09 Ekim 2016 13:13

Yokluğunda Sennur Abla

En genciydi hepimizin, en bilgilisi, en deneyimlisi; en heveslisi öğrenmeye, en isteklisi anlamaya. Koşup anlatmaya da sabırla, coşkuyla, bilgiyle..

Paylaş

Cevriye AYDIN

Her birimizin, ötekilerimizin toplamı olduğunu, o bu ‘toplam’dan eksildiği zaman hissettim. Sendeleyerek, sağa sola tutunmaya çalışarak, onu varlığımın içinde yeniden tanımlamam gerekti. 

İnanın bilemezdim, benden bu kadar büyük bir bölümün eksileceğini. İçimin bu kadar ıssızlaşacağını asla tahmin edemezdim. Annemi, babamı, kardeşlerimi kaybettim; çok sevdiğim arkadaşlarım ve yoldaşlarımdan da yitirdiklerim oldu, hatta sıklaşmaya başladı, diyebilirim. Her birinin yeri, acısı ayrı ve doldurulamaz. Lakin, onların hiçbiriyle karşılaştıramayacağım bambaşka bir yokluk, yoksunluk hissettim, Sennur Ablanın ölümüyle.

Epeyce düşündüm, bu yoksunluğun üzerine. Benim duygu ve düşünce dünyama hiç fark ettirmeden nasıl bu kadar nüfuz etmişti? Nasıl bütünleşmiştim onunla, nasıl önemli bir dayanak etmiştim kendi varoluşuma? Ölümüyle farkına vardım bütün bunların.

Hayatımızdan eksilenin, ölümüyle bizi acıya boğan bir yakınımızdan çok daha fazlası olduğunu, onunla birlikte çok yoğun yaşanmış ve birikmiş birçok hayatı kaybettiğimizi anladım. 

Bir şey daha fark ettim; Aydın Çubukçu’nun “dünya kurulduğunda Sennur Sezer oradaydı” diye tanıklık ettiği kadar kesinlik ve doğrulukla dünya var oldukça yaşayacağına da inanmış olduğumu fark ettim.   

Bu son derece kişisel olan duygu ve izlenimleri şu veya bu ölçüde pek çok insanın da hissettiğini biliyorum. Hepimiz onun şahsında kendi en yakınımızı, ablamızı veya annemizi, sırdaşımızı, yoldaşımızı ve bunların toplamından daha fazlamızı kaybettik. Ülkenin  emekçi sınıfı olarak  varoluşumuzun, yaşayışımızın, direncimizin, yoksulluğu alt etme çabamızın, aşkımızı ifade etme mahcubiyetimizin,  yeni ve bambaşka bir dünya yaratma azmimizin, ekmek ve gül kavgamızın, akşam eve ekmek götürebilme telaşımızın, sofraya bir tabak daha koyma heyecanımızın, sabahı karşılama umudumuzun tanığını yitirdik. 

YOKLUĞU DAHA ÇOK HİSSEDİLİYOR

Sennur Abla’nın yokluğu, evlat acısı gibi üzerinden zaman geçtikçe bize daha çok koyuyor, bu yüzden. Çünkü o gerçekten de yaşı-başı, hali-tavrı ezelden ebede üzerimizde bıraktığı iz ve izlenimler nedeniyle hepimizin “abla”sı olmakla birlikte;  mahpusu, çocuğu, genci, köylüsü, gecekondulusu, yoksulu, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkes’i, evsizi, işçisi, işsizi, kadını, erkeğiyle bütün bir emekçi Türkiye’nin evladıydı. Hepimizin adına konuştu, burjuvalarla: “oysa mavi kalmıyor bize/hapishanelerimizde, iş yerimizde ve evimizde/sizin duvarınız yüzünden sanırım/ ya da balkonlarınız kapatıyor mavimizi.” diyerek  bizimle kol kola yürürken bir gösteride, yanımızdan seslendi onlara. 

Öyle sadece şiirle, sadece söz sırası gelince değil; seçim meydanlarında vaatlerde bulunarak da değil. O kanal senin bu kanal benim egemenlere akıl hocalığı yaparak hiç değil..

O, ileri yaşına karşın öf demeden köyler kentler boyunca otobüs koltuklarında kilometreleri devirerek, grev, direniş  ya da bir aydınlatma toplantısına bir avuç aydınlık götürmekten erinmeyerek, gocunmayarak hepimize gösterdi yolu, öğrenebilene.. Oğullarını kızlarını kaybeden annelerin yanına giderek, yasını yaşayarak, acısını paylaşarak.. Grevdeki işçinin nöbetini tutarak, işten atılanın direnişine katılarak, umuduna umut yükleyerek okudu şiiri. Hatırını sorarak, çocuğu evde anne bekleyen işçi kadının, elini tutarak, nabzını hissederek hayatın, öyle açığa çıkardı içindeki cevheri..  

O bizatihi Türkiye işçi sınıfının tarihinin uzunca bir bölümüne, o tarih yaşanırken eşlik etmiş bir canlı tarih tanığı ve hafızası idi. 

HATIRASINI BIRAKTI OKUNACAK

Etrafında, ötesinde, daha ötesinde ayağa kalkıp,  tarih ırmağına, o zaman denilen güçlü anafora bir “dur bakalım!” deyip tersine çevirmeye cesaret eden herkesin ve her şeyin hafızası oldu, yaşadığı sürece.

Kütüphanelerde belki on yıllarca yerlerinden kıpırdamamış eski kitaplar onun elleriyle ve gözleriyle yeniden katıldılar hayata, ışıklı bir zihnin yaratılarından yaratılarak..

Sennur Abla bize asıl kendi  hatırasını bıraktı okunacak bir kitap olarak.. Okudukça çoğalan,  okudukça çoğaltan.. Öyle derya deniz bir deneyim, öyle engin bilgi ve  birikim! 

En genciydi hepimizin, en bilgilisi, en deneyimlisi;  en heveslisi öğrenmeye, en  isteklisi anlamaya. Koşup anlatmaya da sabırla, coşkuyla, bilgiyle..

O yeni bir dünyanın insanını cisimleştirmişti kendisinde. O yüzden  gitti hızlıca, gün ağarmadan…

ÖNCEKİ HABER

Zamanla geçer!

SONRAKİ HABER

‘68’li Tayfur Cinemre hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa