Gördüğümüz renkler konuştuğumuz dile göre değişebilir mi?

Fotoğraf: Pixabay

Gördüğümüz renkler konuştuğumuz dile göre değişebilir mi?

İnsan gözü, milyonlarca rengi fiziksel olarak algılayabilir. Ama hepimiz bu renkleri aynı şekilde algılayamıyoruz. 

Aina CASAPONSAW
Panos ATHANASOPOULOS 

Bazı insanlar renkler arasındaki farkları ayırt edemezler (renk körlüğü) ve buna retinadaki yüksek ışık seviyelerine duyarlı hücrelerdeki kusurlar veya eksiklikler neden olur: Koni hücreleri. Ancak, bu hücrelerin dağılımı ve yoğunluğu, “normal görüş”lü insanlarda bile farklılık gösterir ve hepimizin aynı renkleri nispeten farklı şekilde görmemize neden olur.

BEYNİMİZİN RENKLERİ NASIL YORUMLADIĞI DAHA ÖNEMLİ

Fotoğraf: Pixabay

Bireysel biyolojik yapımızın yanı sıra, renk algısı aslında orada ne olduğunu görmek değil, beynimizin renkleri anlamlı hale getirmek için nasıl yorumladığıdır. Renk algısı çoğunlukla kafamızın içinde oluşur ve özneldir dolayısıyla kişisel deneyime eğilimlidir.

Örneğin, renk algısını harf ve rakamlarla deneyimlenebilen, sinestezi hastalarını ele alalım. Sinestezi -genellikle duyuların birleşimi olarak tanımlanır- bir kişinin sesleri görebileceği veya renkleri duyabileceği yerdir. Ancak duydukları renkler de durumdan duruma değişir.

Diğer bir örnek ise klasik Alderson’un kontrol edici gölge yanılsamasıdır. Burada, iki işaretli kare tam olarak aynı renk olmasına rağmen, beyinlerimiz onları bu şekilde algılamaz.

RENKLERİN KÜLTÜRÜ

Fotoğraf: Pixabay

Doğduğumuz günden beri nesneleri, renkleri, duyguları ve neredeyse anlamlı olan her şeyi dili kullanarak kategorize etmeyi öğrendik. Her ne kadar gözlerimiz binlerce rengi algılayabilse de renkler hakkında nasıl iletişim kurma yolumuz -ve günlük hayatımızda renkleri kullanma biçimimiz- bu büyük çeşitliliği tanımlanabilir ve anlamlı kategorilere ayırmamızı zorunlu kılıyor.

Örneğin, ressamlar ve moda uzmanları, uzman olmayan bir kişi tarafından tek bir terimle açıklanabilecek renk ve tonlara atıfta bulunmak ve ayrım yapabilmek için renk terminolojisini kullanırlar.

Farklı diller ve kültür grupları da renk spektrumunu farklı şekillerde genişletebilir. Papua Yeni Gine’de konuşulan Dani dili ve Liberya ve Sierra Leone’de konuşulan Bassa dili gibi bazı diller sadece karanlık ve aydınlık olmak üzere iki terime sahiptir. Karanlık bu dillerde kabaca serin, aydınlık ise sıcak olarak isimlendirilir. Beyaz, kırmızı, turuncu ve sarı gibi daha açık renkler, sıcak renkler olarak yorumlanırken, siyah, mavi ve yeşil gibi renkler serin renkler olarak yorumlanır.

RENK KELİMESİ YOK

Avustralya’nın Northern Territory’inde bulunan Warlpiri kültüründe “renk” kelimesi bile yok. Bu ve benzeri diğer kültürel gruplar için, “renk” olarak adlandırdığımız şey dokuya, fiziksel duyuma ve fonksiyonel amaca yönelik zengin bir kelime haznesiyle tanımlanır.

5 ANA RENK

Dikkat çekici bir şekilde, dünya dillerinin çoğu beş temel renk terimine sahiptir. Namibya ovalarındaki Himba ve Papua Yeni Gine’nin yemyeşil yağmur ormanlarında bulunan Berinmo gibi çeşitli kültürler, bu beş terim sistemini kullanmaktadır. Koyu, açık ve kırmızı için terimleri olduğu kadar, bu dillerde genellikle sarı ve hem mavi hem de yeşili belirten terimler de vardır. Yani, bu diller “yeşil” ve “mavi” için ayrı terimlere sahip değildir, ancak her iki rengi de tanımlamak için tek terim kullanırlar, bir çeşit “grue” (greenandblue).

Tarihsel olarak Galce ‘nin Japonca ve Çince olduğu gibi ‘’glas’’ diye geçen “grue” terimi vardı. Günümüzde, tüm bu dillerde orijinal grue terimi mavi ile sınırlandırılmıştır ve ayrı bir yeşil terim kullanılmıştır. Bu sınırlandırma ya dilin içinde kendiliğinden gelişmiştir -Japonca ’da olduğu gibi- ya da başka dillerden alınmıştır. Galce’de olduğu gibi.

Rusça, Yunanca, Türkçe ve diğer birçok dilde de mavi için iki ayrı terim vardır- biri daha koyu tonlar için diğeri daha açık tonlar için kullanılır.

DİL VE RENKLER

Renkleri algılama şeklimiz de hayatımız boyunca değişebilir. Açık ve koyu maviyi (“ghalazio” ve “ble”) tanımlamak için iki temel renk terimine sahip olan Yunanlar, Birleşik Krallık’ta -aynı temel renk terimiyle İngilizce olarak tanımlanan, blue- uzun süreler boyunca yaşadıktan sonra bu iki rengin daha benzer olduklarını görmeye daha eğilimlidirler. 

Bunun nedeni, İngilizce konuşulan bir ortamda uzun süre bulunan Yunanların, beyinlerinin “ghalazio” ve “ble” renklerini aynı renk kategorisinin bir parçası olarak yorumlamaya başlamasıdır.

Fakat bu sadece renk ile gerçekleşen bir şey değil, aslında farklı dillerin yaşamın her alanında algılarımızı etkilemesidir. Ve Lancaster Üniversitesindeki laboratuvarımızda, farklı dillere maruz kalmanın ve farklı dillerin kullanımının, günlük nesneleri algılayışımızı nasıl değiştirdiğini araştırıyoruz. Sonuçta, yeni bir dil öğrenmek, beynimize dünyayı farklı şekillerde yorumlama kabiliyetini vermek gibidir- renkleri görme ve algılama şekillerimiz dahil.

theconversation.com’dan çeviren Işıl PARLAR

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Mayıs 2018 07:11
www.evrensel.net
ETİKETLER renk körlüğü