19 Şubat 2017 06:31

Perşembe gelmeden çarşambadan hayır diyelim!

Referandumda ‘hayır’ oyu kullanacaklara dönük baskıları hatırlatan İskender Bayhan ‘tek adam egemenliği’nin tam böyle bir şey olduğuna dikkat çekti.

Paylaş

İskender BAYHAN

16 Nisan’da yapılacağı kesinleşen anayasa değişikliği referandumu için geri sayım başladı. Türkiye, yeni anayasa ve anayasa değişiklikleri için bu güne kadar 5 kez sandık başına gitmiş, bu da 6’ncısı olacak. 

18 maddelik değişiklik teklifi 21 Ocak’ta TBMM’de kabul edildi, 10 Şubat’ta ise Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. Yani Mecliste kabul edilmesinin üzerinden bir ay,  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından onaylanmasının üzerinden ise 10 gün geçti. 

Sadece bu süre içerisinde referandum tartışmalarında “evet” denmesi için yapılan çağrılar ve “hayır” diyenlerin başına gelenler açısından bir bilanço yapılsa oldukça çarpıcı ve öğretici bir tablo çıkar. 

Biz burada sadece öne çıkan kimi hususları hatırlatmakla yetineceğiz…

YILDIRIM ‘TERÖRİST’ İLAN ETTİ, ERDOĞAN DARBECİLİĞİ EKLEDİ

Anayasa değişiklik paketi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde imza bekliyordu ki Başbakan Binali Yıldırım 6 Şubat’ta Fikirtepe Kentsel Dönüşüm Projesi’nin açılış töreninde “evet” çağrısı yaparken, “hayır” diyecek olanları terörist ve bölücü ilan etti. 

Başbakan Yıldırım’ın bu çıkışı tepkiyle karşılandı. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu yetersiz bulmuş olsa gerek, 13 Şubat’ta Bahreyn’e gitmeden önce yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Benim milletim ‘Hayır’ diyen Kandil’dekilerle, benim 248 şehidimi şahadete gönderenlerle birlikte hareket etmeyecektir. Esasında ‘Hayır’ diyenler 15 Temmuz’un yanındadır.” 

Erdoğan Başbakan Yıldırım’ın tepki çeken “teröristlik ve bölücülük” açıklamasının yanına bir de “darbecilik” ekledi. 

VURUN HAYIRCILARA!

Artık “evet” propagandasının temel rotası bütün tepkilere rağmen çizilmişti ve sonrasında yaşananlar bunun kanıtıydı. 

Bu rota Erdoğan ve hükümet yandaşı köşe yazarları (örneğin Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi ve Star yazarı Hüseyin Gülerce) arasında propaganda stratejisinin yanlışlığı-doğruluğu üzerine kimi tartışmalara neden oldu. Birkaç gün önce AKP MYK’sından çıkan karar da beklendiği gibi Erdoğan ve Yıldırım’ın çizdiği rotaya uygundu.

Seçilme yaşının 18’e çekilmesi, Cumhurbaşkanının yargılanması, ekonomik ve siyasi istikrar, güçlü ve büyük Türkiye vb. gibi bir kısmının gerçek hayatta karşılığı, bir kısmının ise gerçekle alakası olmayan popüler ve kulağa hoş gelen iddialarla birlikte yürütülecek propagandanın gelip bağlandığı yer terörle ve darbecilerle mücadele oldu. 

Bütün bunların günlük hayattaki karşılığı ise kıssadan hisse “vurun hayırcılara” anlamında.

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve birçok hükümet sözcüsünün açıklamalarının öncesinde veya sonrasında, sadece geride kalan bir aylık süre içerisinde yaşanan kimi örnekler bile bunun göstergesi durumunda: “Hayır” bildirileri dağıtırken, afişleri asarken, açıklamalar yaparken yaşanan gözaltılar, polis müdahaleleri… “Hayır” diyeceğini açıkladığı için basılan Türk Kamu-Sen Genel Merkezi… “Hayır diyecek olanları sokakta bekliyoruz” diyen mafyacı… “Evet” vaazları veren ve “hayır” diyenleri gafillik ve şeytanlıkla suçlayan imamlar… Evet dediği için terfi bekleyen ama hayır diyeceğini açıkladığı için işten atılan gazeteci… Fabrika ve işyerlerinde “hayır” diyen veya kararsız olan işçilere, emekçilere yönelik baskılar… Ev ev dolaşıp referandum çalışması sürdürürken “Biz evetçiyiz. Yalnızca devletten gelenlere cevap veririz” diyerek saldırıya uğrayan kadınlar… 

İÇ SAVAŞA HAZIR OLUN ÇAĞRISI

Son günlerde öne çıkan “hayırcı” düşmanlığının bir örneği de AKP Manisa İl Başkan Yardımcısının “Eğer %50’yi geçemezsek iç savaşa hazır olun” çağrısı oldu. Gösterilen tepkiler karşısında istifa ettirildi ve hakkında soruşturma başlatıldı. Şu günlerde aklından, “Ya benim cumhurbaşkanım, başbakanım, parti büyüklerim neler neler söylüyorlar. Ben de onları talimat bildim konuştum. Ama onların istifa etmesi ve haklarında soruşturma açılması gerekmiyor. Peki, ben neden bu duruma düştüm” diye bir şeyler geçiyor mudur bilinmez. Ya da yakınlarından “Böyle adalet, böyle eşitlik, böyle hakkaniyet mi olur” diye soranlar var mıdır onu da bilemeyiz.

Bildiğimiz tek bir şey var ki o da “tek adam yönetimi”nin işte böyle bir şey olduğudur. “Eğer kabul edilmezse iç savaş çıkar” diye ilan ettiği anayasa değişikliğinin getirdiği hükmetme, yürütme ve yönetme düzeninin nasıl bir şey olduğunu görmek için kendi yaşadıklarına bakması yeter de artar bile. Ağanın lafı üzerine lafın nerede edilip, nerede edilmeyeceğini bilmemenin bile başa bela oldugu bir tek adam egemenliği işte böyle bir şey.

DÖRT TEKTEN, BİR TEK ÇIKARMAK İÇİN!

Bir ülkenin cumhurbaşkanı ve başbakanı referandumdan “evet” çıkarmak için milyonlarca halk kitlesini terörist ve darbeci ilan ediyor. Bunun için ya çıldırmış olmaları ya da çok sıkışmış olmaları gerekir. Belli ki mevcut durum her ikisinin de varlığına işaret ediyor. 

Yıllardır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dilinden düşürmediği ve son AKP MYK’sında referandum stratejisinin önemli vurgularından birisi olarak kabul edilen “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” vurgusunun gelip bağlandığı yer de bu çıldırmışlık ve sıkışmışlıktan “Tek adam rejimi” çıkarmaktır. 

Yoksa bu anayasa değişikliğinden ve böyle bir ahval ve şeraitten ne siyasi istikrar, ne de güçlü ve büyük Türkiye çıkmaz. 

Sadece son bir ay içerisinde ortaya çıkan referandum bilançosu bile perşembenin gelişini çarşambadan görmek için çok şey söylüyor.

ÖNCEKİ HABER

Maltepe minibüsünde bir sistematik münferit

SONRAKİ HABER

Çin’deki depremde ölü sayısı 12'ye yükseldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa