‘Tek adam tek parti yönetimi’nin 2017 serüveni

‘Tek adam tek parti yönetimi’nin 2017 serüveni

"Erdoğan ve arkasındaki güçler, her türlü propaganda ve baskıya rağmen halk kitlelerinin çoğunluğunu kendi politikalarına kazanamadı."

İskender BAYHAN

Türkiye 2017 yılına ‘başkanlık sistemi’ne geçiş için gerekli somut adımların atılıp atılamayacağı tartışmalarının yeni bir aşamaya vardığı koşullarda girmişti. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 2016’nın ekim ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve hükümetine başkanlık sistemine geçiş için somut adım atma çağrısı yapmıştı. Bu tutumuyla Bahçeli, 15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülmesinin ardından şekillenen AKP-MHP ittifakında yeni bir sayfa açmış oldu. Darbe girişimini “Allah’ın bir lütfu” olarak ilan etmiş olan Erdoğan da “Gökte ararken yerde bulduğu” bu destekle, kendi politik darbesini derinleştirmek üzere hemen harekete geçti. 

Erdoğan ve partisi bir süredir “tek adam tek parti diktatörlüğü” yolunda gerici faşist bir rejim kurmaya yönelik fiili adımlar atıyordu. Bu adımları anayasal bir temele kavuşturmak için 20 Ocak 2017’de 18 maddelik anayasa değişikliğini TBMM gündemine getirdi ve MHP’nin desteğiyle referandum çoğunluğunu sağladı. 

HİLELİ, ŞAİBELİ TARİHİ REFERANDUM

Başkanlık sistemine geçiş için 16 Nisan’da yapılan referandum süreci “tek adam tek parti yönetimi” konusunda büyük bir mücadeleye sahne oldu. “Hayır” kampanyalarının baskı ve yasaklarla engellenmeye çalışıldığı, oy kullanımında ve sayımında açık usulsüzlüklerin yaşandığı referandum, hileli ve şaibeli sonuçlarıyla tarihe geçti. 

Sandıktan kıl payı “evet” çıkarılmıştı ama toplumun en azından yarısı referandumdan aslında hayır çıktığını düşünüyordu. “Tek adam tek parti yönetimi”nin anayasal dayanak kazanması amacıyla atılan bu adıma halk kitleleri önemli oranda onay vermedi. Erdoğan’ın politik sistemi değiştirme yönündeki bu en ciddi hamlesi, ‘başkanlık sistemi’nin sakat doğumuyla sonuçlandı.

TEKELCİ SERMAYE EGEMENLİĞİNİN POLİTİK BİR BİÇİMİ 

Edoğan, hükümeti ve arkasındaki sermaye güçleri bu sonuca rağmen 2017 sonuna kadar “tek adam tek parti yönetimi”ni fiilen uygulama yönündeki politikalarını ısrarla sürdürdü. 

Burjuvazinin, geçmişten bu yana vadettiği en ileri politik sistem, “yasama, yürütme ve yargının güçler ayrılığı temelinde bağımsız ve herkesin hukuk karşısında eşit olduğu burjuva demokratik cumhuriyet” olmuştur. Parlamenter sisteme geçişle birlikte Türkiye burjuvazisi de bu propagandayı yapmıştır. Erdoğan ve arkasındaki kapitalistler ise bunun artık sistemin ihtiyaçlarına yanıt vermediğini söylüyor. 

“Tek adam tek parti yönetimi” sermaye egemenliğinin politik biçimlerinden birisidir ve tekelci burjuvazinin önemli bir çoğunluğu bu sisteme destek veriyor. Erdoğan’ın kendi gerici sermaye kliğinin çıkarlarını önceleyen kimi politikalarının sivri uçlarının törpülenmesinin dışında, bu politik sistem değişikliğine özü itibariyle bugün için bir itirazları yoktur. 

YOĞUN SÖMÜRÜ VE SAVAŞ KIŞKIRTICILIĞIYLA ÖRTÜŞÜYOR

“Tek adam tek parti yönetimi” egemen kapitalist sistemin dizginsiz, kuralsız emek sömürüsü ihtiyacı ve içeride-dışarıda savaş kışkırtıcılığı politikalarıyla örtüşüyor. Örtüştüğü bir başka husus da OHAL ve KHK düzenidir. 2017’yi geride bırakırken yayımlanan 695-696 sayılı KHK’ler bunun en açık ve çarpıcı örnekleri olmuştur. “Tek adam tek parti yönetimi” OHAL ve KHK düzeninin kalıcı hale gelmesi demektir. 

Bu politik sistem, işçilerin ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi beklentisine yanıt vermekten uzaktır. Aksine grev yasaklarından, iş cinayetlerine, güvencesiz çalışmadan düşük ücretlere uzanan yoğun sömürü politikalarını beslemektedir. Bu politik sistemde demokratik hakların ve siyasal özgürlüklerin kırıntısına bile tahammül yoktur. 

Bunun için Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 yılı boyunca izledikleri politikanın tekelci sermaye çevrelerine güven vermesine özel önem vermiştir. Her fırsatta onlara “Grev, eylem, miting yok, daha ne istiyorsunuz” diyerek yaptığı hizmetin değerini hatırlatmıştır.

İŞÇİ VE EMEKÇİLERİN MÜCADELESİ

İşçi ve emekçilerin sınıf bilinçli kesimleri, demokratik haklar ve siyasal özgürlüklerden yana gazeteciler, akademisyenler, sendikacılar, aydınlar, sanatçılar ve onların çeşitli örgütleri 2017 yılı boyunca “tek adam tek parti yönetimi”ne karşı mücadeleyi yükseltmeye çalıştı. Barış ve demokrasi talepleri için mücadelenin gelip bağlandığı yer hep “tek adam, tek parti yönetimi”ne hayır oldu. Adalet yürüyüşü ve büyük Maltepe mitingi, bu konuda halk kitlelerinin yıl içerisindeki en kitlesel tepkisine sahne oldu. Fakat 2017 boyunca kalıcı bir mücadele ittifakı-birliği kurulamadı. ‘Demokrasi İçin Birlik’ bunun sağlanması için yıl boyunca ısrarlı çalışmalarını sürdürdü.

İşçi ve emekçiler de ekonomik, sosyal, sendikal hakları için girdikleri her mücadelede karşılarında “tek adam tek parti yönetimi”nin politikalarını buldular. Ancak ileriye doğru adımlar atıp eylemlerini “tek adam tek parti yönetimi”ne karşı bir mevzie taşıyamadılar. Bu çerçevede yapılan eylemler yerel düzeyde ve en bilinçli kesimlerinin katılımıyla sınırlı kaldı.

Gerek referandum sürecinde gerekse yıl boyunca işçi ve emekçilerin gerçekleri görmesi ve mücadelelerinin ilerletilmesi için ısrarlı bir aydınlatma çalışması yürüten parti ise Emek Partisi (EMEP) oldu. EMEP’in yılın son çeyreğine denk gelen 8. Genel Konferans/Kongre sürecinin sloganı da “Tek Adam Tek Parti Yönetimine Karşı Barış ve Demokrasi İçin Birleşelim” çağrısıydı. 

YENİ BİR MÜCADELE YILI

“Tek adam tek parti yönetimi”nin 2017 serüvenini şöyle noktalayabiliriz. Erdoğan ve arkasındaki güçler, her türlü propaganda ve baskıya rağmen halk kitlelerinin çoğunluğunu kendi politikalarına kazanamadı. Bugün halk kitlelerinin en az yarısının bu politik sisteme karşı olduğunu onlar da biliyor. Dahası kendisini destekleyen işçi, emekçiler içerisinde, kadınlar ve gençler arasında bu politikaları sorgulama ve doğruluğundan şüphe duyma eğilimlerinin arttığı görülüyor. 

Bu durumu değiştirmek için de “milli ve yerli” propagandasına abanıp duruyorlar. Erdoğan, ısrar ettiği politik sistemin kaderinin-ömrünün sınırlarını, kendisinin siyasi ve biyolojik kaderinin-ömrünün sınırlarıyla çizerek ilerliyor. Son sözü ise her zaman olduğu gibi bütün milliyetlerden, inançlardan işçi ve emekçilerin mücadelesi söyleyecek. 

Yeni mücadele yılımız şimdiden kutlu olsun...

www.evrensel.net