Bir varmış, bir yokmuş


02 Aralık 2011 09:32

Devletin yalanları ile büyüdük, çocuklarımız da öyle büyüyor. Tarih ve yurttaşlık bilgisi derslerinde beynimize tıkıştırılan ıvır zıvırın  yanında, günlük hayatımızı devletin yalanları biçimlendiriyor.
Bundan 35 sene önce, yani ‘70’li yıllarda devrimciler, “MİT-kontrgerilla-ülkü ocakları” tarafından kurulmuş olan üçlü çete gerçeğini sokaklarda haykırıp dururlardı. Kamuoyunun büyük bölümü, böyle bir tezgahın kurulmuş olabileceğine ihtimal dahi vermezken, bu tezgahın detayları Susurluk olayı ile ortaya döküldü. Derin devlet, varlığını inkar etmesine rağmen, kurduğu bu çetenin pisliğine boğuldu, halen de o bataktan çıkamıyor.
Yıllardır ordu içindeki bir cinayet şebekesinin, JİTEM denen çetenin marifetlerini konuşuruz. Geçen seneye kadar TSK, kendi kurduğu bu çetenin varlığını hep inkar etti. Mahkemelerin resmi yazılarına, JİTEM denen bir kurumun bulunmadığı yanıtını verdi, bu yıl ise JİTEM’in varlığı resmen kabul edildi. İktidarlar ve TSK, yıllarca halka yalan söylediler, devlet ve ahlak suçu işlediler.
19 Aralık 2000 günü, cezaevlerindeki devrimciler tecrit uygulamasına karşı çıktıkları için toplu katliama uğradılar, 28 devrimci tutsak vahşice katledildi. Bu katliam dava konusu oldu, 11 yıldır bu dava sürüyor. Anlı şanlı TSK, katliamla suçlanan personelini mahkemede savunmak amacıyla bir tutanak hazırlamıştı. Bu tutanağa göre cezaevlerindeki tutsaklar kendi hazırladıkları silahlarla askere saldırmış ve kendi arkadaşlarını ateşe vermişti. 5 imzalı ve 19 Aralık 2000 tarihli bu tutanağın sahte olduğu yeni ortaya çıktı. Tutanakta imzası bulunan 5 personelden ikisi katliam tarihinde güneydoğu görevindeydi, üç askeri personelin ismi ise sahte idi. Özetle,sahte bir tutanak, TSK tarafından düzenlenip mahkemeye sunulmuştu. Bu sahtekarlığı ortaya çıkaran ise ne yargı, ne de AKP iktidarıdır; sadece katledilen tutsakların haklarını savunan yurtsever avukatlardır. TSK ve iktidarların işledikleri bu suçun kanıtları ortada dururken yalanlar giderek katlandı. TSK, bu kanlı operasyona katılan askerlerin isimlerinin bilinmediğini mahkemeye resmen bildirdi. Halktan ve yargıdan bilgi saklayan, sahte isimlerle tutanak hazırlayan, eşi görülmemiş bu pespayeliklere imza atan rütbeliler suç işlemiştir, bunların tümünün yargılanması gerekiyor.
Kürt sorunu yok, Kıbrıs sorunu yok, Ermeni sorunu yok, Dersim katliamı falan da yapılmamış; yani hepimiz tertemiz çarşaflarda yatıyoruz. Ama, “Düşünmezseniz, sorun yoktur” özdeyişine uyup, yalanlarla dolu tarih kitaplarına ve devlet arşivlerine inanan ulusalcılarımız var, onların vatanseverliği benim gözlerimi fevkalade yaşartıyor. Bütün gün İnternet’ten birbirlerine Banu Avar yazıları yolluyorlar, CHP’li vekillerin kürsü videolarını izliyorlar. Bu ulusalcıların bir kısmının geçmişte demokrasi mücadelesinde yer almış olması da bana ayrı bir gurur veriyor. Gerçekten, bizden daha iyi paslaşıyorlar, teknolojiyi sağlam kullanıyorlar.
Söylemleri varlıkla yokluk arasında gidip gelen devlete, bize okutulan tarihe, devletin vurucu gücü orduya ne kadar inanılıp güvenileceği apaçık ortada duruyor. “Yetmez ama evet” deyip iktidara inanan maskara güruh kadar, orduya inanıp güvenen ulusalcı kesim de bu yalanların ve sahtekarlıkların tümüne ortaktır.

evrensel.net
www.evrensel.net