Genç Stalin

Genç Stalin

Bugün 13 Haziran 2012. Bundan tam 105 yıl önce, yani takvim yaprakları 13 Haziran 1907'yi gösterdiğinde Tiflis'te büyük bir banka soygunu gerçekleşir. Bugünkü değeriyle 3.4 milyon doları tutan ruble yüklü torbalar Rus Marksistleri tarafından "kamulaştırılır"! Dünya çapında ses getiren ve o gün&uum

Ercüment Akdeniz

Ülkemizde "Stalin" ya da "Stalin'in Gençliği" dendiğinde çok az şey bilinir. Yukarıda bahsi geçen ve gerçekten de yaşanmış olan bu olay da pek az bilinir. Birazdan Stalin'in gençlik döneminden çeşitli kesitleri okumaya devam edeceksiniz. Ama önce Stalin'in gençliğini konu edinen ve yukarıdaki olayı da ayrıntılarıyla içeren bir kitap okuması üzerine söyleşeceğiz.

BİR KİTABI OKUMAK; GERÇEĞE BİLGİYİ AYRIŞTIRARAK ULAŞMAK
İthaki Yayınlarından çıkan (2010) Simon Sebag Montefiore'nin "Genç Stalin" adlı kitabı bu bakımdan dikkat çekici. İki ödül almayı da başarmış bu kitap için Stalin karşıtı kitapların son versiyonu da denebilir. Öyle ise bu kitabı dikkat çekici kılan şey nedir?
Kitap, özü itibarıyla Stalin'e saldırmayı kendisine bir hedef olarak seçmiştir. Kitapta neler yok ki? Stalin'in anası belli ama babasının kim olduğu güya tartışmalıdır! Aldattığı kadınlar, gayri meşru çocuklar ve daha neler, ne üfürmeler... Alın size kara propagandadan bir kaç örnek daha; Stalin bir polis ajanı mıydı? Lenin ile birlikte polis örgütü Ohrana'yı mı model alıyorlardı? Gerçekte yaşanan bir devrim değil de darbe miydi? Faşist Hitler'in çocukluğu ve gençliği bu kadar incelenmişti de neden diktatör Stalin'inki incelenmemişti? (Oysaki Freud bunu defalarca yapmıştı) Stalin'in meziyetleri Onun bir psikopat olmasından mı ileri geliyordu? vs, vs... Gülünecek kadar zorlama ve artık bir klişe haline gelmiş bu sorulardan fazlasıyla mevcut kitapta.
Fakat bütünüyle okunduğunda görülmektedir ki, kitabın ve yazarın gücü Stalin'i tam manasıyla karalamaya yetmemektedir.
"Stalin" ismi; aslında giderek bir efsane olarak anılacak büyük Gürcü Marksist'in kullandığı kod isimlerden biridir. "Stalin" Rusça dilinde "Çelik Adam" anlamına gelir. Yazarın bütün süngü atakları, bu çelik adamın devrimci hayatından kesitlere çarpmakta ve anında yamulmaktadır. Montefiore'nin Stalin'in hayatına ilişkin verdiği birçok örnek, ardı sıra savurduğu 'küfürleri' zavallı hale getirmektedir. Yazar adeta güneşe tükürmeye çalışan bir çocuk durumuna düşmektedir.
Eklektik bilgilerle derlenmiş olan 526 sayfalık bu kitap için yazar epey belge toplamış. Bu bakımdan "Genç Stalin",  kendi türleri içinde en çok belgeye yer veren ama bunları inandırıcı bir saldırıya dönüştürmede en cılız kalan kitaplardan biridir. Kitabın kapitalizm hanesine yazılacak belki de en önemli özelliği "şüphe uyandır; çamur at izi kalsın yeter!" biçiminde özetlenebilir.
Gelin yazarın zorlama düzeyde yaptığı yorumları burada bırakalım; Kitapta verilen kimi kaynakların ise sosyalizm döneminden sonra açıldığı söylenen aslında çarpıtma belgeler olduğunu da bir kenara kaydedelim. Artık doğrudan yazarın kitabından ve kaleminden anlatılan Stalin'in hayatından kesitlere geçme zamanı geldi. Eğer gerçeğe bilgiyi ayrıştırarak (çünkü kitapta sapla saman birbiriyle karıştırılmış) ulaşma yöntemini izlersek (yine yazarın kaleminden) karşımıza Stalin'in gençliğinden şu gerçekler çıkmaktadır;

STALİN'İN GENÇLİĞİ


Stalin bir ayakkabı emekçisinin çocuğu olarak dünyaya gelir. Ayakkabıcı Şeso'nun oğlu "Soso" olarak çağrılacaktır. Annesi Keke, kocası içki bağımlısı olduğu ve evi terk ettiği için Soso (Stalin)'un bakımını -bin bir zorluğa katlanma pahasına- üstlenir. Kendinden önce ölen kardeşleri gibi Stalin de çelimsizdir ve üstelik çiçek hastalığı geçirdiği halde yaşamaya tutunmayı başarır. Yüzünde hastalıktan kalan izler nedeniyle, eşkali "çiçekbozuğu" olarak tarif edilecektir. Babası onun bir ayakkabıcı olmasında diretirken anne papaz okulunu tercih eder. Bir yandan sert Gürcü kültürüyle yetişen Stalin öte yandan yoğun din eğitim alır.
Tiflis papaz okulunda okuyan Soso etkileyici sesi nedeniyle koroya alınır. Aynı zamanda şiirler de yazan Soso bunları dergilere gönderir ve şiirleri çeşitli yerlerde yayımlanır, kataloglarda yer bulur.


Bir gün şehir meydanında gerçekleşecek bir idam töreni için bütün okul seyirci olarak çağrılır. Bu sahne Soso'yu derinden etkiler. Öyle ya idam edilenler cehennemde bir kez daha cezalandırılacaklar mıdır? Bu durum ne kadar adildir? Ve genç Soso için din artık bir tartışma konusu haline gelir. Tüm ülkeyi sarsan yoksulluk kitleleri acılara sürüklerken, dini rahatlatıcı ve yardımcı bir unsur olarak gören Soso için yeni bir arayışa girişmenin zamanıdır.
Rusya ve Gürcistan topraklarında yoksulluğa bağlı olarak büyük bir işçi hareketi gelişir, sosyalist fikirler de hızla yayılmaktadır. Dönemin devrimci ve sorgulayıcı kitapları papaz okuluna da ulaşır. Cüppe altında saklanan ve dini kitapların arasına konarak okunan bu kitaplardan biri Soso'nun dini düşüncelerini derinden sarsacaktır. Bu kitap Darwin'e ait "Türlerin Kökeni"dir. Bunu Viktor Hugo'nun "1793" ve "Deniz Emekçileri" kitapları izleyecektir. Narodnik bir kitapçıyı mesken tutan papazlık öğrencileri, devrimci kitapları kiralamaya başlarlar. Bu arada ateşli söylevleriyle Soso dikkat çekmektedir. Fransız devrimci romanlarına yönelen Soso arkadaşları ile birlikte nihayet Marks'ın "Das Kapitali"ni kiralar. Marksizmi insanlığın kurtuluşu olarak gören gençler eserleri okumak için İngilizce ve Almanca dil eğitimine de başlarlar. Toplu okumalar, tartışma ve eğitimler için bir oda kiralayan Soso örgütçülüğünü de göstermeye başlar. Genç Soso'nun Marksizmi; "tarihin sadece devrimci proletaryayı insanlığı kurtarmaya ve dünyaya mutluluk getirmeye yazgılı kıldığı" anlamına gelmekteydi. Fakat doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanan sosyalizm zafer kazanmadan önce insanlık büyük bir sınavdan, acılardan ve değişimden geçecekti. Bu kaçınılmaz ilerlemenin özü sınıf mücadelesi idi; "Marksizm büyük halk kitlelerinin bireyin özgürlüğünü de hızlandıran kurtuluşudur" deniyordu. Böylece Stalin 300 kitaplık bir öneri listesiyle genç Marksistlerin eğitimine de yön vermeye başlar. İlk ekip papaz okulundan atılan 40 öğrencidir.
İlk işçi toplantısına katılan genç Soso Demiryolu işçileri içinde sürdürülecek çalışmaya adım atar. Demiryolu işçileri önceleri Kutsal Dağdaki küçük bir ağılda buluşur sonra da bir oda kiralarlar. Bu çalışmalar okul yönetiminin dikkatini çeker ve ücret arttırma yöntemiyle Stalin'in okuldan atılması sağlanır.
Stalin hava tahmincisi olarak ve stajyer bir genç olarak işe başlar. İlk tutuklanma nedeni de devlete olan vergi borcunu ödeyememek olacaktır. Demiryolu işçilerinin kaldığı lojmanlarda etkili konuşmalar yapan Stalin'in fikirleri dini eğilimli işçiler tarafından da kolayca benimsenir. 1 Mayıs 1900 onun örgütlediği ilk miting olur. Bu arada Tiflis'te öne çıkan Lado, Bakü'ye görevlendirilir ve Tiflis sorumluluğu giderek tümüyle Stalin'e kalır.
Stalin'in sağ kolu, Lenin'in fedaisi olarak anılacak olan ve banka soygunlarının vazgeçilmez ismi Kamo (Simon Ter Petrosyan) Stalin için şöyle der; "Stalin bana edebiyatı öğretti, Germinal ile Onunla tanıştım. O benim öğretmenimdi." Bu dönemde Stalin, Kamo ve diğer arkadaşları birçok soygun eylemi gerçekleştirir. Son derece profesyonelce hazırlanan bu eylemlerin hedefi kimi zaman bir banka kimi zaman da bir gemidir. Stalin ve arkadaşları adeta devrimin ve partinin finansörüdürler. Kelle koltukta milyonları partiye ulaştıran militanlar günlük hayatta çoğunlukla aç ve parasız yaşarlar.


