10 Nisan 2016 06:19

Dışarıda ‘değerli yalnızlık’ içeride ‘değersiz çoğunluk’

Dışarıda ‘değerli yalnızlık’ içeride ‘değersiz çoğunluk’

Paylaş

Rahmi EMEÇ

Şiirsel bir adlandırmayla ‘dış politikayı’ taçlandırmaya çalışıyorlar galiba! Ama taç yere düşüyor her defasında. Sihirbazlığı da iyi bilen bir baş’tan düşüyor o. Tacın içinden neler çıkıyor neler! Senaryosunu kimin yazdığının, kimlerin kime asistanlık yaptığının, kimlerin kimi yönettiğinin ve tabii kimlerin rol aldığının giderek net bir görüntüye ulaştığı dönemdeyiz artık.
Bu, “Değerli yalnızlık” filminin faturası, halka, halklara ödetilmeye başlandığında, filmin ikinci adı çok daha kalıcı olacaktır. Şimdilik adı bilinmese de, başlangıçtaki ‘romantizmin’ olmayacağı, olamayacağı kesindir.
Bir de işin ‘değerli’ tarafı, kendilerince, büyük bir zorlanmayla ve bu romantik adın girişine yerleştirilmiş olduğu anlaşılıyor. Yalnızlık da, ‘romantizme’ denk düşer belki ama, bu pek öyle bir şeye benzemiyor. Daha çok, ‘tecritle taçlandırılmış’ bir romantizm bu. Hatta, dışlanmayla, istenmemeyle…
İngilizlerin 19. yüzyıldaki ‘muhteşem yalnızlık’ adını verdikleri ‘dış politika’ stratejisinden etkilenmiş olmalılar. Bu anlamda, dünya dış politika dokümanları iyi taranıyor. Taranıyor ve ne yazık ki, tencere yuvarlanıp, fıçının kapağıyla buluşuyor!
Geçen ağustos ayında ‘köşeye sıkıştırılmış hâlin’ yazdırdığı bir durumdur bu, ‘dış politika yapıcılarından ve RTE’nin dış politika danışmanlarından, dönemin Başbakanlık müsteşar yardımcısı, günümüzün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın ‘incelterek’ yakıştırdığı ve ‘tweet’ atarak duyurduğu bir adlandırma.
Ne yapılırsa, ‘anlamlı’ sayılan bir savrukluk hâlinin bizi sıkıştırdığı bir köşede üretilen… Şimdi, gelinen noktadan bakalım, Suriye mi buradan bakılınca bizim için iç açıcı, Irak mı, İran mı, Rusya mı? Bulgaristan’la ne durumdayız, ikide bir Ege Denizinde düşmanlıklar çoğaltılan Yunanistan’la ne hallerdeyiz?

HESAPLAR TUTMUYOR

Epeyce zamandır, yakınında durup, sıcak ateşinden kendimizi ‘sakındığımız’ Ortadoğu’nun kazanına düşmüşüz de, tutup çıkaranımız yok. Bu kadar yakın olup da, her şeye dil uzatmalarla ve tabii, “gider biz orada öğle namazımızı kılarız” demelerle büyüklenmeler, insanı sedirden düşürtüp uçurumdan yuvarlanmışa çevirir! Bunun altında bir de, ‘dünya lideri’ olma iddiası ve mahalle eşrafının bu anlamda sınırsız şişirmeleri de varsa, yürü kardeşim ateşin içine! “Eyy..” diye başlayan nasihatle karışık tehdit soslu yaklaşımlar, bu gününüzü ve geleceğinizi ölçmenizi güçleştirir. Şimdi, mezurayla ölçüp biçiyoruz ama, hesaplar tutmuyor. Ya toplamada, çıkarmada ve bazı durumlarda bölmede bir hata var, ya da sağlamada… Ama bence rakamlar doğru değil önce…
Benim gibi İngilizce bilmezlerin bile ezberlediği ‘one minute!’ çıkışının kahraman edası, şimdi Suriye’de, İran’da, Irak’ta, Rusya’da ve biraz daha öteye gidelim Mısır’da hendeğin içine yuvarlanmış durumda; Lût Gölü’nün en derininde... Suudi’ler olmasa tam yalnızlık olacak! Hatta, o büyük yazardan özürle, ‘Yüz yıllık yalnızlık’ olacak…
Kış kapısını kapadı, bahar hanelerini konuklarına hazırladı, yaz yüzünü göstermeye başladı. Zaten epeydir iki mevsimi yaşıyoruz, yaz ve kış’ı… Neredeyse ilkyaz ve sonbahar farkına varılamadan çekip gidiyor. Dört kimlikli mevsimler tarihi, iki kimlikliliğe devrilmiş durumda. Şimdi, turizm dönemi başlıyor. Özellikle Akdeniz’de ve tabii nispeten Ege’de yabancılara açılan konuk evlerinin ‘ağlama duvar’ları, o hangi yalnızlığın sesini çoğaltacak göreceğiz. Çok övüp zirvelere çıkardıkları turizm balonu patladığında bu sektörden ekmek yiyen yüzlerce insanımız zora düşecek. Bu yalnızlığın ‘değerini’ ölçün bakalım, kasasında delikli bir kuruş bulabilecek misiniz?
Domates üreticisi ne durumda? Rusya’ya giden malların listesini çıkarın bakalım, karşılarına hangi değeri yazacaksınız? İnşaat işleri, o işlerde çalışan insanların durumu... Hatta mobilya sektörü ve daha niceleri…
Burnunun dibindeki İncirlik üssünün ne anlama geldiğini ‘görmezden gelerek’ sınırımı koruyorum edasıyla düşürülen Rus uçağının bedelini sen mi ödüyorsun? Esad’ın Esed oluverdiği o süreçte, “Sen halkına zulmediyorsun...” diyenlerin, hemen akabinde baş gösteren ‘gezi sürecinde’ kendi halkına neler yaptığını görmedik, yaşamadık mı sanki? Dışarıya doğru ‘esip gürlemelere’ gösterilen gerekçelerin, kendi bünyenizde fazlasıyla yaşatılmasına ne diyeceksiniz?!

ADIM BAŞI GÜVENSİZLİK

Dışarıya bakarken “Değerli yalnızlık” diyenlerin, içeriye bakıldığında “Değersiz çoğunluk” yarattıkları söylenebilir pekâlâ… Adım başı güvensizlik üstelik…
Gerçeği yazan gazetecinin içeriye tıkılması, sahip çıkanların haşlanması… Bu kadar gaz, bu kadar tazyikli su… ‘Barış süreci’nin sonu, onlarca sivilin katli… Bunlar son on yılı aşkın sürecin fotoğraf karesine düşen üç beş görünenden bir kaçı sadece…
Can güvenliğinin kalmadığı, yüzlerce insanın canlı bomba denilen canilerce katledildiği gerçeğine rağmen, hâlâ ‘güvenlik zafiyeti yok’ diyebilmelerinin dünyada bir eşi benzeri var mı?
“İngiliz etkisiyle ‘romantizm’ yapacağınıza, vicdan denilen şeyin sesini dinleyerek çekip gitmesini bilin”…diyeceğim ama, bir taraftan giren öbür taraftan ders almadan çıkıyor!
Geçmişin kötü izlerinden çoğaltılmış da bu günlere gönderilmiş kötülük hallerisiniz sizler!
80’lerin o hafızalarda kalan “Bir defa delmekle Anayasa’ya bir şey olmaz…” denmesinden esinlenerek, durmadan “bir defadan bir şey olmaz”ları öyle yakıştırıyorsunuz ki ağzınıza, kurduğunuz dilin alfabesinde; aklın, mantığın, kardeşliğin, vicdanın cümlesi yok!
Sol memesinin altındaki cevahiri sızlatarak yol alanların birlikte hareket etmesine büyük ihtiyaç var. Bu çok acil bir konu; hem dışarıya karşı, hem de içeriye doğru…
Yoksa, uydurulmuş “değerli yalnızlık”, içeride “değersiz çoğunluğu” büyüttükçe, huzur bulmak mümkün olmayacak!

ÖNCEKİ HABER

Pembe Salon’un anatomisi

SONRAKİ HABER

Danıştay, Muhsin Yazıcıoğlu davasındaki takipsizlik kararını kaldırdı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa