31 Ekim 2016 12:06

Çözüm süreciyle birlikte vicdanlar da rafa kaldırıldı

Geçtiğimiz günlerde açığa alınan Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu: Süreç buzdolabına kaldırıldığı gibi vicdan da rafa kaldırılmış durumda.

Paylaş

Serpil İLGÜN

Barışı savunmanın bedeli nicedir ağırlaştı. Barış için akademisyenlerden gazetecilere, halen tutuklu olan Necmiye Alpay ve Aslı Erdoğan’a ölümsüz, yıkımsız bir Türkiye savundukları için tutuklanan, açığa alınan ya da işsiz bırakılanlar listesine her geçen gün kabarıyor. Geçtiğimiz günlerde listeye Ömer Faruk Gergerlioğlu da eklendi.
Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu, insan hakları ve barış savunucularının yakından bildiği bir isim. 2007-2009 yılları arasında MAZLUMDER Genel Başkanlığı yapan Kocaeli Barış Platformu Sözcüsü Gergerlioğlu, 9 Ekim’de Facebook sayfasında paylaştığı bir barış mesajı nedeniyle 13 Ekim’de açığa alındı.
Gergerlioğlu ile açığa alınma serüvenini ve dindar muhafazakar kesimin AKP politikalarına yaklaşımını konuştuk. Sağcı, milliyetçi, devletçi refleksin, Türkiye cumhuriyeti tarihinde olmadığı kadar kuvvetlendiğine vurgu yapan Gergerlioğlu, “Barış söylemi düşmanlaştırılmış, şeytanlaştırılmış durumda. Bu çok büyük bir vebal. Toplumsal bir akıl tutulması yaşıyoruz. Gelinen noktada bilhassa muhafazakar camianın bu aklının çok büyük bir sorun haline geldiğini görüyorum” diyor.

‘Analar ağlamasın’ başlıklı bir fotoğrafla barış mesajı verdiğiniz için açığa alınmayı nasıl karşıladınız? ‘Analar ağlamasın’ ifadesi, çözüm sürecinin ana sloganlarından biri olarak bizzat dönemin başbakanı tarafından mütemadiyen kullanılırken, bugün nasıl ‘suç’ haline geldi?
Aslında çözüm süreci bittiği andan itibaren makuliyeti, barışı, hakları, adaleti savunan tüm kesimler için kara günler başlamıştı. Yeniden başlayan çatışmalar çok sert bir ortam oluşturdu ve aklı, mantığı, duyguyu ortadan kaldırdı. İnsanlar taraftarlaşmaya başladı. Siyasetin o hoyrat, savaşçı, çatışmacı dili maalesef tüm toplumun üstüne hakim olmuş durumda. Dolayısıyla şu an barış zamanı değil! Şu anda bir savaş konsepti var. Bundan dolayı “barış” diyen herkes tehdit altında. 

Açığa alınmanıza dindar, muhafazakar kesimin tepkisi ne oldu?
İslami kesim uğradığım mağduriyete çoğunlukla suskun. 

T24’teki yazınızda, sosyal medyadan yaptığınız barış mesajına dindar camiadan gelen şu tepkiyi aktardınız: ‘İnsan hakları ve barış diyerek adeta terör yapanları meşrulaştırıyorsunuz!’ Bu görüş, Erdoğan ve Hükümetin tavrının kabul gördüğünü gösteriyor kuşkusuz ama yine de şaşırdınız mı? 
Kamuoyu öyle bir yönetildi ki, “barış diyen herkes terörden yanadır, bir daha barış olmayacak” gibi bir söylem geliştirildi. 40 yıldır çatışmayla bitmemiş bir meselenin tekrar çatışmayla biteceğini beklemek mantık dışı ama ortadaki durum şu; vatandaş buna inanmış durumda. Batıdaki muhafazakar ağırlıklı camiada, Kürtlere birtakım tavizler verildiği, onların da şımardığı, aslında ortada da bir mesele olmadığı, dış mihrakların kışkırtması, Kürtlerin de şımarması yüzünden bu meselenin bittiği yönünde bir görüş var. Şu anda da çatışma, savaş politikalarını sokaktaki vatandaşın genel olarak desteklediğini gözlemliyorum Aslında sağcı, milliyetçi bu bakış hiç ortadan kalkmamıştı. 2.5 yıl süren çözüm süreci boyunca küllenmişti sadece. Süreç bittiğinde o küllerin altındaki kor, olduğu gibi ortaya çıktı ve tamamen sağcı, milliyetçi bir yapıya evrildi. Şu an AK Parti seçmeni MHP’liden daha devletçi, milliyetçi duruma geldi. Bu nedenle de barış söylemi düşmanlaştırılmış, şeytanlaştırılmış durumda. Bu çok büyük bir vebal tabi. Toplumsal bir akıl tutulması yaşıyoruz. Gelinen noktada ben bilhassa muhafazakar camianın bu aklının çok büyük bir sorun haline geldiğini görüyorum. 

