22 Kasım 2019 04:19

‘İç İçe’ oyunu ekibi: “-mış gibi yaparak bir ömrü bitirmeyelim”

İnsanın kendisine yabancılaşmasını sorgulayan "İç İçe" oyunu ekibi "Kendisiyle yüzleşmek isteyen gelsin. Hodri meydan." diyor.

Fotoğraf: Basın Görseli, Kolaj: Evrensel

Paylaş

Hilal TOK
Vedat YALVAÇ
İstanbul

İçinden geldiği gibi olmak... Ne zor; onca göz sana sorgulayıcı, yargılayıcı bakarken içinden geldiği gibi yaşamak. Ama ne çok överler içinden geldiği gibi davrananı. Toplum baskısı, “ne derler” korkusu, yanlış yapma endişesi içimizdeki bizi öldürür ve dışımızda başka bir benlik yaratır. Biz, biz olmaktan çıktıkça, isyanını içeride yaşar içimizdeki. Susup kenara çekilmek ve içimizdeki sesin üstüne oturup onu sindirmek yerine, o sesi hepimizin sesiyle buluştursak daha güzel olmaz mıydı? Yapılan haksızlığa “dur” desek, yaşadığımız tacize bi “höst” çeksek, şiddete “bi dakka bi dakka” diye müdahale etsek. Geçip gitmesek, susup oturmasak?

Herkes böyle değil tabii ama kendimizi gerçekleştirmeyen ne çok insanız. Tam da bu konuya parmak basan bir oyun var şu ara Tatavla Sahne’de: “İç içe”. İçimizdeki kendimizin kabuğunu kırma ve bir şekilde karşımıza dikilme hikayesi. Kendi kendimizle konuştuğumuz zamanların somut gerçeği. Gerçek kimliğimizle, yapmak isteyip de yapamadıklarımızla, onu her ne kadar gizlemeye çalışsak da varlığımızın bunu kabul etmekte epey zorlandığının hikayesi.

İç içe oyununun oyuncuları, Border Line’dan Nergis Taşyürek, Ilgın Bingöl, Gökhan Balyemez ve metin yazarı Gülşah Gülebenzer sorularımızı yanıtladı. “İçimizdeki de içimizdeki” dedik diye içiniz şişmesin aman, oyun içimizi şişirmeyecek kadar eğlenceli, kahkaha gücü ağzımızdan taşacak kadar da seri.

‘ETLİYE SÜTLÜYE KARIŞMAYAN İNSANLAR OLMAK İSTEMİYORUZ’

Prömiyer oyunu bitişinde “Biz Border Line’ız sınırları zorlamak istiyoruz, sessiz kalmak değil, sahnede sözümüzü de söylemek istiyoruz” dediniz ne demekti bu?

Ilgın Bingöl: İngilizce’de Border Line ‘sınır ihlali’ demek ve psikolojik bir rahatsızlık aynı zamanda. Tiyatronun sayfasına şöyle bir mesaj gelmişti; ‘ekip Border Line hastalarından mı oluşuyor?’ Biz de dedik ki ‘hayır, biz sağlıklı bireyleriz ama bu ismi seçmemizin tek sebebi; sınırlı ihlali, biz sınırları zorlamak isteyen bir ekibiz. Tamamen sınırları ortadan kaldıralım, seçtiğimiz metinler de buna uygun olsun. Çok köşeli bir tiyatro olmayalım. Yani böyle etliye sütlüye karışmayan insanlar olmak istemiyoruz hiçbir zaman. Eğer biz gençleriysek bu ülkenin ben çok inanıyorum, bize ihtiyacı var bu ülkenin. Ve sanattır, sahnedir bunun en çok yüksek sesle söylenebilecek yeri bence. Eğer sahnede susarsak... Eğer insanlara bir şeyler göstermeye çalışıyorsak ben bunun en doğru yer olduğunu düşünüyorum. Burası sahne ise, sesimizi en çok çıkarabileceğimiz yerse burada duyulma ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

Kadına yönelik şiddete, tacize, kadının istihdamda yer almamasına, işsizliğe bir sürü konuya dikkat çektiniz bu oyunda...

Ilgın Bingöl: Oyunun geneli de zaten böyle yazılmış. Yani benim oynadığım karakterde içiyle çatışmasını görüyorsunuz. Dürtüsel bir tarafı var sürekli, bir de onu bastıran bir ego vardı. İd ve egonun savaşını görüyoruz bu oyunda. Kadının sürekli işyerinde uğradığı tacizler ya da hayatta ikinci plana atılması özellikle erkekler tarafından, toplum tarafından... Bunlara ses çıkarmak istiyoruz en çok.

İç ses olmak nasıl bir duyguydu senin için?

Nergis Taşyürek: Bir iç ses olmak zor bir şey. Çünkü sürekli kötü şeylere yönlendiriyormuşum gibi hissediyordum. Bazen rahatsız ediyordu bu beni. Yani hiç mi doğru bir şey söylemez. Çünkü sürekli “seks, hadi sevişelim, hadi bilmem ne...” diyor ama sonrasında o iş patron sahnesindeki o isyan tavrı, sevgiliyle olan sahnede ‘yapma, etme, hayır böyle davranma’ demesi biraz daha beni toparladı ve daha inandırıcı bir hale getirdi. Bence çok iyi bir şey birinin iç sesi olmak. Çünkü olduğun gibisin ve her şey bayağı olduğun yerden geliyor. Düşünmeden, o çocuk tarafı dediğiniz yer var ya, aslında o çocukça yerden geliyor. Bir şey gelmemiş başına, hiç kötü şeyler yaşamamış, hiç kilitlememiş, kapatmamış kendini ve hep “daha iyisini yapabiliriz” diyen biri. O yüzden şahane bir şey iç ses olmak.

‘KENDİSİYLE YÜZLEŞMEK İSTEYENLERE HODRİ MEYDAN’

Kişi yalnızca iç sesini dinleyerek toplumsal sorunları çözebilir mi?

Gökhan Balyemez: Aslına bakarsanız söylenen şey sadece bu da değil. Ama önemli bir nokta, doğru katılıyorum. Aklımızı değil içimizi dinlediğimiz zaman daha güzel şeyler olabilir. Hep akıldan yola çıkıyoruz yaşarken “bir de bunu mu deneseniz acaba”yı da düşündürtmek istedik. Bu düşündürtmeyi istediğimiz şeylerden yalnızca biri. Ama içimizden gelen sesi yok saymamak, durup bir “ne istiyoruz” diye bakmak, toplumun baskıyla yönlendirdiği yerlere gitmek, sözde güvenli sularda dolaşmak belki her zaman çok eğlenceli olmayabilir.

Nergis Taşyürek: İç sesi ona diyor ki, biriyle tanışıyor kadın olarak ve ona diyor ki “hadi yatalım, gidip sevişelim”. O da diyor ki; “hayır. Beni kolay kadın zanneder.” Şimdi toplumsal baskıda kadınlar sürekli erkek bunu yaptığı zaman “adamım, delikanlı” gibi sözcüklerle yüceltilir ancak bir kadın bunu yaptığı zaman “hımm kolay kadın” gibi yaftalar oluyor hayatımızda. Asıl orada, “başlatma kolay kadınına. Hayır bunu istiyorsun ve bunu  yapacaksın” diyor iç ses. Ya da patronla görüşmeye gittiğinde, taciz edildiği zaman “bir şey söyle ona” diyor. Aslında çoğu zaman iç sesimiz aslında doğruyu söylüyor. Ama biz toplumsal baskılardan, yetiştirilme tarzımız, yaşadığımız çevresel etkilerden dolayı hep susan, kabullenen durumdayız. Kasım ve Aralık ayı boyunca her Perşembe 20:30’da Tatavla Sahne’deyiz. Kendisiyle yüzleşmek isteyen gelsin. Hodri meydan.

Ilgın Bingöl: Çok gerçek bir şey görüyoruz sahnede hep birlikte. Çok böyle yaşayan var. Bir doktor tarafından tanı konulmamış olsa bile çoğu insan içinde bu mücadeleyi çok ağır şekilde veriyor aslında. Yani ben dışarıdan ne kadar iyiyim desem de içimin çok kan ağladığı anlar gibi mesela. Yani her insan sürekli bir rol kesme durumunda bırakılıyoruz toplum tarafından.

Gökhan Balyemez: Mış gibi yaparak bir ömrü bitirmeyelim. Kendi içine bakarken dürüst olması gerekiyor insanın. Buna açık olmaya niyet eden herkesi bekliyoruz.


 ‘STATÜ BASKISI BİZİ İÇİMİZDE GİRDAPLARA SÜRÜKLÜYOR’

Oyunun metni Gülşah Gülebenzer imzası taşıyor. Gülebenzer’in oyunda vermek istediği mesaj neydi? Oyunu yazarken nelere dikkat ettiniz? 

Gülşah Gülebenzer: Bu oyunda özellikle dikkat ettiğim şey insanların kendilerine nasıl yabancılaştığı. Neden içimizdeki gibi olamıyoruz? İçimizdeki gibi olmaya çalıştığımız da neler oluyor? O toplum baskısı, yaşanılan, dayatılan statü baskıları bizi kendi içimizde girdaplara sürüklüyor. Ve bundan çıkmaya çalışırken bu sefer yine başka şekillerin, başka yüzlerin içerisinde oluyoruz.

Erkek oyuncu Gökhan Balyemez, üç farklı karakteri de canlandırdı, bu özellikle mi böyle tercih edildi?

Erkek hep aynı karakter aslında. Patron olabiliyor, sevgilimiz olabiliyor, komşumuz olabiliyor, annemiz olabiliyor, baktığımız zaman hep aynı yüzler, hep aynı davranışlar. Biz kendimizi sürekli olduğumuz gibi görünemediğimiz için göründüğümüz gibi olmaya çalışırken yalpalarken buluyoruz. Bunun bir komedisini yazmak istedim. Burada üzerinde durmaya çalıştığım şey kendimize yabancılaştığımız noktalar.

Taciz, işsizlik, ayrımcılık, baskı gibi konulara da dikkat çekiyorsunuz? Çözüm içimizdekini ortaya çıkarmak mı?

Biz de coğrafya açısından bunun sıkıntısını çok çok yaşıyoruz, hem dini baskı, hem cinsiyet baskısı... Oyunda bir çözüm verilmiyor aslında, daha çok durum belirtiliyor. Oyunun içinde bazı tüyolar da var aslında. Yani işte sen kendin gibi ol, kendini o kadar ezik görme. Sen bir bireysin, sen ezik değilsin. Hani bu biraz da özgüvenle ilgili bir problem. Oyunda dile getirilen şekli bu.

Karakter bazen kendi gibi oluyor. Bunu toplumun baskılarına karşı bir protesto olarak değerlendirebilir miyiz?

Değerlendirebiliriz. Yani toplumda bir baskı var. Yani ya bir iş bulacaksın ya da zengin bir koca bulacaksın. Bunun gibi toplumsal dayatmaların çoğunlukla yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Yani ne kadar okumuş da olsak, kültürel seviyelerimiz ne kadar değişken de olsa mutlaka dışarıdan ya da belli bir yaşa kadar gelip de evlenmemiş, çocuk yapmamış, hayatını kuramamış insanlara bakış açımız “yazık” şeklinde oluyor. Acıyarak bakılıyor. Bu acıyarak bakılmak istenmediğimiz zamanlar saçmalamaya başlıyoruz.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

MSB bütçesinde ‘tank palet’ tartışması: İhaleyi neden gizliyorsunuz?

SONRAKİ HABER

Marmara Bölgesi'nde öğleden sonra yağmur ve sağanak uyarısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa