite yönetimleri, kendilerini topluma karşı sorumlu tuttuklarından, toplumsal konularda görüş açıklamaktan çekinmezdi.
Bugüne baktığımızda ise üniversite kürsülerinde derin bir sessizlik görüyoruz. Bırakın toplumsal konulara müdahil olmayı, kendi meslek ve bilim alanları ile ilgili konulara dahi hiçbir üniversite müdahil olmuyor. Yaptığı bilimsel araştırmayı halkla paylaşan Onur Hamzaoğlu gibi bir bilim insanına, kendi üniversitesi tarafından soruşturma açılıyor. Ülkede hukuk ters yüz edildi ama, hukuk fakültelerinden çıt çıkmıyor. İktidarın sağlık sistemini çökertmesine tıp fakültelerinden tepki gelmiyor. Ülkenin ormanları satışa çıkıyor ama orman fakülteleri sessiz kalıyor. Başbakan o saçma sapan projelerini anlatırken inşaat fakültelerinden tık yok..Üniversitelerin çevre profesörleri, Aliağa ve Foça’yı bitirecek olan termik santral projelerine güzellemeler yazıp çiziyor.. .
Üniversite senatolarının kamuoyuna açıkladığı bildiriler, aklın ve bilimin sesini duyurmalıdır. Bu, üniversitenin ve bilim insanı olmanın, yurtseverliğin namusudur..
Üniversitelerden ses çıkmıyor dediysek, o kadar da değil; bakın ses çıkaranı da var...
Geçtiğimiz günlerde Yıldız Teknik Üniversitesi Senatosu bir bildiri yayınlayarak, ülke çapındaki kentsel dönüşüm projelerinin üretilmesine ve uygulanmasına katkıda bulunmaya ve sorumluluk almaya talip olduklarını açıkladı..
Senato açıklamasını size tercüme edeyim; “TOKİ bize kentsel dönüşüm projesi işi versin, üniversitenin döner sermayesine para girsin..Bu paranın yüzde yetmişi üniversiteye kalsın, yüzde otuzu da bu işlerde görev alan öğretim üyelerine dağıtılsın.. Ayrıca hocalar müteahhit firmalara açıktan danışmanlık yapıp yolunu bulur, biz ona karışmayız.. Bilimsel araştırmayla, öğrenciyle falan uğraşacağımıza oturup iş yapalım.. İşi de zaten gariban asistanlara yaptırır bizimkiler.. Maksat; iş olsun, torba dolsun.”
Bir ülkenin kentlerinin kültürel ve tarihsel dokusu yok edilirken, kentlerin yoksulları kentten kovalanırken, yoksullardan boşalan alanlar imamın şirketlerine pazarlanırken; bunlara aklın ve bilimin ışığında karşı çıkması gereken bir üniversite, şimdi tutmuş bu tezgaha girmek istiyor, “bana da pay verin” diyor...
Memleketin bu karışık gündeminde edecek başka laf, yapacak başka açıklama bulamadınız mı ey hocalar?.. Bu ne iştir?..Yakıştı mı koca üniversiteye bu bildiri?.. Siz bu laflarla mı akademik dünyada söz sahibi olacaksınız?.. Herbiriniz yılda birkaç kez yurtdışına çıkarsınız, oralarda meslektaşlarınız falan vardır.. Dışarıya, o akademik dünyaya şöyle bir bakın; iktidardan iş isteyen başkası var mı o dünyada?..
Görmesi gereken gözler kör olmuş, duyması gereken kulaklar sağır olmuş, diller ise hepten tutulmuş..
Tuz kokmuş hocalarım, tuz kokmuş...

evrensel.net
www.evrensel.net