Açtık baktık ki...


23 Eylül 2011 10:37

Adamın eline bir paket vermişler, öyle söylüyor. Pakette patlayıcı var, hadi götürüp ıssız bir yerde imha edelim demişler. Müdürü önde, o arkada elinde paketle epey gitmişler, yolun sonuna geldiklerinde paketi açıp bakmış ki, içinde bir insan cesedi. Biz de yedik.
Bu adam eski bir özel tim polisi ve cinayet dahil her tür pisliğe, uğursuzluğa bulaşmış biri. Belli ki suç ortaklarıyla papaz olmuş, sonra oturmuş itiraflara başlamış. İcraatlar ayyuka çıkınca da devlet mecburen bunu içeri atmış, şimdi hapiste utanmadan yediği haltların kitabını yazıyor. Yazarken de kendisini hariçte tutuyor, cinayetleri hep diğerleri işlemiş, bu sadece gözlemlemiş, taşımış, şoförlük falan yapmış.
Bu ülkede binlerce faili meçhul cinayet işlendiğini ve bunların çoğunun ‘90’lı yıllara ait bir devlet politikası olduğunu biliyoruz. MHP’li faşistlerden oluşturulan özel tim polisleri ülkenin her tarafında yıllarca tetikçilik yaptılar. İnsanlar sokaklarda gözaltına alınıp kaybedildi, köylerden toplanıp toplu mezarlara atıldı, bunların dışında birçok mafya infazları yapıldı. Çiftehavuzlar’da, Bostancı’da, Perpa’da devrimciler vahşice katledildi, hepsi yargısız infazdır, ülkenin utancıdır.
Bu adama ve bunun suç ortaklarına birçok kişi birçok şey verdi. Talimat verdi; para, silah, kırmızı pasaport, sahte kimlik, yurt dışı güvencesi falan verdi. Verenleri biliyorsunuz, bunların tümü devletin üst düzey görevlileridir. Başbakandır, bakandır, emniyet müdürüdür, rütbelilerdir.
Şimdi bu çeteden birine, ödül gibi bir ceza verdiler. Mehmet Ağar, silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ağar, bin operasyon yaptığını ballandırarak anlatan birisidir, onu tanıyorsunuz.
Hopa’da suyunu, toprağını savunan gençlere 20 yıla kadar hapis cezası isteniyor, üstelik olmayan bir örgütün üyesi oldukları suçlamasıyla.
Adana Balcalı Hastanesi işçileri taşeronlaşmaya karşı çıktıkları için, savcı her birine 27’şer sene hapis cezası istedi.
Bundan 12 sene önce, 26 Eylül 1999 günü, Ulucanlar Cezaevinde devlet bir katliam yaptı. 10 devrimci tutsak, cezaevinde hunharca katledildi. Nefes alıp verebilen hiçbir insan, o katliamın fotoğraflarına bakamadı. Katliamla suçlanan 161 asker ve subay hakkında açılan davada yargı onlara hiçbir ceza vermedi. İtirazlar üzerine dosya tekrar açıldı, dava halen sürüyor ama sonucunu hepiniz rahatlıkla tahmin edebilirsiniz.
Tablo aşağı yukarı böyle.
Son yıllarda, demokrat kesimlerde özellikle yılgınlık ve tembellikten kaynaklanan bir eğilim oluştu. Yargıya çok fazla bel bağlamanın ve hak mücadelesini yalnızca adliye koridorlarından yürütme çabalarının yoğunlaştığını görüyoruz; yasal mücadelenin halk direnişinin sadece bir aracı olduğunu unutuyoruz. Bel bağladığımız yasalar da işte bize bu tabloyu çiziyor.
Yasal mücadelenin arkası kitlesel dayanışmayla doldurulmadığı sürece, o daracık adliye koridorlarında daralacağımız kesindir. Metin Göktepe davasında bu daralma yaşanmadı, çünkü direngen bir topluluk o davayı adliyelerin dışında ısrarla takip ediyordu. Karda kıyamette, düzenle köşe kapmaca oynayarak, kentten kente dolaşarak Metin’in hesabını soran o muhteşem kitlenin ortaya koyduğu direniş, Metin’in katillerinin cezalandırılmasını sağladı. Fikri takiptir, irade ve sabırdır bunu yaratan.
Hep söylenir ya; devlette süreklilik esastır. Devletteki bu müesses nizam Osmanlı döneminden beri sürüyor. İster Kuyucu Murat’ın kuyularına, ister o özel timci polisin taşıdığı pakete bakın, içinde aynı şeyi göreceksiniz.
Ülke halkları üzeri örtülenlere açıp bakmak istiyor, buna yol verecek olanlar da seçip Meclise gönderdiğimiz halkın vekilleridir. Bizde fikri takip var, irade var, yol da var; ama fazla vakit yok..

evrensel.net
www.evrensel.net