Eğitimde performans uygulaması eğitimciye de öğrenciye de zararlı

Eğitimde performans uygulaması eğitimciye de öğrenciye de zararlı

Farklı eğitim kademesi ve branşlardaki öğretmenlerle MEB'in 'Öğretmen Performans Değerlendirme Yönetmeliği' taslağını konuştuk.

Keçiören’den bir eğitim emekçisi 
Ankara

MEB tarafından yayımlanan “Öğretmen Performans Değerlendirme ve Aday Öğretmenlik İş ve İşlemleri Yönetmeliği” taslağı ile ilgili farklı eğitim kademesi ve branşlardaki öğretmen arkadaşlarımıza görüşlerini sorduk. Eğitim emekçisi arkadaşlarımız bu sistemin öğretmenlik mesleği açısından derin ve telafisi mümkün olmayan olumsuz sonuçlar doğuracağını, eğitimin niteliğinin de daha kötüleştireceğini söyledi.

OBJEKTİF BİR DEĞERLENDİRME YAPILAMAZ

Niran (Meslek Dersi Öğretmeni): Öğretmenlere uygulanması istenen performans değerlendirme başarıyı ya da başarısızlığı ölçebilecek bir değerlendirme yöntemi değildir. Çünkü öğretmenin  öğrencilerin gözünde saygınlığını yok eder ve objektif bir değerlendirme yapılması mümkün değildir. Öğrenciler bunu kişiselleştirebileceği gibi öğretmenleri de öğrencilere karşı davranış yöntemleri konusunda sıkıntıya düşürebilir. Veli öğrenci bu durumu lehte kullanabileceği gibi aleyhte de kullanabilir. Öğretmenlerin kendi aralarında da bir yarış oluşturup ilişkilere zarar verebilir. Öğretmenin başarısını ölçme yöntemleri bence müşteri ve hizmet gibi basit yöntemler ile ölçmek mesleki açıdan öğretmenim kariyerine zarar verebilir. 

ÖĞRETMENLER ARASINDA BİRLİK VE BERABERLİĞİ BOZACAK

Nuran (Eğitim Emekçisi): Performans değerlendirmesi adı altında gündeme getirilmesi düşünülen uygulama ile zaten yeterince iş yükü olan, kalabalık sınıflarda, uygunsuz koşullarda, yetersiz fiziksel şartlarda eğitim öğretim yapmaya çalışan öğretmenlerin şartlarını daha da zorlaştırılacak. Kaldı ki bu baskı altında yapılacak çalışmalar öğrenci merkezli olmaktan çıkıp öğretmenin bireysel performansını arttırmaya yönelik çalışmalara dönecek ve eğitim anlamında bir katkı sağlamayacak. Bununla birlikte değerlendirmelerin çeşitli sebeplerle objektif olmayacağı çok açık. Öğretmenler arasında birlik ve beraberliği bozacak, ayrımcılık yapılmasına sebep olacak bu uygulamadan vazgeçilmelidir. Öğretmenin performansını arttırmaya yönelik bu uygulama böylesi bir değerlendirme ile değil, gerekli imkanlar arttırılarak, varolan koşullar iyileştirilerek, eğitim çalışmalarına katılarak yapılmalıdır ve özellikle eğitim, öğretim faaliyetleri kapsamında yapılacak uygulamalarla ilgili öğretmenlerin görüşleri dikkate alınmalıdır. Bu sayede ancak uygulanabilirliği sağlanarak olumlu ve gerçekçi adımlar atılabilir.

ÖĞRENCİ-ÖĞRETMEN İLİŞKİSİNİ ZEDELER

Ezgi (Eğitim Emekçisi): Öğrencilerimle kurduğum ilişkinin bir değerlendirmeye tabi tutulamayacak kadar değerli olduğunu düşünüyorum. Böyle bir değerlendirmenin öğrenciler tarafından olumsuz cümleler sarf edilerek yorumlanmasına tanık olduk. Ancak bunun yanında öğrenciyi öğretmenle karşı karşı karşıya getirerek öğrencinin gereksiz bir gerginlik içine itildiği gerçeğini de görmezden gelmemeliyiz.

Ayça (Egitim Emekcisi): Öğrencinin, velinin öğretmeni değerlendirmesi, öğrenci-öğretmen ilişkisini zedeleyeceğini ve gerçekçi olamayacağını düşünüyorum. Eğitimin kalitesini de artırmayacağını düşünüyorum. 

AKLINIZA BİLE GETİRMEDEN YAPMANIZ GEREKENLER VAR

Yaşar (Eğtim Emekçisi): İş hayatında performansı; bir işi, görevi tamamlamak, başarmak için sarf edilen çaba olarak tanımlanabiliriz. Performans değerlendirmeyi ise kısaca çalışan bireyin şirket/kurum içerisindeki becerilerinin, potansiyelinin, davranışlarının ve tüm bunlara bağlı olarak başarısının ölçülmesi olarak tanımlayabiliriz. Yani performans değerlendirmesi adil bir şekilde gerçekleştirirse ve sonuçları üzerinden adaletli bir şekilde terfi, görevde yükselme vb gerçekleşirse problem yok. Ancak MEB’de durum böyle değil. Toplumda itibarsızlaştırılmış, ekonomik olarak ablukaya alınmış öğretmenlerden bahsederken biraz insaf... Öğretmenlerin performansını değerlendirmeden önce, bunu sadece aklına bile getirenlerin yapması gerekenler var. Hem de aşağıda yazdıklarımın bir ikisini değil tamamını, unuttuklarım varsa onları da ekleyerek yapmalılar.

Kurumu tarafından yok sayılan, görüşleri dikkate alınmayan çalışanların sorunlarını çözün.

Bilimsellikten gün geçtikçe uzaklaşan öğretim programlarını durdurup acil olarak bilimsel, çağdaş müfredat ve öğretim yöntemlerini kullandırın. Demokrasiyi neredeyse tümden yok sayan “Ben ne dersem o olur “diyen yöneticiler görevlerinden alın. Atama ve terfiler adil bir şekilde yapılsın. Yöneticiler demokrasiyi her kademede işletsin. Emeğin değerini bilmeden büyüyen, ders çalışmaktansa telefon, tablet vb vakit geçiren, sorgulamayan sorgulamadığı içinde her şeyi kendisine mübah sayan, kendini hep haklı, hep doğru gören bir gençlik yaratılmaya çalışıldığı unutulmadan acil önlemler alınsın. Yüzde 80-85 gibi büyük oranının; “Biz bir tanesiyle uğraşamıyoruz, işiniz çoook zor hocam” demelerine rağmen hatalı davranışını düzeltmesi için uyardığınız çocuğu için sizi Bimer, Cimer ve hatta daha nereleri varsa oralara şikayet eden, o da yetmedi tellal tutup herkeslere duyuran velilere dur denmeli. Yoksa okul basmalar, öğretmen dövmeler, yaralamalar bitmeyecektir. Performanstan önce çalışanın itibarını, can güvenliğini sağlamalıdır bakanlık. Öğretmenine sahip çıkmayan bakana ve bakanlığa ihtiyacımız yoktur. (Ankara/EVRENSEL)


İŞYERLERİNDEN PERFORMANS İZLENİMİ: EMEKÇİLERDE ORTAK MÜCADELE TALEBİ ÖNE ÇIKIYOR

Eğitim Sen Ankara 4 No’lu Şube Başkanı Gülhan Şimşek ve Kadın Sekreteri Gönül Kural

Eğitim Sen Ankara 4 No’lu Şube olarak Genel Örgütlenme Sekreterimiz İsmail Sağdıç ile beraber Sincan ve Etimesgut’ta bulunan ilkokul, ortaokul ve liseleri ziyaret ettik. Performans uygulaması, proje okulları ve yeni liseye geçiş sistemini konuştuk. MEB’in dayattığı zorunlu performans sisteminin okullarda yoğun olarak tartışıldığını bir kez daha gördük. Öğretmenler zorunlu performans uygulaması ile beraber meslek onurunun ayaklar altına alınacağını, iş barışının ortadan kalkacağını, eğitimin telafisi çok zor hasarlara uğrayacağını ifade ettiler. Esas tartışılan konunun ise “Bu dayatmayı nasıl geri püskürteceğiz” sorusunun olduğunu söylemeliyiz. Belki de uzun zamandan bu yana ilk kez eğitim emekçileri performans sisteminin olumsuzluğu konusunda tam anlamıyla fikir birliği içindeydi. Bir eğitim emekçisi “Öğretmen okulları modelimiz vardı, oralardan çok iyi öğretmenler yetişiyordu” diyerek öğretmen yetiştirme sisteminde yaşanan soruna, eğitim fakültelerine dikkat çekti. Bir başka öğretmen yaptığımız imza kampanyasına ilişkin olarak “Sadece imza kampanyası yetmez, sendikalar bir araya gelmeli, ses getiren işler yapmalıyız” dedi. 

Yapılması planlanan performans sisteminde öğretmenlerin öğretmenlere, velilerin ve öğrencilerin de öğretmenlere puan vereceğini dile getirdiğimizde, bir çok öğretmen bu konuda yaşanmış deneyimlerden bahsetti. 15 yıl önce Demetevler’de MİLO (Müfredat Labaratuvar Okulu) olarak bilinen bir okulda görev yaptığını söyleyen bir öğretmen; burada öğretmenin öğretmene puan verdiğini anlattı. “Bu uygulamadan sonra biz birbirimize düştük, öğretmenler odasında huzur kalmadı, iş barışı bozulmuştu” diye yaşadıklarını ifade etti. Yine benzer pilot projelerin uygulandığı bir okulda çalışan bir öğretmenin veliye “Biz öğretmen olarak çocuklarınıza iyi not verdik, sizin çocuklarınız bize iyi not vermiyor” dediğini hatırlatarak, performans uygulamasının nelere yol açacağını anlattı. Daha bir çok öğretmen 2000’li yıllarda yaşanan bu deneyimleri anlatırken, bu uygulama ile mesleğinde ve eğitimde yaratacağı tahribatın farkındaydı. Ancak Milli Eğitim Bakanlığının zorunlu performans uygulamasını dayatarak ne yapmaya çalıştığını anlamakta zorlanıyorlardı.

Okul gezilerinde okul müdürleri ile de görüştük. Değerlendirme kriterlerinin objektif olamayacağını belirttiler. Müdürlerin öğretmenlere dönük değerlendirme kriterlerinde “Alanın öğretim programlarını tüm öğeleriyle bilir” maddesinin bulunduğunu, buna göre müdürün okulda okutulan bütün derslerin öğretim programlarına hakim olması gerektiğini ve bunun mümkün olmadığını ifade ettiler.

Başka bir müdür ise iki yıl önce pilot olarak uygulanan performans değerlendirmeye ilişkin olarak “Ben öğretmenlere puan vermek istemedim, ancak MEB bunu zorunlu tuttu, bu yüzden bir çok öğretmenle de sorunlar yaşadım” dedi.

Bütün gezdiğimiz okullarda öğretmenler performans meselesinde sendikaların bir araya gelmesi ve tek ses olması gerektiğini söyledi. Bizlere “Bu yönlü girişimleriniz var mı?” diye sordular. Şube olarak bölgemizdeki diğer sendika şubeleri ile görüştüğümüzü ve bir araya gelmek için çalışma yürüttüğümüzü anlattık. İşyerlerinde Türk Eğitim-Sen’li olsun, Eğitim Sen’li olsun, Eğitim-Bir-Sen’li olsun ya da Eğitim-İş’li olsun eğitim emekçilerinin bir arada olduğunu ve sendikalarının da bir araya gelmesi gerektiğini talep ettiklerini görüyoruz. Öyle ki, sendikaların bir araya gelmesine karşı çıkan bir sendika yöneticisinin hiçbir öğretmen tarafından dinlenmeyeceğini söylesek abartı olmaz. 

İşyeri gezilerimizde bir tek eğitim emekçisi bile, bu sistemin olumlu olacağını söylemedi. Eğitim emekçileri bu sorunların çözümünün birlikten geçtiğinin farkında. Sorun da belki, eğitim iş kolunda örgütlü bulunan sendikaların bir araya gelme konusunda utangaç davranmalarıdır.

Son Düzenlenme Tarihi: 23 Mart 2018 03:41
www.evrensel.net
ETİKETLER Eğitim SenAnkara