Ekim Devrimi kültürel hayat boyutuyla tartışıldı

Ekim Devrimi kültürel hayat boyutuyla tartışıldı

15'inci Ulusal Sosyal Bilimler Kongresinin ilk günü 'Ekim Devrimi ve Kültürel Hayat' farklı yönleriyle tartışıldı.

Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından 15.’si düzenlenen Ulusal Sosyal Bilimler Kongresinin ilk günü “Ekim Devrimi ve Kültürel Hayat” farklı yönleriyle tartışıldı.

Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından 15.’si düzenlenen Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi  ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşiyor. 1 Aralık’a kadar devam edecek kongreye ilgi oldukça yoğun. Kongrenin ilk günü oturumlarından “Ekim Devrimi ve Kültürel Hayat” konusu  Oktar Türel başkanlığında ve Yeşim Dinçer, Ali Berktay, Kaya Tokmakçıoğlu’nun sunumlarıyla konusu farklı yönleriyle tartışıldı.

‘DEVRİM 20. YÜZYILIN RENGİNİ BELİRLEDİ’

Oturumda “Devrim, Tiyatro ve Meyerhold” konusu üzerine konuşan Ali Berktay,  devrimin 20. yüzyıla damga vurduğunu ve onun rengini belirlediğini söyleyerek başladı. Ekim Devrimi ile birlikte sanat ile sanatçı arasındaki ilişkinin belirginleştiğini söyleyen Berktay, Meyerhold’un sanatının bu dönemde büyük önem taşıdığını belirtti. Berktay, Meyerhold’un tiyatronun en önemli öğelerinden biri olan zamandan hiç kopmadığını, geçmiş ile ilgili bağını geleneklere sadık kalarak koparmadığını, yaşadığı zaman ile bağı çağının içinde kalarak kurduğunu, modern tiyatroyu tasarlayarak da gelecek ile bağlantı kurduğunu belirtti.

‘TİYATRO YENİ BİR SEYİRCİ KİTLESİYLE BULUŞTU’ 

Berktay, gerçekçi yaşamın izdüşümünü sahneye taşımak olan natüralizmi kabul etmeyip konvansiyon tiyatrosu anlayışını getiren Meyerhold’un, anlatmak istediği şeyi teatral gerçeklikle yansıtmayı seçtiğini belirtti. En baştan beri devrimci sanatın yanında olan Meyerhold’un, tiyatroyu yeni bir seyirci kitlesiyle buluşturduğunu söyleyen Berktay, ona bu imkanları Ekim Devriminin verdiğini belirtti. Ocak 1918’de kurulan halk komiserliklerine bağlı olarak çalışan tiyatro seksiyonunun başına getirilmesiyle birlikte Meyerhold’un “Tiyatroda Ekim” sloganını uyguladığını anlatan Berktay, profesyonel tiyatro oyunculuğu atölyeleri açıldığının ve taşralarda tiyatro örgütlenmesinin kurulduğunu söyledi. Berktay, sözlerini “Geçmişle olan bağları tamamen kırmak nihilizmdir. Yapılması gereken geçmişten gelen kazanımları kullanmaktır ve Meyerhold bunu yapmıştır.” diyerek bitirdi.

‘SİNEMADA PİYASA VE SANSÜR EKİM DEVRİMİ İLE KALKTI’

Yeşim Dinçer ise sunumunu “Ekim Devrimi ve Sinema” üzerine yaptı. Berktay gibi sanattaki yenilikçi arayışları vurgulayan Dinçer, bunun nedeninin geçmişle hesaplaşarak proleter bir kültür yaratma isteği olduğunu belirtti. Siyasel devrimi estetik devrimin takip ettiğini söyleyen Dinçer, bundaki en büyük etkinin sanatın üzerindeki piyasa ve sansür baskılarının Ekim Devrimi ile kaldırılması olduğunu söyledi. Dinçer, sanatçıların özgür bırakıldığını, gişe baskısı olmadığı için çeşitli deneyler yapabildiklerini ve bunun sonucu olarak dünyayı etkileyecek başarılara imza atıldığını vurguladı. 

‘LENİN’İN SİNEMAYA ÖZEL İLGİSİ’

1919 yılına gelindiğinde sinemanın tamamen devletleştirilmesinde Lenin’in sinemaya olan özel ilgisinin payı olduğunu söyleyen Dinçer, o dönemler için yeni bir buluş olan sinemanın geleceği konumu sezen Lenin’in ileri görüşlülüğünü vurguladı. Sovyetlerde ilk sinema okulunun kurulduğunu, ilk estetik kuramcının o dönemde Sovyetlerde yaşamış olduğunu ve ilk belgeselin Sovyetlerde çekildiğini hatırlatan Dinçer, sinemanın yayılması için trenlerde gösterimler yapılarak sinemanın halk kitlelerine taşınmasının sağlandığını ve bu filmler ile devrimin de anlatıldığını söyledi. Sovyet sinemasının başyapıtlarından olan ve Eisenstein’ın yönettiği “Potemkin Zırhlısı” filminin o dönemde Avrupa’da da gösterildiğini kaydeden Dinçer, bu sayede onların da sinemanın bir sanat dalı olduğunu kabul ettiğini anlattı.

‘SANAT POLİTİK ZEMİNDEN BAĞIMSIZ OLUŞMAZ’

Kaya Tokmakçıoğlu, Çağrı Kınıkoğlu ile birlikte hazırlamış olduğu “Ekim Devrimi’nin 100. Yılında Kültür ve Sanata Bakarken” adlı sunumunda sanat tartışmalarının apolitik zeminde yapılması gerektiği anlayışının terk edilmesi gerektiğini söyledi. Sanatın politik zeminden bağımsız oluşamayacağını vurgulayan Tokmakçıoğlu, kendisini Marksist olarak tanımlayan birinin, sanatı ne apolitik ne da kaba materyalist bir biçimle ele almasının doğru olacağını belirtti. Tokmakçıoğlu, aydın kesimin sınıf mücadelesinden bağımsız düşünülemeyeceğini ve aydın kesimin toplumsal politik süreçlere doğrudan dahil olduğunu vurguladı. 

‘EKİM DEVRİMİNİN AYDINI NAZIM HİKMET’

Ekim Devriminin yarattığı aydın kesimin en somut örneklerinden birinin Nazım Hikmet olduğunu söyleyen Tokmakçıoğlu, onun en lirik şiirlerinde bile politik yaşamdan ayrılmadığını söyledi. Tokmakçıoğlu, Ekim Devrimi ile gelen aydını, toplumsal hayatın her alanında her şeyden bahsedecek özgüvene sahip kişi olarak tanımladı. Rus avangardı ve sosyalist sanat arasında Çin Seddi olmadığını söyleyen Tokmakçıoğlu, “Bunlar devrimin farklı uğraklarının ifadesidir ve çelişkiden çok bütünlüğü ifade eder. Yıkmanın ve kurmanın diyalektiğini belirleyen sınıf mücadeleleridir.” dedi. Tokmakçıoğlu, son olarak, sosyalist gerçekliğin estetik değil politik bir mesele olduğunu ve sosyalist iktidarın korunmasının ön planda olduğunu ve sanatın toplumsal dönüşümün aracı olarak kullanıldığını vurguladı.

‘OPERA VE BALE KURULDU’

Sovyetler Birliği Coğrafyasında Müzik Sanatı üzerine gerçekleştirecek Ahmet Say oturuma katılamadığı için hazırladığı bildiriyi Oktay Türel okudu. Bildiride Sovyetler Birliği döneminde öncü ve akıcı sanat akımlarını burjuvaya ait unsurlar olarak nitelendirmenin yanlış olduğu belirten Say, bunun sanat alanında evrensel ölçekte katkı yapmayı engellediğini belirtti. Say bildirisinde, 1930lu yıllarda Sovyet Besteciler Birliğinin kurulmasını da yanlış bir hamle olarak görmesine karşın, sayıları 300 milyona ulaşan öğrenciye eğitim verilmesinin, opera ve bale kuruluşları kurulmasının ve devlet eliyle gerçekleştirilen akademik koro faaliyetlerinin önemini vurguladı. Say bildirisinde müzik konservatuarları ve müzik araştırma enstitülerinin kurulmasına da dikkat çekti.

“Ekim Devrimi ve Edebiyat” üzerine konuşması beklenen oturumun diğer konuşmacısı Turgay Fişek de katılamayarak bildiri gönderdi. Fişek bildiride, ağırlıklı olarak RSDİP ile yakınlığı bulunan Gorki ve Mayakovski’nin hayatından bahsetti. (Ankara/EVRENSEL)


    

www.evrensel.net