Güneşin sofrası


09 Aralık 2011 09:22

Perşembe günü başlayan Türk-İş genel kurulu, yarın yapılacak seçimlerle sonlanacak. Mevcut yönetim anlayışına karşı çıkan birçok sendika merkezi, güç birliği oluşturarak yönetime talip olduğunu açıkladı.
Sendikasızlığın en yoğun yaşandığı bir sektörün, yani inşaat sektörünün yıllardır içindeyim. Bu sektörde sendika lafını edene önce tuhaf tuhaf bakarlar, sonra da çıkışını verirler. Ne biz mühendislerin, ne de bizimle birlikte çalışan işçilerin sendikalı olma gibi bir lüksü yoktur.
Sendikalı olamamak ile sendika bilincini taşıyamamak farklı şeyler olsa da, sonuçta aynı kapıya çıkıyor. Her iki durumda da örgütlü sınıf mücadelesinden uzakta bir yerlerde dolaşırsınız. Bir sendikaya üye olmak veya üye olunacak sendikayı belirlemek, çoğunlukla işçilerin tercihine bağlı değil. Birçok işletmede, yıllardır yerleşik sendikal yapılanmalar var ve işçilerin bu yapılanmaları denetim altına alıp yönetecek örgütlü gücü bulunmuyor. Sendikal bürokrasi dediğimiz hastalık da tam buradan kaynaklanıyor. Bir işyerindeki sendikayı değiştirmek kolay değil, sendika yönetimlerini değiştirmek ise hiç kolay değil.
Yarın yapılacak Türk-İş seçimlerinde işçi temsilcilerini, yani delegeleri işte böylesine zor, ama onurlu bir görev bekliyor. İktidarın gücüne yapışık, işverene yanaşık sistem sendikacılığına son verme fırsatı her zaman yakalanmaz, delegeler bunun kıymetini bilmelidir..
Delegelere birkaç lafım olacak..
Kişilerin, inanıp destekledikleri insanlarla aynı koşullarda yaşama şansı bulunmuyor. Örneğin son seçimde seçmenlerin yarısı AKP’ye oy verdi ama, o oyları verenlerin çocukları gemi sahibi falan değil..
Mevcut sendika ağalarını ve onların etrafındakileri, Ankara’nın lüks mekanları ve eğlence merkezleri iyi tanır, bunları hep kapıda karşılarlar, hürmette kusur etmezler. Piyasadaki en değerli banknotla sigarasını yakan genel başkanları da gördük, sendika parasıyla otellerin kumarhanelerine dadananları da.. Ama biliniz ki bunlar, içinizdekilerin ancak yüzde biridir, yüzde doksan dokuzunuz işçi maaşına talim edersiniz. Aranızda sendika görevlisi olup sendikadan ücret alanlar olsa bile bu işler o kadar da kalıcı değildir, siz benden daha iyi bilirsiniz.. Bir gün gelir, başkanın teyze oğlu sizin masanıza oturur, size kapı görünür..
Bu sendika baronları gibi maaş, yolluk, kredi, ikramiye,vesaire alma şansınız hiç yok; inanıyorum ki çoğunuzun bunlarda da gözü yok..Yıllarca emek vermişsiniz, zaman zaman işsiz kalsanız da yine sendikalarda görev yapmışsınız, şimdi de delegesiniz. Delege demek, işçinin elçisi demektir. Elçi vekildir, vekil ise asili temsil eder.
Pazar günü yapacağınız seçimde, işte o asilin asaletini temsil ediniz. Kaşarlanmış sendika baronlarına karşı ayağa kalkan direngen işçilerin, Ankara’nın ayazında gazlanıp ve coplanıp havuzlara dökülen TEKEL direnişçilerinin vekilisiniz; vekalet dediğimiz şey aslında emanettir. Ona sahip çıkınız ki sizin de çocuklarınıza gururla bırakabileceğiniz sağlam bir emanetiniz olsun, emanet yerini bulsun..
İktidar ve patron yanaşmalarının zengin sofrası her devirde, her genel kurulda bir kurulur, bir kaldırılır..
Siz en iyisi güneşin sofrasına oturun..
O sofra hiç kaldırılmaz,hep ortada durur.
O sofra hepimizi doyurur.   

evrensel.net
www.evrensel.net