28 Temmuz 2014 06:00

Büyük savaşın sanatı

1. Dünya Savaşı sadece tarihsel bir takvim değil, bütün dünyanın kaderini belirleyen devasa yıkımların da adı aynı zamanda. Böylesi bir yıkıma karşı sanat da yüz yıl boyunca pek çok şey üretti. Geçmişten bugüne üretilen binlerce yapıt arasından bir seçkiyi derledik.

Paylaş

Sevda AYDIN

28 Temmuz 1914… Arşidük Franz Ferdinand’ın katledilmesinin üzerinden bir ay geçmiş ve Avrupa’nın genelinde diplomatik bir kriz başlamıştır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Sırbistan’ı işgal etmek için hazırlanmaktadır. İngilizlerin, Almanlara savaş ilan ettiği 4 Ağustos gününün arifesinde, Alman kuvvetler Belçika’nın topraklarına girdikten dört sene sonra Birinci Dünya Savaşı yaklaşık 17 milyon kişinin canına mal olur.

Bugün dünyanın gördüğü bu en büyük savaşın üzerinden tam 100 yıl geçti.

Tarihçiler, felsefeciler, ressamlar, çizerler, yazarlar, şairler, sinemacılar bu geçen yüzyılı ve savaşın etkilerini hep taze tuttular. Yazılan, çizilen onca şey tüm dünya halklarına savaşın boyutlarının ne kadar büyük, sonuçlarının ise hangi felaketlere yol açtığı üzerineydi.

Bugün dünyanın pek çok yerinde 1. Dünya Savaşının 100. yılı konuşulacak. Tarihsel, siyasal ve toplumsal yansımaları tartışılacak.

1. Dünya Savaşı sadece tarihsel bir takvim değil, bütün dünyanın kaderini belirleyen devasa yıkımların da adı aynı zamanda. Böylesi bir yıkıma karşı sanat da yüz yıl boyunca pek çok şey üretti. Geçmişten bugüne üretilen binlerce yapıt arasından bir seçkiyi derledik.

YÜZYILIN EN İYİ ROMANI

Edebiyat alanından başlıyoruz. Ve tabii karşımıza Yaşar Kemal’in 2010 yılında “Yüzyılın en iyi romanı” olarak seçtiği Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Im Westen nichts Neues) adlı roman çıkıyor. Erich Maria Remarque’un bu romanı ilk kez 1929 yılının ocak ayında Almanya’da yayımlandı ve daha ilk yılında 26 dile çevrildi. Bugün yaklaşık 50 dilde çevirisi bulunan bu roman, 1930 yılında yine aynı adla Lewis Milestone’ın yönetmenliğiyle sinemaya uyarlandı. Roman, film olarak gösterilmesinden sadece üç yıl sonra Nazilerin “kitap yakılması” eylemlerinden de payını aldı.

Roman, I. Dünya Savaşına, öğretmenlerinin kışkırttığı vatanseverlik duygularıyla gönüllü olarak katılan Alman gençlerinin, savaşın gerçekliği altında nasıl ezildiklerini son derece çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Romanın kahramanı Paul, hayata bağlılığını, yaşama sevincini öylesine yitirmiştir ki, önünde uzanan upuzun bir yaşama bakıp, “Varsın aylar, yıllar geçsin. Nasılsa bana getirecekleri bir şeyleri kalmadı” der. Remarque, savaşlara katılan insanların bir kısmının bedenen öldüklerini, geri kalanların ise ruhen öldüklerini savunmaktadır bu romanında. Ona göre, savaşlara katılan herkes ölür, bedenen ya da ruhen... Kimse savaştan sağ çıkamaz. İşte savaşın gerçeği budur.

Paul de yıllarca “ihtiyar adam” olarak kaldığı savaşta gün gelir “yüzükoyun yere düşer”. Remarque, kitabının sonundaki bu sahneyi şöyle anlatır; “Yüzükoyun düşmüştü ve yerde uyur gibi yatıyordu. Sırt üstü döndürdükleri zaman acı çekmemiş olduğunu gördüler. Yüzünde öyle dingin bir ifade vardı ki, bu sonuçtan adeta memnun kaldığı sanılırdı.”

CEPHE GERİSİNİN HİKAYESİ
‘Savaş ve Açlar’, Hasan İzzettin Dinamo’nun Birinci Dünya Savaşını anlattığı romanı. Ama bu sefer cephedeki askerler değil, cephe gerisinde yaşamlarını sürdürmeye çalışanların hikayesi merkezde. Dinamo, dünyayı sarsan bu savaşın bütün yıkıcılığını küçücük bir evden resmediyor romanında.

SAVAŞ KARŞITI FİLMLER

avaşa katılan ülkeler kendi cephelerinde propaganda filmleri çektirirken başka sinemacılar ise savaş karşıtı filmler yaptı. Bunların en başında tabii ki Charlie Chaplin’in dilimize “Tüfek Omza” olarak çevrilen Charlie Chaplin’in dilimize "Tüfek Omza" olarak çevrilen "Shoulder Arms" adlı filmi geliyor. 1918 yapımı film için Chaplin, şöyle diyor otobiyografisinde; “İkinci filmim için aklıma bir fikir gelip gelmeyeceği konusunda endişeliydim” diyor, “Daha sonra aradığım fikir geldi: Niçin savaş üzerine bir komedi yapmayayım? Pek çok arkadaşıma niyetimi açıkladım fakat hepsinden ret cevabı aldım. Cecil B. De Mille bana ‘Savaş üzerine mizah yapmak için çok tehlikeli bir zaman dilimindeyiz’ demişti fakat tehlikeli ya da değil, bu fikir beni heyecanlandırmaya yetmişti.”

Sinema tarihinin en dokunaklı, ve en gerçekçi filmlerinden biri olan “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”,  Lewis Milestone’ın imzasını taşıyor. En İyi Film ve En İyi Yönetmen kategorilerinde iki Oscar alan film, Naziler tarafından yasaklanır.

La grande guerra (Büyük Savaş) ise 1959’da Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü kazandı. Yönetmeni Mario Monicelli’nin 95 yaşındaki intiharından yalnızca bir sene önce, 2009 yılında restore edilmiş haliyle gösterilen film, iki asker üzerinden bu görev için cephede bulunan erkeklerin iç dünyalarına, zihinlerine ve duyrına giriyor. Film, savaş karşıtı duruşuyla sinema tarihinin önemli bir dönüm noktası olma özelliğini taşıyor.

CEPHE FOTOĞRAFÇILIĞI 

Arşivlere bakılırsa, 1. Dünya Savaşında sinemanın yanı sıra fotoğrafın da hükümetler tarafından bir propaganda aracı işlevi gördüğü anlaşılır. Osmanlı’nın propaganda fotoğrafçılarına baktığımızda Sven Hansen, Theodor Weigard gibi isimlerin yanında Filistinli Fotoğrafçı Halil Raad’ı da görürüz. Hansen ve Weigard ve Raad Osmanlıcı fotoğrafçılardı.
Filistin ve Suriye’de fotoğrafçılık yapan Raad, dönemin ünlü fotoğrafçılarından Garabed Krikorian ile beraber çalıştı. Bu ortaklıkta Krikorian daha çok stüdyo ve portre fotoğraflarına eğilirken Raad sokağa çıktı, önemli olayları, idamları fotoğrafladı. Raad 103 yaşında ölünceye kadar fotoğraf çekmeye devam etti, ancak koleksiyonu çeşitli savaşlarda yok edildi.

‘SAVAŞA KARŞI SAVAŞ’

1915 yılına gelindiğinde cephelerdeki askerlerin fotoğraf makinesi taşıması yasaklanmış, hemen her ülke kendi fotoğrafçılarını görevlendirmişti. O dönemde baskı teknikleri çok yetersiz olduğundan çoğu resmi çizerler tamamlıyordu. Savaşın ilk yıllarından itibaren onlarca resimli dergi basılmış, kapak ve iç sayfaları cephelerden gelen fotoğraflara yer vermişti. Savaş karşıtı Ernst Friedrich 1924’te, Almanya’nın 1. Dünya Savaşına katılmasının 10. yıl dönümünde “Savaşa Karşı Savaş!” adlı bir fotoğraf albümü yayımladı. Fotoğraflar Alman askeri ve tıbbi arşivlerinden alınmıştı. Farklı cephelerden resimlerin olduğu bu fotoğraflar, savaş sırasında hükümet tarafından sansürlenmişti. Albüm oyuncak askerlerin, topların, silahların ve dünyanın her yerindeki erkek çocuklarını mutlu edecek diğer oyuncakların resimleriyle başlar ve askeri mezarlıkların resimleriyle son bulur. Oyuncaklarla mezarlar arasında okuyucu dört yıllık bir yıkım ve katliamın etkilerini gözleme fırsatına sahip olur. Yakılıp yıkılmış kiliseler ve kaleler, terk edilmiş köyler, asılmış savaş karşıtları, askeri genelevlerde yarı çıplak fahişeler…

Friedrich, her fotoğrafın altına dört ayrı dilde yazı kaleme alır. Friedrich’in militarizme karşı sert eleştirileri nedeniyle Alman hükümeti tarafından toplatılmak istenen kitap, savaş karşıtlığının yaygınlaşmasıyla beraber 1930’da Almanya’da 10 baskı yaptı ve ardından birçok dile çevrildi.

AFİŞ SAVAŞI

Savaşın propaganda biçimleri arasında elbette afiş de var.

Sene 1914. 1.Dünya Savaşı yeni patlak vermiş. İngiliz hükümeti gençleri “vatani göreve” çağırıyor. Alfred Leete’in çizdiği bu resimde dönemin Savaş Bakanı, Lord Kitchener, Britanyalıları istiyor.

James Montgomery Flagg’in savaşın ilerleyen yıllarında çizdiği bu afişte de savaşa asker yetiştiremeyen Sam Amca “Seni istiyorum” diyor Amerikan gençlerine.
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu çizim ise John Sloan’a ait. Savaştan sonra bir madalya ve belki de bir iş: Karikatürde bağırsağını peşinden sürükleyerek kollarıyla sürünen I. Dünya Savaşı gazisi, koltukta oturan ve kendisinin yaptığı askeri hizmet için bir madalya vermek üzere eğilen şişman bir kapitaliste yaklaşıyor.

Norman Lindsay imzalı bu afiş ise Avustralya’da 1914-18 yılları arasında kullanılan, askere çağrı posteri.

ÖNCEKİ HABER

Şimdi akide şekeri zamanı

SONRAKİ HABER

Eski Katalan lider Puigdemont kendi isteğiyle Belçika'da teslim oldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa