13 Ocak 2020 04:12

Arap basını: Türkiye'nin müdahalesi Libya'daki durumu ağırlaştıracak

Libya'da taraflar ateşkes ilan ederken AKP hükümeti eliyle Türkiye'nin ülkeye müdahalesi bölge medyasında "tehlikeli bir girişim" olarak tartışılmaya devam ediyor.

Fotoğraf: AA | Kolaj: Evrensel

Paylaş

Geçtiğimiz hafta Libya ve İran, Arap dünyasının en çok gündeminde olan iki ülkeydi. Türkiye konusunda analizleriyle tanınan Akademisyen Muhammed Nureddin, Türkiye’nin Libya’ya askeri müdahalesinin tüm Kuzey Afrika ülkelerinde ve Doğu Akdeniz bölgesinde durumu ağırlaştırdığını yazdı. Nureddin, müdahalenin önemli sebeplerinden birinin Gayri Sarfi Milli Hasılanın yüzde 55’ne ulaşan 450 milyar dolarlık dış borç olduğuna dikkat çekti.

"SURİYELİ SAVAŞÇILAR LİBYA’YA AKIN EDİYOR"

Al Arab gazetesi yayımladığı haber analizde Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin etkisine karşı Tunus ile güçlü bir ilişki kurmaya çalıştığını vurguladı. Aynı gazetenin “Arap dünyasında ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin dalgalı politikası” başlıklı analizinde Osmanlı kökenli bir milyon Libyalıyı korumak gerektiği yönlü medya propagandasının, beraberinde Libya toplumunun tarihinde hiç bilmediği yeni bir etnik çatışmanın tohumlarını ekeceği görüşüne yer verdi. Rai al Youm gazetesi ise Suriyeli savaşçıların Libya’ya akın ettiğini ve “Erdoğan’ın adını haykırarak” Hafter’i tehdit ettiklerini belirtti.

İRAN; SAVAŞ YOK, MÜZAKERE YOK

Arap basınında Irak’ta Kudüs Güçleri komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından katledilmesi nedeniyle gündemde yerini koruyan İran’la ilgili değerlendirmeler devam ediyor. Lübnan’da yayımlanan El Naşra gazetesi İran’ın başkanlık seçimlerini bekleyeceği yorumuna yer verdi.  Muhammed Alluş imzalı makalede, “Savaş yok, müzakere yok pozisyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de İran’a karşı ilan ettiği gerilimin başında İran dini lideri Ali Hamaney tarafından açıklanan tutumdur” denildi.  

AMERİKA DIŞARI, İRAN DIŞARI

Ürdün’de yayımlanan Dastur gazetesinden Dr. Hail Vadan Al-Daaja, Amerika-İran krizinin sakinleşmeyle sonuçlandığını belirtti. Daaja, “Amerikan-İran krizinin en önemli bölümleri beklendiği gibi geldi. Kendini dayatan mantık ya da gerçeklikten ayrılmadı” dedi. Aynı gazeteden Oraib Rantawi Iraklıların en az yarısının “Amerika dışarı dışarı”, diğer yarısının ise “İran, dışarı dışarı” diye slogan attığını yazdı. Irak’la ilgili de; biri Irak bayrağı altında birleşen bir ülke, diğeri mezheplere göre kantonlara bölünmüş bir ülke olmak üzere iki projenin olduğuna dikkat çekti.


MISIR VE TÜRK TEHDİDİ

Muhammed NUREDDİN
Al Halic

Türkiye’nin Libya’ya askeri müdahalesi, tüm Kuzey Afrika ülkelerinde ve Doğu Akdeniz bölgesinde durumu ağırlaştırdı. Türkiye kendini, ilgili olduğu Doğu Akdeniz doğal gaz ve petrol çıkarma projelerine hazırlanıyor. Bir Akdeniz ülkesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin koruyucusu olarak, su altı servetlerinde doğal bir paya sahip olduğuna ve diğer Doğu Akdeniz ülkelerinin, bölgenin tüm ülkelerinin çıkarlarını göz ardı edecek şekilde ekonomik deniz sınırlarını çizemeyeceğine inanıyor. Bu açıdan Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ın sularında ve Türkiye’nin ekonomik bölgesi sınırları içinde olduğunu düşündüğü sularda yabancı petrol arama gemilerini zorla engelledi.

Bu konuyu bir kenara bırakırsak, Türkiye’nin Libya ve Kuzey Afrika’ya yönelik tüm dış hareketlerinin, elinin ulaşabileceği her serveti kontrol etmeyi amaçladığını görürüz. Bundan hareketle Fayez el Sarrac hükümeti ile Libya sularında petrol arayışı içinde, bu servetlerin bir kısmını ele geçirmek arzusunda anlaştı.

En büyük sorun Trablus’taki Sarrac güçlerini desteklemek için askeri güçler göndermeye başlaması. Böylece Hafter güçlerinin Sarrac hükümetine karşı ilerlediği bir süreçte Türkiye çatışmayı körüklüyor.

