Heyecanın sakinliği

Heyecanın sakinliği

Gülsin HARMAN

“Gazetecilik heyecanı üzerinden Spotlight’ı yazar mısın?” önerisi geldiğinde fikirlerimi, yazıyı kurgularken kullanabileceğim bakış açılarını bir kağıda liste halinde yazdım. Dönüp dolaşıp fark ettim ki filmin en sakin karakterinin belki de en durağan sahnesi, benim için ‘gazeteciliğin heyecanını’ anlatıyormuş. Heyecanı; fiziksel koşuşturmacaya ek olarak mesleğe inançta, gazeteciliğin gücüne sessiz bir güvende de mı aramak lazım?

YALNIZ BAŞINA

Spotlight’ın henüz başlarında Boston Globe gazetesinin çiçeği burnunda genel yayın yönetmeni Marty Baron (Liev Schreiber tarafından canlandırılıyor, Baron’ın temsilini başarılı bulduğunu biliyoruz) şehrin nüfusunda ezici çoğunluğa sahip Katolikleri temsil eden Kardinal Bernard F. Law’ı ziyaret eder. Baron’ın da selefleri gibi Kilise’yle iyi ilişkileri korumak isteyeceğinden emin Kardinal, “Büyük kurumları beraber çalışırsa şehir doruğa çıkar” der, işbirliği önerir gibi yapıp gözdağı vermeye çalışır. Bu görüşmeden kısa süre önce gazetedeki daha ilk yazı işleri toplantısında, dini hiyerarşinin çocuk istismarını örtbas ettiğine dair bir ipucunun peşine düşünülmesini isteyen Baron, heykel sertliğine yakınlaşmış ifadesizliğini milim bozmaz ve kibarca gazetenin “görevini yerine getirebilmesi için yalnız çalışması gerektiğini” belirtir.

‘İLGİLERİNİ ÇEKECEKTİR’

Bahsi geçen yazı işleri toplantısında da din adamlarının cinsel istismarının sistematik biçimde olduğunu kanıtlamak için elde edilmesi gereken belgeler uğruna Kilise’ye dava açılması fikri bazılarını korkutur. Okurlarının yüzde 53’ünün Katolik olduğu bir gazete Kilise’ye karşı çıkıyormuş gibi gözükme riskini nasıl alır? Baron, okuyucu kitlesinin ilk bakışta tepki gösterebileceği ama bilmelerinin elzem olduğu bir konuda; tutkudan en uzak olabilecek ifade ve cümlelerle ısrar eder: “İlgileneceklerini düşünüyorum”. Bu kadar. Pulitzer ödülüne uzanacak, dünyanın dört bir yanında yüzlerce çocuk tacizi skandalının ortaya çıkmasını tetikleyecek, Vatikan’ın modern zamanlarda yaşayacağı en büyük sarsıntının kaynağı haber için genel yayın yönetmeni oldukça mütevazı ve hadi söyleyelim, duygusuzdur.

HABERE BAĞLANMAK

Spotlight ekibinin araştırması derinleştikçe, muhabirler kurbanların hikayelerine gömüldükçe, skandalı çok daha önce ortaya çıkarabileceklerini anladıkça duygular ön plana geçmeye başlar. Kavgalar, suçluluk duygusu, kişisel ilişkiler işin içine girmeye başlayınca gazeteciler duyguları aracılığıyla haberlerine daha da çok bağlanırlar. Başından sonuna Baron’ın vücut dilinde, konuşmalarında heyecanı, coşkuyu ve duyguyu göremeyiz. Soğukkanlı duruşunu hep korur. Onun ‘heyecanı’, titizlik olarak tezahür eder. Haberi bir an evvel yayınlamak isteyen muhabire onay vermez çünkü ancak hiçbir noktasına itiraz edilemeyecek derecede iyi hazırlanmış ve tamamlanmış bir haberin, gerçek etkiyi yaratabileceğini bilir. Baron’ın ‘heyecansızlığı ve duygusuzluğu’, gazetecilik etiğine uygun şekilde araştırma ve verilere dayanan dört başı mamur bir haberin elde edilmesi için en gerekli öğedir. Bugün The Washington Post gazetesini yöneten Baron, filmi seyrettiğinde duygulanarak ağlamış. 14 yıl gecikmeyle bir heyecanın muhtemelen ilk kez dışa vurumu...

Son Düzenlenme Tarihi: 10 Nisan 2016 09:21
www.evrensel.net