10 Nisan 2016 08:00

Nur yüzlü devrimci

Nur yüzlü devrimci

Paylaş

C. Hakkı ZARİÇ

“devlet ile dağ ayrı yazılır orada, hranttahir bitişik”
Sezai Sarıoğlu

Nar’a dede olmanın anlamıyla zamanı adımlayan şairler var neyseki. Yoksul sözcüklerden şiir yazmanın telaşı ve ustalığıyla tarıyorlar imgenin saçlarını. Dizeler uzayıp gittikçe bizim mahallenin yaşadıkları ya da bizim mahalleye yaşatılanlar boy veriyor topraktan.

Köşe başında vurulup düşenler sesleniyor aniden, olmadık bir yerde elimizden tutan ağaç, yaprağın ömrünü bağışlıyor bize. Barut kokusundan nefes alamaz hale gelmiş olan dört ayaklı minare, kurşun sesleri biriktiriyor. Ağır yaralı sardunyalar.
Kendini zamana tanık kılan şair, tarihin bordo bereli cinayetlerine faili belli şiirler yazıyor. Aşka düşüyor bazen yolu, sızılı bir ayrılığın dizeleri aniden çöküyor kalbinin karanlık odalarına. Bir zamandır saklı kalan çıkıyor gün yüzüne. Beyaz utanıyor kefen olmasından.

“hata diye bir şey yok
şarkıları tedirgin ediyoruz sadece”

Birikmiş voltalarını şiirin avlusunda atan Sezai Sarıoğlu, “Kurutma Kâğıdı” adlı yeni kitabıyla Yasakmeyve Yayınları’nın maltasından ses vereli bir ay oldu daha. Hapishanede çiçek ya da kalem verirdi görüşmecilerine belki. Onlarla Bodrum Papatyası ya da Kadife üzerine konuşur, mürekkep ile kâğıt arasındaki aşktan bahseder, kalem ile kelamı aynı annenin büyüttüğünü anlatırdı. Arada Can Yücel’e düşerdi yolu, Nâzım ile ranza dibinde sohbet eder, Melih Cevdet ile Edip Cansever kulaklarını çınlatırlardı. Bir dağın gönlünde yatan ırmağın sesini duymak için yorardı uykuyu. Zulanın yerini, içinde neyin saklı olduğunu ve hangi şiirleri emzirdiğini bilemeyiz. Gizli Kürt Cemal Süreya’nın aniden karşımıza çıkması, Ece’nin ve Turgut’un köşelerden bakması bundandır belki de.

Bir çocuğun bisikletiyle barışa firar etti. Kaçakçılarla yasak dillerde sohbet etmek için sınır boylarını dolaştı, Diyarbakır’da Sur içinde durdu kalbi ama Gebze’de bir grev çadırında hayata döndüğüne tanıktır teşkilat.

“vaktiyle aşkları su terazisinde tartıp mı gittiydiniz
şimdi yüzüme hoşluk aynası tutun, elime dönüş kolonyası”

Eylül onu da izli bir mermi gibi takip etti elbette. Samsun’da ya da bilmem nerede gizli bir hayatın kozasını örerken, bir yandan da şiirin sokaklarında kostak adımlarla dolaşarak can verdi hücre evine. Kandil geceleri yüzünü nereye çevirdiğini kimse bilmez ama “nur yüzlü” olduğu muhakkak. Ne yapıp eder tanışmaya ve yeniden tanışmaya getirir sözü, hatta tanışmanın kapısından girer şiire.

Politik ve edebi gündemidir tanışmak. Sokaktan gelmiştir. Sokakta büyümüştür. Devrimcilikten aldığı nefesle yas tuttuğu kavramlarda kendini temize çeker. Benle biz, içeriyle dışarı, siyasetle sanat arasında cevap anahtarları kurmaya ve yeniden yanıtlamaya çalışır soruları.

Eksik mesailerini tamamlamak için içine kapandığında yalnızlığın kapılarından geçmedi. Dünyanın tarihsel bireyi olmakla birlikte dağlara, barikatlara, kitaplara yaslanarak kendini yeniden örgütledi Sezai.

Bir sosyalist olarak kimliğinin ifşa edilmesinde yapısal ilişkileri ve bireyin kendini gerçekleştirmesini bileyledi. Işıltılı sorulara çıktı yolu. Kalbini kırdığımız geçmişte duymazlıktan geldiğimiz sorular doğruldu böylelikle. Şimdi için yetmeyen şeylerle gelecek için kurgularımız çarpışınca, hayat teori ve pratikle yeniden tanışsın diye arkadaşlık teklif etti şiirlerinde.

Daralmış ufukla geçip giden hayata Karacaoğlan’dan mana katmanın hamurunu yoğurdu. Garip de İkinci Yeni de Toplumcu Gerçekçilik de akrabasıdır aslında. Sözcüklere şiirin sütünü içirirken, kendisi kımız yudumladı. Ezber ettiği şiirleri seslendirdiğinde yüklendiği sentezin problemleri ve ötekileştirilmiş olanların sesini dile getirdi aslında.

Gezi’de gaz maskesi olarak sakalını kullandı. “Nar Taneleri”, “Aşk Dediğin Haram Olur”, “Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim” ve “Kurutma Kâğıdı” kitaplarında, yine bizim mahallenin ayrıntılarını bir “Nehir Muhabbet” tadında sundu hayatımıza. “Akıntıya karşı yürek çeken” bir şair olarak hikâyeden hikâyeye, bakırcı çırağı gibi yazdı. Yitirilmiş anne kavramını şiirde aradı. Belki bir Ermeni sevgiliydi aradığı, yitirdiği ayrıntılarda.

Profesyonel devrimci olduğu kadar profesyonel futbolcudur aynı zamanda. İyi bir orta saha ve oyun kurucudur. Arastadan sahaya, okuldan devrimciliğe, şiirden tarih anlatıcılığına beyazlattığı saçları savruluyor zamanın atlasına. Şair olduğu kadar öykücüdür aslında. Hatta öykücülüğünü ve anlatıcılığını daha bir önemsediğini dile getirmiştir, “Zaman Işık Kelimeler” programında, Mehmet Said Aydın’a. Dengbejlere özenir. Hikâyelemeyi sever. Esastan ve usülden karşı gelir zamanın sancılarına:

“insan ne çok şeye benziyor kimi zaman kendine
çocuklar ölüme durdukça anneler göğe yükseliyor”

Kıbrıs’ın ve Sinop Cezaevi’nin sözlü tarihini araştırıyor yıllardan beri. Ne çıkacak kimbilir.

Dili yorar Sezai Sarıoğlu. Bazen gülümsetir, bazen hayrete düşürür okuru: Çay bella, ordular ilk hedefiniz aşkdeniz, akıntıya karşı yürek çekmek, aşkiya, can kırıkları, sol kişot, alın kazısı, aynalı karşı, rüyakâr… diye yazar, anlamı bozar hınzırca. Niye yapar bunu? Egemen dili iktidardan düşürmek için, efendim.

Ayrı yazdığı sözcüklerle bitişik yazdığı sözcükler tanıktır ömrüne.

Sezai ile devlet ayrı yazılır. Vesselam!

ÖNCEKİ HABER

Heyecanın sakinliği

SONRAKİ HABER

Aşırı sağcı İtalya İçişleri Bakanı Salvini polisleri savundu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa