Düşleri çalınan çocuklar ve onların barış eli

Düşleri çalınan çocuklar ve onların barış eli

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne, Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar. Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında... Dünyayı çocuklara verelim! Kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar. Bir günl

Zülem Paltacı

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne, Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar. Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında... Dünyayı çocuklara verelim! Kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar. Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı... Çocuklar dünyayı alacak elimizden, Ölümsüz ağaçlar dikecekler...” Nazım Hikmet’in dizeleri ne de güzel anlatmış. Çocuk olmak, çocuklara dünyayı bırakmak... Asker ya da gerilla gibi hissedip büyük adamcılık oynamak yerine, unutup savaşı, rengarenk oyuncaklarla ve kitaplarla birbirlerine dostça sarılmalabilmeleri gerçekten çok güzel  olurdu.. Eğer ki çocuklara bıraksaydık yaşamayı, bize barışı öğretenler onlar olurdu, masumluğu güzelliği, düşmanca yaşamaktan uzak bir dünyanın ne demek oldugunu.  Ama maalesef dünyayı onlara bırakmak bir yana onların yaşamları alınıyor ellerinden. Onlardan barış öğrenmeyi beklemek yerine, savaşa itiliyorlar. Düşmanlığın, kavganın, ölümün ne demek olduğunu öğreniyorlar. Nasıl mı? Bini aşkın çocuk sakat, bini aşkın çocuk ölü… onların yaşama  özgürlüğü yok, hayal kuramadıkları gibi… 7 yılda 3 bin 777 çocuğun mahkum edildiği gibi…

Nazım Hikmet diyor ya; “ellerine balonlar verelim, oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında...” çocukların ellerine verilen silahlar, çiçeğe dönüşseydi ya da patlayan şeyler mayın değil de balon olsaydı, rengarenk balonlar...

Bir köşe yazarı yazısında, Ahmet Sakin adındaki çocuğun hikayesini anlatmıştı. 93 Temmuz'unda, dokuz yaşındaki abisi Osman ve on yaşında ki amacaoğlu Uğur'la Nusaybinde oyun oynarken, yeri göğü inleten patlamayla sarsılmışlar. Ahmet o zaman daha yedi yaşındaymış. Abisi ve amcaoğlu olay yerinde can vermiş. Ve Ahmet o günden sonra hiç koşamamış. Çünkü o gün, orada patalayan mayın ondan sadece abisini, arkadaşını değil, hayallerini de almış, umutlarını da paramparça etmiş… Tam 18 yıl geçti ama hala çocuklarımız ölmeye sakat kalmaya devam ediyor. Anlayacağınız 18 yılda istatistik dışında değişen hiçbirşey yok.    O kadar çok ki dünyası elinden çalınan çocuklar... Kimisi ölüyor kimisi sakat kalıyor kimisi öldürüyor. Çocukluklarını onlardan çalınıyor. Tıpkı Mardin Kızıltepe’de, evlerinin önünde, henüz 12 yaşında sırtından sıralı biçimde ateşlenen 13 kurşunla öldürülen Uğur Kaymaz’ın ve oğluyla birlikte vurularak öldürülen babası Ahmet Kaymaz’ın hikayesi gibi.. Bizim çocuklarımız oyuncaklarının kopan bacaklarına değil arkadaşlarının kopan koluna,bacağına koşuyor.. Can çekişirken onların ellerinde ölüyor arkadaşı, kardeşi, ağabeyi... Her ölüm her patlama çocukları çocuk olmaktan çıkarıp, birer büyük adam yapıyor onları. Küçük ama büyük adamlar… Aynı içinde olduğumuz durum gibi.. Onlar orada, bunlar burada yapılan o iki zıt ayrımın bir tarafında oluvermiştir barış isterken işte, ve barışı kazanmanın en güzel yolu diye empoze edilen o silahlı, bombalı saldırılar aslında bir o kadar sorgulatmadan süregelir... Kime göre düşmanız, neye göre ölüyoruz, öldürüyoruz? Bunun cevabını kimse bilemezken itiyoruz işte onları ölüme... Evet barışı istiyoruz ama bunun yolu bu değil..Bunun yolu çocuklarımızı ateşe itmek değil, aksine onları oyuna itmek, özgürlüğe, hayallarine.. Küçük Prens’te şöyle der tilki: Senin gülünü (sevdiğini) bu denli önemli kılan onun için harcamış olduğun zamandır. İnsan ancak yüreğiyle bakarsa bir şeyi iyi görür, iyi anlar. Gözler bir şeyin özünü göremez. Ve sonra da ekler: İnsanlar unuttular bunu, ama sen unutmamalısın.. İşte çocuklarımız bizim unuttuğumuz, Emek harcayarak kazanmayı,sahiplenmeyi, birbirimizin gülüne zarar vermemeyi onlar öğretecek bizlere. Birbirlerimizin gülüne saldırmadan nasıl bir bahçe oluşturacağımızı onlar gösterecek. Ellerinde rengarenk balonlarla, mayınlardan arındırılmış bahçede koşacakalar ellerimizden tutup. İşte o zaman barış istiyoruz diye bağırıp çocuklarımız da savaşa itmek yerine çocuklarımız ellerimizden tutup bizi barışa götürecek.

Tıpkı Nazım Hikmet’in dediği gibi...

“Çocuklar dünyayı alacak elimizden, Ölümsüz ağaçlar dikecekler...”

www.evrensel.net