09 Ekim 2016 12:22

Caracol ve Kolombiya referandumu

Mehmet Tarhan, Kolombiya barış referandumunu, Arjantin’de Kolombiyalı sürgünlerle takip etti.

Paylaş

Mehmet TARHAN

Caracol gerçek adı değil, ne olduğundan emin de değilim; Cara diyorum üşengeçliğim tutunca. Salyangoz demek, yavaş yavaş ilerleyen, her yağmurdan sonra yeniden ortaya çıkan. Kolombiyalı bir sürgün Caracol, ailesinden birçok kişiyi savaşa kurban vermiş, hakkındaki davalar boyunu aşınca da Arjantin’e gelmiş. Patagonya’da küçük bir şehirde yaşıyor Arjantinli eşi ve bebeği Heval ile. Geçtiğimiz pazar günü yapılacak oylama için birkaç gün öncesinden maaile Buenos Aires’e geldiler.

Kolombiya konsolosluğunun önünde yüzlerce insan. Çoğunluğu sürgün. Arada birileri içeri girip oy kullanıyor ama kapıda bekleyenler genelde oy kullanamayanlar. Yüzlerde mutluluk. Büyük bir Kolombiya bayrağı açılmış, insanlar barış dileklerini yazıyor. Neden sonra güvenlik görevlileri konsolosluk kapısında durmamızdan rahatsız oldular; devlet dediğin pek sevmiyor sevinci anlaşılan. Bulvarın ortasındaki refüje geçtik topluca. Bir grup genç bir çadır açmış, gruplar müzik yapıyor, herkes dans ediyor, kimsenin yağmura aldırdığı yok.

Caracol dans ediyor hiç durmamacasına. Heval arabasında uyuyor. “Hayatımda savaş olmayan hiçbir zaman yaşamadım” diyor Caracol. Neredeyse kimse hükümete güvenmiyor. Bütün sohbetler bundan sonra mücadelenin daha çetin olacağı fikrinde birleşiyor. Arada yapılan konuşmalar da hep bu minvalde. Herkes barışın onaylanacağından emin neredeyse.

Kolombiya’da sandıkların kapanmasına daha bir saat varken Buenos Aires sonuçları geliyor: 1166 evet, 226 hayır; yani yüzde 83 evet. Neşeyle şarkılar söyleniyor, danslar ediliyor. Yeni bir müzik grubu geliyor; Arjantinlilerden oluşan bir nefesli grubu. Trompetler, klarnetler coşkuyla çalınıyor. Kalabalıkta önce küçük bir dalgalanma oluyor; herkes dans etmeyi bırakıp akıllı telefonlarına sarılıyor. Sonuçlar pek iyi görünmüyor ama henüz daha tüm oylar sayılmamış. Yüzlerdeki neşe yerini gerginliğe bırakıyor. Kimse müzikle ilgilenmiyor. 

BARIŞA NASIL HAYIR DENEBİLİR?

Sonuç geliyor: Yüzde 50,24 hayır. Ucu ucuna reddediliyor barış anlaşması. Gerginliğin yerini gözyaşı alıyor. Grup müzik yapmayı bırakıyor. İnsanlar mikrofonu alıp öfkeli konuşmalar yapıyorlar. “Barışa nasıl hayır denebilir?” Savaştan en çok etkilenen bölgeler evet, sıcak çatışmaların olmadığı yerler hayır demiş. Zaten çok sayıda yerlinin nüfus kaydı bile yokmuş. Paramiliterler çok ciddi baskı yapmışlar. Katılım sadece yüzde 37. 

Caracol, Heval’i kucağına almış onunla konuşuyor. Ne söylüyor duyamıyorum, birkaç metre ötemdeler. Ama bağrına basışından belli, sanki özür diliyor ondan. Birkaç gün önce birlikte Kolombiya’ya gitmeyi teklif etmişti, gidemeyecek biliyor. Ben gidebileceğim için utanıyorum. Yanlarına doğru gidiyorum, Heval’i veriyor kucağıma. Rahat rahat ağlamaya ihtiyacı var. 

Devlet başkanı ve FARC’tan gelen ilk açıklamalar anlaşmaya sadık kalınacağı yönünde. İnsanlar biraz ferahlıyor ama barış karşıtlarının daha pervasız olacakları konusunda da eminler. Hayırcı cephe de müzakerelerin yeniden yapılmasını istiyor. Sadece gerillalar siyasete girmesin, yargılansınlar vs. Yani barış değil teslimiyet istiyorlar. Kimisi bu sonucun Santos’un da işine geldiğini söylüyor. Böylece sonraki müzakerelerde masada daha güçlü olabilecek, ne de olsa “milli irade” kozu var artık elinde.

Gençler, çadırın az ötesinde bir halka oluşturuyor. Önce Kolombiya milli marşını söylüyorlar. Bu bayrak, milli marş meseleleri benim gibi birisi için oldukça garip, daha toprak temelli bir milliyetçilik/vatanseverlik söz konusu buralarda. Marştan sonra küçük konuşmalar yapıyorlar ama pek anlayamıyorum hem gürültü hem de berbat İspanyolcam yüzünden. Mücadeleye devam sözü veriliyor belli ki. “Yaşasın barış!” diyorlar hep bir ağızdan: “Viva la paz!”

İnsanlar yavaş yavaş dağılıyor, herkes sarılıyor birbirine. Gençler çadırı söküyor. Yağmur da başlıyor ince ince yağmaya tekrar. İki Kürt, bir Kolombiyalı, bir Arjantinli, bir de Heval ayrılıyoruz oradan. Gidip güzel bir pizza yemek lazım. “Bütün dünya bizim ülkemiz” diyor Caracol, “Hiçbirimiz ülkemizden uzakta değiliz.” “Bak,” diyor “bir hevalin de burada.” Caracol’a karakolun türkçede ne demek olduğunu söylüyorum, ağız dolusu gülüyoruz hep birlikte.

ÖNCEKİ HABER

Brezilya’da Dilma Rousseff’in azledilmesi ve geriye gidiş

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa