Gençlik gelecek...


07 Ekim 2011 09:51

İnsan vücudu hücrelerden oluşuyor. Bu hücreler, belirli aralıklarla kendilerini yeniliyor. Bir dönemden sonra ise bu aralıklar açılıyor, hücre yenilenme süresi uzuyor. Buna, beyin hücreleri de dahildir. Kendini yenileyemeyip ölen hücre, salgıladığı maddeler yoluyla çevresindeki canlı hücrelere de zarar veriyor. Bu sürece, yaşlanma veya kocama diyoruz.  
İnsanoğlu  bilgisayarı üretiyor, ama ürettiği bilgisayara koyduğu bir özelliği kendi beynine uygulayamıyor. Bilgisayarlardaki diskleri ve hafızaları tek tuşla tamir edip boş yer açabiliyoruz. Ama kendi hafızamız, akla ziyan bir sürü şeyle dolu ve onları silemiyoruz. Genç bilgisayar üreticileri bu çelişkiyi zamanında fark edip, ürettikleri bilgisayarlarda yendiler. Kocayanlar demiyeyim ama; hücre yenilenme aralığı açılanlar, bu çelişkinin farkında bile değiller.  
Hafızalarımızın derin bir köşesine fi tarihinde yerleşmiş olan detaylar ve sorunlar, şimdi önümüzde duran başka sorunları görmemize veya onları çözmemize engel oluyor. Sorun çözücü olamıyoruz, çünkü şu anda karşılaştığımız bir sorunu, belleğimizde yatan eski bir sorunla ilişkilendiriyoruz. Kişilerle ve kurumlarla sürdürmeye çalıştığımız ilişkiler bu yüzden sekteye uğruyor, resmen takoz oluyoruz.
Genç hücre değerlidir. Sosyalist mecrada yürüyen genç arkadaşları sokaklarda ve salonlarda görünce heyecan duyuyorum, umutlanıyorum. Onlara baktığımda, onlarla konuştuğumda, netliklerine özeniyorum. Cam gibi durular, kemik gibi sağlamlar. Ne dediklerini, yıpranmış beyin hücrelerimizle bile kolayca anlıyoruz. Lafı dolandırmıyorlar, çünkü anlaşılmaz olmayı bir meziyet saymıyorlar. Doğrusuyla, yanlışıyla birbirlerine dertlerini anlatabiliyorlar, zülf-i yare rahatlıkla dokunuyorlar.
Geçenlerde Kongre Hareketi üzerine bir yazı okudum. Yazan kişi, bir politik oluşumun temsilcisi ve bizim yaşlarda. Yazıdan hiçbir şey anlamadığım için, yine bizim devirlerden bir dostuma sordum, o da anlamamış. Yani üç kişi, bir anlaşılmazın etrafında kolayca buluşuverdik. Genç hücrelerden oluşan bedenler, işte bu buluşmayı kolay kolay yapamazlar.
Katıldığımız  politik ortamlarda gençlerin ve kadınların azlığı bizi rahatsız etmelidir, en azından bu rahatsızlığı duymaya niyetli olmalıyız. Niyet de yetmiyor, onlara yer ve yol açmalıyız. Bu ortamlar mevcut veya kurulması hedeflenen partiler olur, demokratik kitle örgütleri olur, meslek örgütleri olur; artık hangisi uyarsa. Önemli olan, şu ne idüğü belirsiz “akil adam” teriminden ve saplantısından kurtulmaktır; çünkü o terim cinsiyet ayrımcılığını ve her tür ayrımcılığı taşıyor. Siz “akil adam” dendiğinde genç bir insanın, bir genç kadının akla geldiğini gördünüz mü?.. Ne dediği anlaşılmayan “akil adam” yerine, yanlış çıksa bile söylediği anlaşılabilen genç insan, her zaman tercih nedeni olmalıdır.
İnşaat şantiyelerinin duvarlarında Konfüçyüs’ün bir deyişi asılı durur; “Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil” yazar o duvarlarda. İşçiler aslında yolu tıkayanı bilirler, ama yüzüne pek vurmak istemezler, bir şekilde idare ederler. İnsan vücudunda da damarları tıkayan, pıhtılaşmış ölü hücrelerdir; genç hücreler bu damarları açmaya çalışırlar.
Biraz biyolojiden, biraz da felsefeden bahsedelim dedik; kim bilir yine neleri devirdik, kimlere tosladık. Yeter ki gençlere güvenip gençler tarafından yönetilmeyi öğrenelim; düşe kalka, toslaya toslaya peşlerinden yürür gideriz biz. 

evrensel.net
www.evrensel.net