1901'de yapılacak 1 Mayıs'ı ezmeyi kafasına koyan Çar ordusuna karşı etkili bir gösteri örgütleyen Stalin tüm göstericilere "kırbaçlara karşı kalın giysi giymelerini" öğütler. Çıkan olaylardan sonra sıkıyönetim ilan edilir. Yeraltına çekilen Stalin bir petrol ve liman kenti olan Batum'a gider. Batum "Altına Hücum" filmini andırmaktadır. Yoksulluk ve zenginlik ters uçlarda büyümektedir. İki büyük greve öncülük eden Stalin işçilerin yüzde 30 ücret zammı almasıyla dikkatleri üzerine çeker ve Ohrana polisi tarafından her yerde aranır. Grevlere yapılan saldırıların ardından "Batum katliamı" yaşanır ve hareket bir anda siyasallaşır. Tutuklanan Stalin cezaevini bir okul haline getirir ve liderliğini burada da kabul ettirir. Günlük programı son derece disiplinli bir şekilde cezaevinde uygulayan Stalin, baskılara karşı direniş örgütler ve en karanlık zindana atılır. Ardından 3 yıllık Sibirya sürgünü gelir. Lenin ile ilk tanışması ise yine sürgünde bir mektup sayesinde olur. Bu mektup aslında "Örgütsel Görevler Konusunda Bir Yoldaşa Mektup" adlı broşürdür. Yeraltı faaliyetinde ustalıkla anılan Stalin defalarca hapis ve sürgünlerden kaçmayı başararak "firar-bilimi doktoru" olarak da adlandırılacaktır. Yeraltı basını ve baskı makinelerinin kaçırılış öyküleri de yine bu ustalıktadır.
1905 devrimi gelip çattığında, Stalin yazdığı bildirilerle Kafkas işçilerine şöyle seslenecektir; "Kafkas İşçileri İntikam Vaktidir! Kamçıların ıslığını, mermilerin vınlayışını, öldürülen yüzlerce kahraman yoldaşımızı ve onların aziz ruhlarının çevremizde dolaşarak bize öcümüzü alın diye fısıldayışlarını unutmamızı istiyorlar..."
Bu dönem Stalin önderliğinde çok önemli bir eyleme daha imza atılır. Ermeni ve Yahudi pogromlarının (kırım) önüne geçmek için ve halkların birbirine düşman edilmesine karşı çok güçlü bir gösteri örgütlenir. Ne var ki, devrimi ezmek için harekete geçirilen karanlık birlikler bir sokak avı başlatacaktır. En büyük katliamlardan birine imza atan Tiflis kasabı Fiyador Giyazonov bu dönemde Stalin'in de plana dahil olduğu ortak bir eylem neticesinde öldürülür. Sınıf mücadelesi en sert dönemini yaşamaktadır. Ve 1905 devrimi yenilir.
Karanlık dönem başlamıştır. Bu gelişmelerin hemen ardından Stockholm kongresi toplanır. Stalin Gürcistan'dan giden tek Bolşevik delegedir. Stalin giderek daha çok Lenin ile tanışma ve birlikte mücadele olanağı bulacaktır.
Duma seçimlerine katılan komünistler 6 milletvekili çıkarır. Bunlardan ikisi polis ajanıdır. Malinovski Stalin'i bir baloda ele verir ve öncekileri bile aratacak büyük tutsaklık yılları başlar. Bu tutsaklık döneminde Sibirya'nın en uç bölgesi olan Turnhansk'da 4 yıllık koyu bir sürgün cezası çekilecektir. Kaçmak bir yana yaşamak bile bu bölgede mucizelere kalmıştır.
1917 Stalin için sürgün tutsaklığının hemen üzerine gelmiştir. Fakat süreci hızla kavrama becerisi gösteren Stalin, Lenin ile birlikte muazzam bir çalışma örneği sergileyecektir. Yine yazarın ifadesine göre 1917 ile 20 arasında Stalin'in büroda oturduğu görülmemiştir, O sürekli hareket halindedir.

DEVRİMİN GENÇLİĞİ


Yazarın ifadesine göre Jozef Stalin, "Stalin" ismini kendisine ve ailesine has bir isim olarak görmüyor, bu ismi kullanmak isteyen yakınlarına da kızıyordu. Çünkü "Stalin aslında devrimin kendisidir!" Bu sözlerin de Stalin'e ait olduğunu belirterek Onu eleştirmeye kalkıyor.
Yukarıda çok kısa bir özetini verebildiğimiz Stalin'in gençliğine bakıldığında bir bakıma Sovyet devriminin de gençliğini görmek mümkündür. Zira Stalin'i devrimden koparak incelemek de mümkün değildir.
Genç Stalin'den yazar Birinci Kitap olarak söz ediyor. Acaba İkinci Kitapta ne olacak? Bunun şimdiden; sosyalist inşa süreci, 2. paylaşım savaşı, Hitler faşizmine karşı zafer dönemini ele alacağını söylemek pekala mümkün. Bu dönemin baş mimarı olarak Stalin'i görmek kadar ona saldırmaya da devam edeceğe benziyor Montefiore. Aman dikkat yine uyaralım süngünüzü takmadan karşınızda çelik bir adamın olduğunu yine unutmayın bay yazar!
Montefiore keşke sesimizi duysa da; en azından ikinci kitaba başlamadan önce "Stalin ve Huruşçov Hakkında İ. A. Benediktov ile Söyleşi" (V. Litov Yazılama Yayınları) kitabını okusa... O zaman (eğer biraz da vicdan sahibi ise) röportajcının dönemin Tarım Bakanı Benediktov'a uzun yıllar sonra yönelttiği baskıcı soruları görecek ve Stalin'in yıllar sonra bile nasıl saygıyla anıldığını fark edecektir.
En azından okurun (ikinci kitabı beklemeden) "Benediktov ile Söyleşi"ye başlamasında büyük yarar olduğu kesindir.

www.evrensel.net