Türkiyenin adımın birkaç hedefi mevcut;

  1. Libya’nın bir kısmının kontrolü ve eğer mümkünse bütüne Libya’ya ve servetine el koyma. Özellikle Türkiye bir petrol ülkesi olmadığı ve 450 milyar dolara ulaşan bir dış borçla belada olan ekonomisini desteklemek istediğinden dolayı... Bu borç Gayri Sarfi Milli Hasılanın yüzde 55’ine eş değer.
  2. “Müslüman Kardeşler” ideolojisini benimseyen AKP’nin otoritesini, ideolojik hegemonyasını genişletmek. Erdoğan’ın “Osmanlının emaneti” olarak gördüğü yerlerde Libya’da yeni Osmanlıcılığı canlandırmak. Aslında böylece Muhammed Mursi’nin devrilmesinden sonra Mısır’daki projesinin başarısızlığını telafi etmeye çalışıyor. Tunus’ta Ennahda hareketinin parlamentoya başkanlık ederek yeni hükümete hükmetmesinden güç aldı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Tunus ziyaretinin temeli buydu. Sarrac hükümetini desteklemek için (Tunus’u) Türkiye saflarına çekmeyi denedi. Ancak Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in sağlam duruşu Tunus’u Libya bataklığına sürükleme girişimlerini reddetti.
  3. Ancak buradaki en tehlikeli şey, Türk askeri müdahalesinin Türk ekonomik çıkarlarını ve ideolojik hegemonyasını bile aşması ve Suudi Arabistan ve BAE ile birlikte Mısır’ın ulusal güvenliğini tehdit etme girişiminde bulunmasıdır.

Türkiye bir yandan Mısır’ın darbesinin, diğer yandan Suudi Arabistan ve BAE’nin darbesinin Arap dünyasını terk etmesi anlamına geldiğini fark ediyor. Bu bağlamda Türkiye, Tunus ve ardından Cezayir gibi yanında durabileceğine inandığı bazı ülkelerin durumundan yararlanmaya çalışıyor.


İRAN’IN "SAVAŞ YOK, MÜZAKERE YOK" POLİTİKASI DEVAM EDİYOR: TRUMP’IN GİDİŞİNİ BEKLEMEK

Muhammed ALLUŞ
el Naşra

Amerika Birleşik Devletleri Irak’ta General Kasım Süleymani’ye suikast düzenledi ve İran, operasyona çeşitli balistik füzelerle “Ayn el Esad” üssünü hedef alarak yanıt verdi. ABD ordusu buna yanıt verirse bölge savaşın eşiğinde olacak. Ancak şimdiye kadar böyle olmadı ve bu nedenle bölgedeki iki cephe arasında yeni angajman kurallarının çizildiği sonucuna varılabilir.

“Savaş yok, müzakere yok” pozisyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de İran’a karşı ilan ettiği gerilimin başında İran Dini Lideri Ali Hamaney tarafından açıklanan tutumdur. Dini liderin o dönemdeki politikası bugün de devam etmektedir. İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Gücü komutanının suikastından İran’ın Irak’taki Ayn el Esad üssüne yönelik düzenlediği saldırı sürecine kadar son olaylarda kesin olan, her iki tarafın da doğrudan savaş istemediğidir. Ayrıca, aylardan beri bugüne kadar gelen açık göstergeler Tahran’ın askeri, siyasi veya ekonomik baskı altında herhangi bir müzakereye girmeyeceğini gösteriyor. Peki, genel sahnenin resim ne olacak?

İran ve ABD arasındaki sürekli yükselen gerilimin ışığında, geleceği tahmin etmek zordur. Fakat bugün olanlara tarihsel olayların ışığında bakarsak, İslâm Cumhuriyeti’nin en ünlü özelliğinin, yani sabrın (üstün politikası budur) tüm liderlik kararlarında baskın olarak kalacağı sonucuna varılabilir. Başka bir yönetimin ortaya çıkarabileceği yeni ihtimaller nedeniyle bir sonraki ABD Başkanlık seçimleri beklenecek.

Bu tahmin, İranlı öğrencilerin 52 Amerikalıyı 444 gün boyunca tuttukları Tahran’daki Amerikan büyükelçiliğini bastıkları 1979 yılının olaylarına dayanmaktadır. O zaman ABD başkanlık seçimlerinde İslam Devrimi ile kötü ilişkileri olan Jimmy Carter devrilmiş ve Ronald Reagan’ı Amerika Başkanı olana kadar öyle kalmıştı. Reagan cumhurbaşkanı olur olmaz Amerikalılar serbest bırakıldı.

Tahran, Amerikan mesajlarının yanı sıra, savaşın içine girmemesi ve Trump’ın görev süresinin bitimine kadar nükleer anlaşmasını terk etmemesini talep eden uluslararası mesajlar aldı.

İran bir sonraki aşamada Trump’ı devirmek istiyor. Bu yüzden Amerikan popüler ruh halini değiştirmek zorundadır. Bu temel üzerinde, önümüzdeki dönemde ister siyaset ister ordu tarafından olsun, bu bölgedeki Amerikan askeri çıkarları üzerindeki darbelerini yoğunlaştırarak bu ruh halini hedefle alacaktır. Direniş ekseni, Amerikan halkının bir Amerikalı “tabutu” görmeye tahammüllerinin olmadığını bilmektedir.

Kasım 2020’de Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı seçilecek ve o zamana kadar zor bir aşama ile karşı karşıya kalacağız. Ancak İran için en zor olanı Trump’ın yeniden seçilmesi olacak.


"AMERİKA DIŞARI", "İRAN DIŞARI"

Oraib RANTAWİ
Dastur

Iraklıların en az yarısı tek bir sesle haykırdı: “Amerika dışarı dışarı”. Diğer yarısı ise “İran, dışarı dışarı” diye slogan attı. Oranlar biraz değişebilirler, ancak çok fazla farklılık göstermezler. Irak’ın bütün Kürtleri ve Arap Iraklıların büyük Sünni çoğunluğu Amerika’nın kalmasını istiyorlar. Irak Şii topluluğunda “ruh halinin” nasıl olduğunu bilmiyorum. Geçen ekim ayaklanması ışığında ve el Mühendis ile Süleymani’nin öldürülmesinden sonra Amerikan güçlerini daha uzun süre destekleyen Şiilerin bir “kesimi” olacağını göz ardı etmiyorum.

HEM İRAN HEM AMERİKA DIŞARI

Orta ve güney illerinde ve bazı Bağdat mahallelerinde göstericilerin İran ve müttefiklerine karşı “Bağdat hurra hurra, İran barra barra” (Bağdat özgür özgür, İran defol defol) şeklinde slogan attıklarını duyduk. Elbette, birçok Sünni Arap ve Kürt, ülkelerinin İran egemenliği altında kalmasını istemiyor.

Bazılarının “kutsallık elbisesi” ile üstünü örttüğü Haşdi Şabi geniş bir şekilde eleştirildi. Irak kamuoyu ağırlıklı olarak hem İran hem de Amerikan etkisinden kurtulmaya eğilimlidir. Ve Mezopotamya’nın egemenliğini ve bağımsızlığını yeniden kazanmasını istiyor. Ayrıca, Irak’ın hesaplaşma alanı ve kanlı mesaj alışverişi için bir “posta kutusu” olmasını istemiyor.

Ancak, bir reform projesi olarak Irak’ın “tarafsızlığı”, çıkarları çatışan tarafların çıkarlarıyla bağlantılı olan bir avuç partinin ve milislerin hesaplarıyla çakışmıyor. Irak’ın Tahran’ın etkisi ve bölgesel projesi için hayati bir alan olarak kalmasını isteyen İran yanlısı bir ekip var. Washington’a sadık bir takım var ve hala çıkarları, etkileri ve “projeleri” için “sponsor” ve “koruyucu” rolüne bahis oynuyorlar.

İKİ PROJE

Irak’ın geleceği ve kaderi, çatışan iki proje arasındaki çatışmanın kaderine bağlıdır:

Birincisi: Bayrağı altında dengeli bir Irak; çoğunluğu bulunan ancak ne yazık ki dağınık olan, kimliği, varlığı, sivil devleti ve ulusal egemenliği yeniden kurma projesidir.

İkincisi: Bölünmesine hazırlanmak üzere Irak’ın bölgeselleşmesine dayanan “Joe Biden Projesi”ni anımsatan “mezhep kantonları” projesidir.

Bölgesel veya uluslararası destekçisi olmayan ilk projenin tek pusulası Irak’ın ve Iraklıların çıkarları olmasıdır. İkinci projeye gelince, her biri Irak’taki iktidar ve zenginliğin “pastasında” payını arayan bölgesel kuluçka makineleri ve uluslararası kaldıraçlara sahiptir.

İlk Proje, Bağdat, Nasiriyah, Al-Mustansiriya, Diwaniyah ve Basra alanlarında toplanan kitleler tarafından temsil ediliyor. İkinci proje, çeşitli tugaylarını, güç partilerini ve milislerini farklı mezheplerden yükseltiyor.

Irak sokaklarındaki ve meydanlarındaki ayaklanmaların yumruklarının ve ayaklarının altında nefes aldığı görülen mezhep kotası sistemi yeniden diriliyor. Ancak daha tehlikeli formatlarda: “Bölgeselleşme”, uluslararası destekle, diplomasi hüküm sürdükçe kaybolur ve bomba ve füze patlamalarının gürültüsü arttığında şiddetlenir.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Kanal İstanbul’a "Hayır" diyen yüzlerce kişi yaşam zinciri oluşturdu

SONRAKİ HABER

EMEP heyeti Elazığ'da incelemede bulundu: Hamaset söylemi can kaybının önüne geçemez

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa