‘Diri Gömülen’ ve ‘Üç Damla Kan’da Sâdık Hidâyet öykücülüğü

‘Diri Gömülen’ ve ‘Üç Damla Kan’da Sâdık Hidâyet öykücülüğü

Doç. Dr. Ulaş Başar Gezgin, çağdaş İran yazınının öncüsü Sâdık Hidâyet ve eserlerini inceledi. Bu bölümde yazarın iki öykü kitabına odaklanılıyor.

Doç. Dr. Ulaş Başar GEZGİN
[email protected]

Çağdaş İran yazınının öncüsü Sâdık Hidâyet üstüne (2)

Önceki bölümde Sâdık Hidâyet’in romancılığını değerlendirdik. Bu bölümde ise, usta yazarın 2 öykü kitabına odaklanıyoruz: ‘Diri Gömülen’ (1930) ve ‘Üç Damla Kan’ (1932).

DİRİ GÖMÜLEN

‘Diri Gömülen’ öyküsü, ‘bir delinin notları’ çıkmasıyla açılıyor. Ben diliyle yazılmış olan öykü, intihar ve genel olarak ölüm konularını işliyor. Bu öykünün, yazarın iç dünyasına dayandığı anlaşılıyor. İlginç olan, olağan seyrinde, intihar düşüncesine depresyonun eşlik etmesi ve depresyonun intihar düşüncesindeki bireyi hiç bir şey yapamaz ve yazamaz duruma getirmesi. Bu nedenle, intihar düşüncesinde olan yazarların çok azı bu konuda yazabilmiştir. Hidâyet’te ise, intihar düşüncesine şaşırtıcı bir yazma enerjisi eşlik ediyor.

‘Hacı Murad’ adlı öyküde, 3. tekil kişi anlatımıyla, aynı adlı bir esnaf konu ediliyor. Hacı’nın mutsuz bir evliliği var. Çocuk istiyorlar ama çocukları olamıyor. Başka bir evlilik yapmak da istemiyor, eşini sürekli dövüyor. Bu ‘uğursuz’ evlilik, onun başına bir iş getirecektir. ‘Fransız Esir’ adlı öykü, Fransız bir ev işçisinin 1. Paylaşım Savaşı sırasında Almanlar elindeki rahat esirlik yaşamını konu alıyor. Üçüncü tekilden anlatılan ‘Kambur Davud’ adlı öyküde, engelliliğin zorlukları konu ediliyor. ‘Madeleine’ adlı öyküde, ‘Fransız Esir’ öyküsünde olduğu gibi, birinci tekilden başkasının yaşamı anlatılanıyor. Bu, başkişinin Fransız bir genç kızla nasıl tanıştığının öyküsü... ‘Ateşperest’ adlı öyküde, Zerdüşt dini konu ediliyor.

ABACI HANIM VE ÖLÜ YİYENLER

‘Abacı Hanım’ öyküsünde, talibi olmadığı için dine sığınan Abacı Hanım betimleniyor. Bu öyküde, 1930’ların (hatta belki daha eskinin) İranı’nda, evde kalma yaşının 22 olarak verildiğini bir kenara yazalım. Bu din sığınısı, Abacı Hanım’da bir süre sonra gerici bir ideolojiye evrilecek, ‘açık’ kadınlara öfke duyacaktır. Kızkardeşinin evlenecek olması onu sevindirmez; kıskançlık nöbetleri geçirir. Elbette bu işin sonu iyi olmayacaktır, ama ne biçimde? Okurlar olarak önceden bilemeyiz. ‘Ölü Yiyenler’ adlı öyküde, 4 kadının (2 eş, birinin anası ve bir diğer kadın) konuşmalarına tanık oluruz. Adam, birkaç saat önce ölmüştür. Kadınlar, ölümden sonra birbirlerine düşeceklerdir. Onları sürprizli bir son beklemektedir. ‘Abacı Hanım’ ve ‘Ölü Yiyenler’ adlı öyküler, yazarın İran toplumunu ne kadar iyi bildiğinin kanıtları...

Kitaptaki son metin (‘Hayat Suyu’) bir masal. Bu masalı başka bir yazıda değerlendirdiğimiz için burada yeniden ele almıyoruz (bkz. Gezgin, 2017). ‘Diri Gömülen’ kitabındaki öykülerin bir bölümünün İran’da diğer bölümünün ise Fransa’da geçtiğini de burada not edelim.

ÜÇ DAMLA KAN

‘Üç Damla Kan’ kitabında yaygın izlekler, çevirmenin de belirttiği gibi, intihar, cinayet ve ölüm... Bu kitabın, kitaba adını veren ilk öyküsünü ve ikinci öyküsünü başka bir yazıda değerlendirdiğimiz için burada yeniden ele almıyoruz (bkz. Gezgin, 2017). Bu bunalım yazını izleklerine ek olarak, çevirmenin de belirttiği gibi, gerçekçi İran betimlemeleri öne çıkıyor.

Çevirmen, ‘Üç Damla Kan’ın yapıtaşları olarak şunları anıyor:

“Fakirlik, hastalık, cahillik, batıl inançlar, ölüden yardım umulması, falcılık, cincilik, hatalı evlilikler, kumalık ve "siga" düzeni [geçici çok eşli evlilikler anlamında –ubg], bencillik, sevgisizlik, ikiyüzlülük, gerçek hayata katlanamayarak mistik hayata ve inzivaya kaçış, hayal kırıklıkları, ikinci plana atılmış kadının mal muamelesi görmesi” (s.7).

‘Daş Âkil’ adlı öyküde, iki kabadayı arasındaki anlaşmazlığa tanık oluruz. Kabadayılardan biri, umulmadık bir kara sevdaya tutulacak, piyasadan çekilecektir. Ya da çekilecek midir? Bu kabadayı anlatısı, sonunda yerini hüzne bırakacaktır... Akıcı, kendini okutan bir öykü...

‘Kırık Ayna’ adlı öyküde, Fransa’da yaşayan başkişi (Cemşid), komşu kızla (Odette) bir süre sonra tanışıp yakınlaşacaktır. ‘Af Talebi’ adlı öyküde, bir adamın iki eşi arasındaki çatışma konu edilir. İlk eşinden çocuğu olmayan adam, eşini razı edip ikinci bir eş alır. İki eş bir türlü anlaşamayacaktır. İş, seri cinayetlere kadar varacaktır. Ancak, günahkar olan, bir tek ilk eş değildir. Bu öykü, konu ve yetkinlik düzeyi açısından ‘Ölü Yiyenler’i anımsatıyor. ‘Lale’ adlı öyküde, altmış yaşındaki bir adam (Hodâdâd) ile onun bulup bir baba gibi baktığı ‘Lale’ adlı 12 yaşındaki Çingene kızın arasındaki adı konulamayan ilişki konu ediliyor. Bu da akıcı, kendini okutan bir öykü...

‘Maskeler’ adlı öyküde, Menûçihr, Huceste’yi sevmektedir. Fakat Menûçihr’in ablası Ferengis, Huceste’nin başkasıyla ilişkisi olduğunu kanıtlayarak bu ilişkiye karşı çıkar. Üstelik Menûçihr, bu ilişki için ailesiyle zıtlaşmıştır. Kanıtı görünce ne yapacağını bilemeyecektir... Sonları hüzünlü olacaktır...

‘Pençe’ adlı öyküde, 15 yaşındaki Rebâbe (kız), 18 yaşındaki abisi Seyyid Ahmed’e üvey anasından çektiklerini anlatır ve öz annelerini öldürenin babaları olduğunu düşündüğünü söyler. Abisinin onu bu hayattan kurtarmasını ummaktadır. Üvey anne, ikisinin de yaşamını zindana çevirmiştir. Fakat beklenmedik bir gelişme, iki kardeşin arasını açacaktır. Sonuç, ikisi için de kötü olacaktır. Hidâyet, okuru asla güldürmemeye yemin etmiş gibidir...

NEFSİNİ ÖLDÜREN ADAM

Önceki üç öyküdeki gibi 3. tekil anlatımın geçerli olduğu ‘Nefsini Öldüren Adam’ adlı öyküde, başkişi, tasavvufa ilgi duyan ve ona göre yaşamaya çalışan Farsça ve tarih öğretmeni Miraz Husenyali’dir. Önce Hayyam ve Hafız gibi şairler, sonra mürşidinin yaptığı gizli işler onu bu yoldan saptıracaktır. Kendi kendisini baskılayan dünya görüşünden, Gürcü bir kadınla kurtulacaktır. Ama Hidâyet, böyle bir öyküde bile mutlu sona izin vermeyecektir.  

‘Hülleci’ adlı öyküde, iki adamın (Şehbaz ve Mirza Yedullah) özellikle, her yılın geçen yılı arattığı, herşeyin pahalılandığı ve gençlerde yaşlılardaki üst düzey niteliklerin bulunmadığı gibi konuları işledikleri konuşmalarını dinleriz. Şehbaz’a göre, kendisi, eşi nedeniyle varını yoğunu kaybetmiştir. Mirza’ya göre de hayatını bir kadın mahvetmiştir. Karşılıklı dertleşirler. Bu öyküde, 8-9 yaşındaki kızlar evlendiriliyor! Bahsettiği kadın da bu çocuk gelin! 12 yaşındayken de boşanırlar! Bir daha evlenmek için hülle yapacaklardır; ancak hülleci, sözünde durmaz... İkiliyi sürprizli bir son bekleyecektir... Bu ve benzeri öykülerde, Hidâyet’in çokeşlilikten kaynaklanan sorunları anlatmadaki ustalığını gözlemliyoruz.

‘Goceste Doj’ adlı öykü, adını harabe bir kasırdan alıyor. Öykünün bir bölümü, her ikindi sonrası ırmakta yıkanan bir kız (Rûşenek) ile kasrın adıyla anılan ve büyücü olduğu düşünülen yaşlı bir adam (Heştun) arasındaki konuşmalardan oluşuyor. ‘Goceste Doj’, Yahudiliği de anan bir öykü... Bu son öyküde bizi törensel bir ölüm ve sürprizli bir son karşılayacaktır... Kitabın açılışındaki ‘üç damla kan’, bu öyküyle kapanışta da anlatılara eşlik edecektir...

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.