Muhalifleri de içine alarak devam eden tutuklamalar, işten atmalar, mağduriyet, mağdurluk üzerinden tartışılıyor biliyorsunuz. Yaşananlar ‘mağduriyet’ kavramıyla açıklanabilir mi? 
Olan şey hukuksuzluk tabii. Çoğu kararın hukuka uygun alınmadığını görüyoruz. Bunların yüzde 90’ı AİHM’den geri dönecek. Türkiye bir müddet sonra korkunç tazminatlarla karşı karşıya kalacak. Hukukta şu var çünkü; suç ayan beyan ortada olsa bile o suçun ispatlaması, karşı tarafın da savunma yapması lazım. 

Siz savunma yapabildiniz mi? Nasıl bir süreç sonunda açığa alındınız?
Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle PKK örgütü çatışıyor, bunu tasvir eden bir fotoğraf var ve bir mesaj veriliyor: “Çocuklar ölmesin, analar ağlamasın!” Tamamen barışçıl bir mesaj. Ben de bu fotoğrafa duygusal ağırlıklı, vicdana seslenen bir mesajla cevap vermek istedim. Yüzlerce kez de paylaşıldı ama milliyetçi bir kesim tarafından da organize bir kampanya başlatıldı. Tehditler, hakaretler, hedef göstermeler yağmur gibi yağdı. Ben başta bunu önemsemedim. Ama sonrasında suç duyuruları, basın açıklamaları, gazete haberleri geldi. Mesajı paylaştıktan iki gün sonra da hakkımda soruşturma başlatıldı. 13 Ekim perşembe günü çağrıldığımda savunmaya çağrılacağımı bekliyordum, ama bana açığa alındığımı bildiren bir kağıt verildi. Bir insan hakları savunucusu ve bir hekim olarak barış talebinin arkasındayım ama hakikaten inanılmaz. Yazık günah... Biz bu çocukları kurban vere vere nereye gideceğiz? Kaç bininci ölüde uyanacağız? Kolombiya’da 220 bin insandan sonra “yeter artık” dediler. Biz kaç bininci ölüde duracağız?

SAĞCI, MİLLİYETÇİ REFLEKS CUMHURİYET TARİHİNDE OLMADIĞI KADAR KUVVETLENMİŞ DURUMDA

Gözleminiz ne, toplumun bu denli gerilmesinin iç savaş olasılığını düne göre daha fazla artırdığı görüşüne katılır mısınız? 
Açıkçası ben Türkiye toplumunu çok ileri bir noktaya kadar iç savaşa, çatışmaya yanaşmayacak bir toplum olarak görüyorum. Hakikaten bu noktadaki eşik oldukça yüksek. Ayrıca bir de kapitalistleşmiş bir toplum var. İnsanlar hakka hukuka değil, günlük ekonomik durumlarına bakıyorlar. Yani ülkede bir milyon tane haksızlık olsa ama ekonomi iyi olsa, vatandaşın önemli bir sesi çıkmıyor. Elbette bu kadar gerilimin bir patlamaya yol açma riski var ama çok yakın bir dönem için beklemiyorum. İşin doğrusu Erdoğan toplumun yapısını, sosyolojisini, sinir uçlarını, nerelere kadar bunu götürebileceğini çok iyi biliyor. Ve tabi malum, başkanlık hedefleri de var. Başkanlığa sağcı, devletçi, milliyetçi reflekslerle ancak ulaşabileceğini, öyle çözüm süreciymiş, tekrar denemekmiş gibi yollardan gitmenin son derece anlamsız olacağını düşünüyor. 

1 Kasım sonrasında yapılan kamuoyu yoklamalarında başkanlığın AKP seçmeni içinde de çok taraf bulmadığı ortaya çıkmıştı. Ancak bugün durum değişmiş görünüyor. AKP’li seçmenin başkanlıkla ilgili görüşü neden değişti?
Güvenlik politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan kaygı ve güvensizliğin ancak Erdoğan gibi bir liderin yönetimiyle ortadan kalkacağı düşünülüyor. Sadece partisel düzlemde değil, genel muhafazakar camianın yüzde 61’inin başkanlığa sıcak baktığı yönünde bulgular var. Daha önce başkanlığa karşı çıkan MHP’nin şu andaki desteği ile oluşan milliyetçi blokla başkanlığa gidileceği apaçık görünüyor. Sağcı, milliyetçi, devletçi refleks, Türkiye cumhuriyeti tarihinde olmadığı kadar kuvvetlenmiş durumda. Şu anda bir seçim olsa hakikaten AK Parti yüzde 55-60’ları zorlar. Ben 60’lara dayanacağını düşünüyorum. Esen milliyetçilik rüzgarı korkunç boyutlarda. İnsanlarla konuştuğunuzda şu tür tereddütler yok değil; “Bölünme olur mu? Üniter yapı korunur mu?” En büyük endişe bu.

O nedenle mi ‘üniter başkanlık’ deniyor?
Evet. Özellikle MHP’nin gazını almak için böyle bir yönelişe gidiyor olabilirler. Ama bu konuda halkı ikna etmeyi çok profesyonel kampanyalar yürütürler diye düşünüyorum. Erdoğan toplumda güven kazanmış bir lider. İnsanlar, örneğin yolsuzluklar zamanında ne olduğunu bilmesine rağmen birtakım şeyleri görmezden geliyor. Böyle bir ruh hali var. 

Diğer yandan işin vicdani bir boyutu da yok mu? Çocukların cenazelerinin buzdolabında saklanması veya 70 yaşındaki kadının cenazesinin günlerce sokakta bekletilmesi karşısında dindar muhafazakar kesimin vicdanına ne oluyor peki?
Süreç buzdolabına kaldırıldığı gibi vicdan da rafa kaldırılmış durumda. Şu anda vicdandan bahsetmeyin. Şu anda hayranı olduğu insan ne demişse onun peşinden koşuyor. İnsanların taraftarlık duyguları, dinin o asli ruhunu bile bastırıyormuş demek ki. Benim asıl şaşırdığım, öyle bir toplum olduk ki, uçurumlar artıyor toplum kesimleri arasında. Bir kesim için gelişmeler felaket ama bir başka büyük kesim için adeta cennet ortamı. Tüm düşmanlar, mikroplar temizleniyor, vatan hainleri temizleniyor. Darbeyi yendik, demokrasiye yürüyoruz. Dolayısıyla makası çok açtık. Bu çok tehlikeli. Irak’ta, Suriye’de toplumlar bölünmüş; Şiiler ayrı, Sünniler ayrı, Kürtler ayrı… Bizim toplumumuz öyle değil, gerçekten çok iç içeyiz. Ama maalesef oraya doğru gidiyoruz. Bunu gerçekten zorluyoruz. 

HER TÜRLÜ HUKUKSUZLUK MEŞRU GÖRÜLÜYOR

İslami kesimde FETÖ operasyonları nasıl izleniyor? 
Darbe sonrası insanların tansiyonu çok yükseldi. Sadece AK Parti tabanı değil, milliyetçi tabanda da şu görüş var: OHAL var. Adı üstünde olağanüstü hal! Ne yapsan yaşın yanında kurunun yanması kaçınılmaz, hatalar olabilir. Böyle bir zihniyet hakim oldu. Ama maalesef çok büyük hukuksuzluklar, problemler var. 

Bütün bunların önünü açan, teşvik eden, ‘ne istedilerse veren’ siyaset kurumunun bedel ödememesi nasıl karşılanıyor peki? 
Buradan AK Parti’ye çok önemli bir zarar çıkmaz. Gördüğüm şu; o mağdurlar kendi gözyaşlarıyla bir kenarda kalacak. Maalesef öyle bir taraftarlık ruhu var ki, “Bizler camia olarak Erdoğan’ın yanındayız” diyen bir topluluk var. Ve bunların artık kriterleri karşı tarafa insaf, vicdan kriterleriyle bakmak değil. “Biz bu adama böyle bir ceza verdik ama olacak iş değil kardeşim, vicdanımız sızlıyor” denecek bir durum yok genel olarak. “Daha fazla yapılsın, az bile” naraları yükseliyor. “Sen ne mağduriyet anlatıyorsun kardeşim, ortada vatan kalmayacaktı!” Olaya böyle baktığı zaman her türlü hukuksuzluğu meşru görüyor. Ancak bu gidişat hayra alemet değil. Bir liderin tek bir sözüyle insanların tamamen uyum içinde olması, her şeyini teslim etmesi hali söz konusu. Neler olacağını bilemeyiz ama buradan her şey çıkabilir çünkü akıl, vicdan, duygular iptal edilmiş durumda. 

İSLAMCILIKLA BİR YERE KADAR 

Bir yazınızda ‘AK Parti, İslamcılığı artık yolun bittiği bir yere götürebilir’ diyorsunuz. Açar mısınız, İslamcılık eleştirileri son dönemde çokça yöneltilen AKP’yi bu anlamda nasıl bir ‘tehlike’ bekliyor?
Şu anda AK Parti’nin yaptığı tatlı bir iş kendisi açısından. İslamcılık yaparak tabanını konsolide ediyor. İslamcılık kolay bir yol. İktidara gelmişsiniz, yaptığınız birçok yanlışlar, hatalar var farklı birçok kesime yönelik. Ve bunların hesabını vermek yerine kolay bir yolu tercih ediyorsunuz, İslamcılığa sarılıyorsunuz. İslamcı tabana mesajlar veriyorsunuz, imam hatipleri arttırıyorsunuz, dini söylemleri rahat kullanıyorsunuz, içkili mekanlara yönelik önlemleri arttırıyorsunuz, vatandaş size tutunuyor. “İşte yıllardır özlediğimiz tutum” diyor. Vatandaş sizin hatanızı da görmemeye başlıyor, çok rahat bir şekilde diyor ki, “Hayal ettiğim her şey var, imam hatipler arttı, başörtüsü serbest, daha ne isteyeyim?” 

Tam da bu kazandırmıyor mu?
AK Parti evet kazanacak ama bununla bir yere kadar gidebilirsiniz. Toplumun hepsi dini duygularla motive olan bir toplum değil. Toplumda çok farklı kesimler var. Zaten İslamcılık kendi içinde tartışılması gereken bir şey, Müslüman milliyetçiliği yapıyor çünkü İslamcılık. Hakkaniyet peşinde koşmuyor ki. İslamcılık, Müslüman milliyetçiliği. Yani Müslüman’ın menfaatlerine göre düzenlensin, hakka hukuka göre değil. O zaman burada büyük bir problem var. Siz buna oynayarak Müslümanın gönlünü kazanabilirsiniz ama sonuçta ne olacak? Antidemokratik uygulamalar, sorunlar ortada. Ortalık dağınık bir halde ve bunların bir şekilde toplanması lazım. Dolayısıyla İslamcılığı da kullan kullan bir yere kadar. Bir müddet sonra tüketirsiniz. Bir müddet sonra dindarlar da der ki “Kardeşim sen artık iyice yozlaştın.” Yani aldığın puanları da kaybedersin ve tamamen anti demokratik bir enkaz olarak kala kalırsın. O zaman artık işin çok zordur, onu anlatmaya çalıştım. İnşallah böyle bir yere gelmeyiz.

30 YIL SONRA AYNI FİLMİ SEYREDİYORUZ

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasını  nasıl değerlendirirsiniz? 
Açıkçası toplumdaki tüm muhalif seslere yönelik bu tür muameleler zirveye çıkacak. Görüntü bu. Politika şu; toptan sindirme, ezip geçme! Bu politika, devletçi ve milliyetçi refleksin bir blok oluşturmasıyla toplumda destek de görüyor. Bu anlayış devam edecek. Evet, duyarlı olan insanlar tepki gösteriyor ama açıkçası ciddi bir direnişle de karşılaşılmıyor. HDP de kendi içinde önemli sorunlarla boğuştu. Bir takım özeleştirileri yapması gerekiyordu, yapamadı. Savaş ortamının doğal sonucu, devlet ve örgüt çatışıyor, HDP ayak altında kalıyor. Ve barış demokrasi isteyen herkes. Çünkü ortalıkta dinlenecek söz yok, çatışma var, ölüm var... Bunları 30 yıl önce gördük. Orhan Doğan’ı kafasına bastırarak arabaya atıp götürürsün, çok tepki de çıkmaz belki, ezip geçersin. Devletsin, gücün var! Ama ne olacak? Orhan Doğan’ı kafasına bastırarak götürdün, peki bitirebildin mi sorunu? Şimdi de aynı filmi izliyoruz. 

Bir sonraki adım milletvekilleri mi?
Oraya gidiyor. Nereye varacak? Maalesef bir yere varmayacak. Yani biz bu boğuşma içinde debelenmeye devam edeceğiz. İnsanlarımızı kaybedeceğiz. Mesele şu da değil, bugün PKK toplumsal gücünü belki kaybetmiş olabilir, HDP de siyasi gücünü kaybetmiş olabilir. “Onlar da şöyle hatalar yapmadı mı” diyor insanlar. Tabii ki birçok hata yaptılar. Mesele o değil ki, HDP gider başka bir muhalefet çıkar, sen iktidar olarak, güç olarak hakkaniyeti ortaya koyup sorunları yok edebilmiş misin? Ya da işte “Bak, Kışanak ve Anlı için yüz binler sokağa çıkmadı, demek ki yaptığımız doğru!” deniyor. Vatandaş HDP güç kaybettiği için ses çıkarmamış olabilir, ama bu bir kriter değil, Türkiye’de Kürt meselesi duruyor, sen çözememişsin bunu. Defalarca söyledim, insan hakları, adalet gerçek anlamıyla vücut bulsun, ortada PKK diye bir örgüt de kalmaz.

ÖNCEKİ HABER

Yeni harita, Türkiye'nin felaketi mi?

SONRAKİ HABER

Bursa Demokrasi Güçleri ulaşım zammını ve YSK kararını protesto etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa