25 Kasım 2019 05:23

Siyaset bilimciler, "Saray'a giden CHP'li" tartışmasını değerlendirdi

"Saray'a giden CHP'li" iddiasını değerlendiren siyaset bilimciler Seren Selvin Korkmaz, Edgar Şar ve Murat Somer "Muhalefet toplumun sorunlarını gündem etmeli" diyor.

Fotoğraf: Ex13/Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Dış politikadaki gerilim, ekonomik kriz gibi gelişmeler yaşanırken, birden siyasetin gündemine “Bir CHP’linin Saray’a çağrıldığı” iddiası düştü. İddiayı yorumlayan siyaset bilimciler Seren Selvin Korkmaz ve Edgar Şar, iddianın doğru olup olmamasından bağımsız durumun, muhalefetin kırılganlığını ortaya koyduğunu ifade ederek yerel seçimlerden sonra gündemi belirleyemeyen iktidarın, Suriye’ye yönelik askeri harekatla yeniden bu güce kavuşmak istediğini vurgu yaptı. Ülkenin yaşadığı sorunlara işaret eden Korkmaz ve Şar, CHP başta olmak üzere muhalefetin, yurttaşların sorunlarına ve yaşadığı kaygılara hitap eden bir söylem ile program oluşturması gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Murat Somer, “Muhalefetin bir demokrasi bloğu olarak birlikte hareket edebilmesi ve güçlü bir alternatif olduğunu gösterebilmesi gerekiyor” dedi.

“MUHALEFETİN KIRILGANLIĞINI ORTAYA KOYDU”

Siyaset Bilimci Seren Selvin Korkmaz, “Saray’ı ziyaret eden CHP’li meselesi, iddianın doğru olup olmaması veya doğruysa kişinin kim olduğundan bağımsız olarak bize muhalefetin kırılganlığını gösterdi” dedi. Korkmaz, iktidarın tartışmalardan yararlandığını belirten Korkmaz “CHP’nin sıklıkla suçlandığı parti içi çekişmeler aslında olağan. Esas problem, bu çekişmelerin ve güç savaşlarının gündemin parçası olmasına izin verecek ölçüde strateji ve program yoksunluğu. Bence bu ‘algı savaşı’, Barış Pınarı Operasyonu ile başladı” dedi.

Muhalefetin yerel seçimler sonrası psikolojik üstünlüğü ele geçirdiğini ve gündemi kuran taraf olmaya başladığını da hatırlatan Korkmaz, devamında şu değerlendirmede bulundu: “Hatırlarsanız Barış Pınarı Operasyonu öncesinde Türkiye gündemi üç konu ile meşguldü: Ekonomik problemler, yeni parti girişimleri ve Suriyeli göçmenler meselesi. Bunlar iktidarın oldukça kırılgan olduğu alanlar. Operasyon, iç politikada iktidarın milliyetçilik kartını açmasını ve oyunu bildiği alana çekmesini sağladı. Ardından Saray’ı ziyaret iddiaları ile CHP’nin parti içi çekişmelerle meşgul olduğu ve Türkiye’yi yönetme kapasitesinin olmadığı algısı yerleştirilmeye çalışıldı. Operasyon meselesi gündemden düşerken Türkiye, geçim sıkıntısı ve toplu intiharları tartışıyordu. Bugün CHP’yi tartışıyor. CHP’nin kırılganlığı ise bana kalırsa hâlâ bu hamlelerle baş edebilecek, gündemi hızla esas kaygılara çekebilecek strateji ve kapsamlı bir programdan yoksun olması. Parti şu an kurultay sürecinde ve bu tarz karşı hamlelere en açık olduğu dönem ama bir taraftan da yerel seçimler sonrası süreci çok iyi yönetmesi gereken bir dönem. CHP, iktidarın çizdiği gündeme sıkışmak yerine Türkiye’nin esas sorunlarını, bunları çözmeye yönelik adımlarla halka anlatabilmeli. “

İktidarın, popülist bir yönetim taktiği olarak ekonomik alanda zayıfladıkça “korku” duygusunu daha da öne çıkaracağına da vurgu yapan Korkmaz, “Bu korku, ‘belirsizlik’ ve ‘istikrar arayışı’ ile ilgili. Oysa CHP ve muhalefet partileri, yurttaşların sorunlarına, yaşadığı kaygılara hitap eden bir söylem ve program oluşturarak da cevap vermeli. Yani siyaset rasyonel olduğu kadar duygusal bir alanda da yapılıyor. Çünkü insanın ve hayatın kendisi de böyle” ifadelerini kullandı.

“CHP ÜLKENİN ESAS MESELELERİNE YOĞUNLAŞMALI”

Yerel yönetimlerin çok önemli olduğuna ancak parti politikasının sadece yerel yönetime ve belediye başkanlarının kişiliğine sıkışmaması gerektiğine dikkat çeken Korkmaz, “Parti düzeyinde oluşacak kapsamlı bir yönetim stratejisi ile birleştiğinde yerel yönetimlerin başarısının genel seçime etkisi daha kuvvetli olacaktır. Sadece CHP değil, tüm muhalefet bloğu bir araya geldiğinde ve gündem kuran taraf olabildiklerinde, aldıkları sonucu ısrarla hatırlamalılar” diye konuştu. İktidarın, ekonomik sorunların yanı sıra merkezde ortaya çıkacak yeni partilerin parti kadroları ve seçmen kitlesinde yarılma yaratacağının endişesini taşıdığına vurgu yapan Korkmaz, “Bu açıdan da esas kırılgan taraf iktidar. Muhalefet ise bir an evvel, ‘mahalle dedikodusu’ düzeyindeki siyasetten uzaklaşıp ülkenin esas meselelerine yoğunlaşmalı” ifadelerini kullandı

“MUHALEFET BİR DEMOKRASİ BLOĞU OLARAK BİRLİKTE HAREKET ETMELİ”

Koç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Somer şu değerlendirmede bulundu:

“Türkiye’nin asgari demokratik hukuk devleti koşullarına geri dönebilmesi için, muhalefetin mutlaka hem her bir parti içinde hem de bir demokrasi bloğu olarak birlikte hareket edebilmesi ve güçlü bir alternatif olduğunu gösterebilmesi gerekiyor. Bunu da hem siyasal sistemde hem de ekonomik düzlemde adaleti ve meşruiyeti sağlamayı hedefleyen bir program temelinde başarabilmesi gerekiyor. Otoriter bir sistemi tercih edenler ve bundan yarar sağlayan kesimler ise elbette bunu engellemek, muhalefeti bölmek, zayıflatmak ve zayıf göstermek için ellerinden geleni yapacaklardır.

Bu açıdan bakıldığında 31 Mart döneminde büyük mesafe kat eden muhalefet, sonrasında önce Suriye operasyonunda yeterli performansı gösteremedi şimdi de “Külliye’ye kim çıktı” krizinde zorlanıyor. Çünkü 31 Mart sonrası muhalefet kendi içine döndü. Bu siyasetin doğasından kaynaklanıyor, beraber hareket edebilmek için güç dengelerinin ve taşların yerine oturması, karar vericilerin belli olması gerekiyor. Burada affedilemeyecek olan, bu sürecin uzun sürmesi ve hatta bir türlü halledilememesi ve kamuoyunun önüne taşması. Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratik muhalefet toplumun ihtiyaçlarını kendi iç meselelerinin önünde görmeli ve bu konuda da topluma net bir mesaj verebilmeli. Ön plana çıkacak liderliğin de bunu başarabilecek olan, ortak ve özverili hareket edebilen siyaset olduğunu düşünüyorum. Ancak bu iş sadece siyasal kişiliklerle de kısıtlı değil. Gazeteciler dahil herkes de bu soruları kendine sorabilmeli.

Son olarak burada muhalefet ve demokrasi bloğu dediğimiz zaman aslında AKP içindeki potansiyel demokratik muhalefeti de katmak gerekir. Otoriter Cumhurbaşkanlığı modeli referandum döneminde tahmin edilebildiği üzere, yasamayı ve AKP dahil tüm siyasal partileri zayıflattı.”

“MUHALEFET, TOPLUMA ALTERNATİF OLDUĞUNU HİSSETTİRMELİ”

Siyaset Bilimci Edgar Şar, “Türkiye’nin özellikle ekonomi ve dış politika alanında yaşadığı problemler toplumun günlük hayatını bu kadar yakından etkilerken ve insanlar içinde yaşadıkları krizlerin çözümü için siyasetten umutlarını hızlı bir şekilde keserken, siyasetin her şeyi bırakıp bir yalan haberin peşinden koşuyor izlenimi vermesi hiç iyi değil” dedi.

Bu ve bunun gibi olayların bu kadar konuşulup gündemi tamamen değiştiriyor olmasının sadece siyaseti ve CHP’yi içten ya da dıştan dizayn etmek isteyenlerin çabalarıyla açıklanmayacağını da belirten Şar, “Medyasıyla, sivil toplumuyla ve siyasete ilgi duyan tüm kesimleriyle aslında eleştirilerimizle bile mevcut siyasetin kısır tartışmalarını yeniden üretiyoruz. Buna daha çok dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum” değerlendirmesinde bullundu.

“Külliye’deki CHP’li” mevzusunun, siyasal iktidar başta olmak üzere CHP’nin içinde ya da dışında, mevcut parti yönetimine destek veren ya da eleştiren birçok aktör tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kullanılabileceğini de ifade eden Şar şunları söyledi: “Fakat bu gibi olaylardan medet uman tüm siyasetçilerin bilmesi gereken, Türkiye’de kitlelerin dikkatini gündelik hayattaki adaletsizliklerden başka yere çekmek iki yıl öncesine nazaran çok daha zor. Siyasal iktidarla birlikte muhalefetin de anlaması gereken şey, Suriye’ye yapılan harekatta da görüldüğü gibi haftalar boyu gündemin ilk sıralarını meşgul edecek kadar büyük görünen bir mesele de üretseniz, toplumun büyük bir çoğunluğunun gündemini ve siyasal tercihlerini değiştiremiyorsunuz.”  

Şar, devamla şunları söyledi: “Türkiye’de muhalefet, popülist siyasetin dünyanın değişik yerlerinde, demokratik siyasetten artık medet ummayan kitleler için nasıl bir cazibe merkezi haline geldiğini görmeli ve topluma onların gündelik sorunları için gerçek ve somut bir alternatif sunduğunu hissettirmeli. Aksi takdirde, toplumda ‘bunların hepsi aynı’ düşüncesinin güçlenerek yaratacağı hayal kırıklıkları, hali hazırda var olan ya da gelecekte ortaya çıkabilecek yeni popülizmlerle, Türkiye’nin hiçbir sorununun uzun bir süre daha gerektiği gibi ele alınamaması riski önümüzde duruyor olacak.”

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Şişli’de Ekmek ve Gül buluşması: Motivasyonumuzun kaynağı dayanışma ve mücadele

SONRAKİ HABER

Genel İş üyesi İZENERJİ işçileri ve sendikacılara beraat

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa