28 Şubat 2016 08:10

Koca çınarın gölgesi: 5 kitapta Yaşar Kemal

Yaşar Kemal’le tanışınca yazarlığı 'büyücülere' bırakmaya karar veren Bülent Kepenek, ölümünün birinci yılında bizleri, onun yarattığı büyülü bahçede gezintiye çıkarıyor. Gelin koca çınarın gölgesinde serinleyelim.

Koca çınarın gölgesi: 5 kitapta Yaşar Kemal

Paylaş

Bülent KEPENEK

Her çocuğun karşılaştığı can sıkıcı bir soru vardır: Büyüyünce ne olacaksın? Hayal güçlerinin genişliğinden olsa gerek, çocukların cevabı genelde astronot olur. Benim hayal gücüm biraz sınırlı olduğu için sanırım, bu soruya “Pilot olmak istiyorum” diye cevap verirdim. Ortaokul yıllarına kadar değişmedi bu cevap. Gerçi o yaşlarda artık o sıkıcı soruya muhatap olmuyordum ama yeni yeni okumaya başladığım romanların etkisiyle artık pilot değil, yazar olmak istiyordum. Belki de yazar olmak pilot olmaktan daha kolay gelmişti bana… Romanlar yazıp kendime ait dünyalar kurmak istiyordum. Ta ki Yaşar Kemal’in romanlarıyla tanışana kadar. Edebiyat öğretmenimin yönlendirmesiyle girdiğim dünya öylesine büyüleyiciydi ki; böyle romanları benim gibi sıradan insanların değil ancak “büyücülerin” yazabileceğine kanaat getirip yazar olma hayallerimin peşinden el salladım. Belki de beni mutlu eden tek elvedaydı bu. Çünkü bu sayede hâlâ içinde salına salına gezinebildiğim, kimi zaman yarpuz kimi zaman kimi zaman nergis kokan sarı sıcak büyülü bir bahçeye girdim. Buyurun kısa bir gezintiye çıkalım bu bahçede. Çukurova güneşinin yaktığı bu bahçede tam bir yıl önce kaybettiğimiz devasa çınarımızın gölgesinde serinleyelim.


İNCE MEMED

Dünyada sık kullanılan bir tabir vardır. Bir kitabın çok basıldığını ifade etmek için, “İncil’den sonra en çok basılan kitap” denir. Bu ifadeyi bu topraklara uyarlayacak olursak İnce Memed için Kur’an’dan sonra en çok basılmış kitap dense yeridir. Bugüne kadar yasal olarak 1.5 milyona yakın basıldığı düşünülürse korsanlarıyla beraber bu sayı kaça çıkar kim bilir. Hayatında bırakın Çukurova’yı Anadolu’yu bile görmemiş insanlara dahi Torosları karış karış gezdiren, Anavarza kalesinin etrafındaki çadır dikenlerinin arasına gizlenmiş yarpuzların ve nergislerin kokusuyla başlarını döndüren 4 ciltlik İnce Memed’in 1. cildiyle 4. cildinin yayımlanması arasında tam 32 yıl vardır. İnce Memed Yaşar Kemal’in annesinden dinlediği eşkıya hikayelerinin etkisiyle (dedesi ve dayısı başta olmak üzere Yaşar Kemal’in anne tarafının neredeyse tamamı eşkıyadır) kaleme aldığı ve büyük bir feodal sistem eleştirisi olan eser ağa-devlet ittifakı altında ezilen Anadolu köylüsünün bir isyanıdır. 1984 yılında Peter Ustinov tarafından sinemaya uyarlanan İnce Memed korsandan bu alanda da kaçamamış. Bu durum hakkında Yılmaz Güney sözleri ise şöyle : ‘İnce Memed’ sinemamızda değişik adlarda 19 kere filme alındı; bunların 17’sinde ben oynadım!”


AKÇASAZIN AĞALARI

Aslında bir üçleme olan ama 3. kitap Anavarza’nın yayımlanmaması nedeniyle Demirciler Çarsısı Cinayeti ve Yusufçuk Yusuf’tan oluşan bir ikileme olarak bilinir. “Güzel atlara binip giden iyi insanların” ardından yakılan bir ağıttır. Yaşar Kemal’in “sarı” romanıdır. Sovyet yönetmen Eisenstein’ın ihanetin, çekememezliğin rengi olarak nitelendirdiği sarı renk bu romanda yağmur, sıcak, kan kokusu, bulut ve daha yüzlerce şeyin rengi olarak tasvir edilmiştir. Kan davalı iki ağanın hikayesinin anlatıldığı bu romanda gerçekten de  iki ağa arasında taraf değiştirmeyen ihanet etmeyen neredeyse hiç kimse yoktur. Nâzım’ın şiirinde “hain, korkak, cahil ve cesur” olan Anadolu halkı bu romanda hain yönüyle öne çıkmıştır. İki ağa birbirlerine karşı mertliği ve saygıyı elden bırakmazken çevrelerindeki herkes ihanet bağıyla birbirine bağlanmıştır. Dağın Öte Yüzü’nde köylüler üzerinden anlatılan feodalizmin çözülüşü bu kitapta birbirine düşman iki ağa üzerinden anlatılmıştır. Bu romanda beni özellikle etkileyen bölümlerden birisi ise ağaların birbirlerini öldürme şekilleri için kurdukları inanılmaz hayaller olmuştu. Özellikle yardımcı olarak karıncaları kullandıkları hayalleri vardır ki bu romanı okumamın üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ her aklıma geldiğinde tüylerim diken diken olur. Ağalar birbirlerine hem inanılmaz derecede saygı duyup hem  de birbirlerini öldürme planları yaparken köylere giren “traktör” ağalık düzenini çoktan öldürmüştür.


DAĞIN ÖTE YÜZÜ

Yaşar Kemal dendiğinde ilk akla gelen kitap kuşkusuz İnce Memed’dir. Ancak benim kişisel sıralamamda 1. sırada Dağın Öte Yüzü vardır. Ortadirek, Ölmez  Otu ve Yer Demir Gök Bakır isimli 3 kitaptan oluşan bu nehir roman hayatın zorluklarını düş gücüyle aşmaya çalışan Anadolu insanının komik ve bir o kadar da hüzünlü hikayesini anlatır. Romanın kahramanları o kadar gerçek ve aynı anda o kadar gerçeküstüdür ki kanımca dünya edebiyatında Marquez’in başlattığı söylenen büyülü gerçekçi anlatımın ilk örnekleri arasındadır. Halk arasında dolaşan efsanelerin, mitlerin halk tarafından nasıl yaratıldığı ve yine halkın kendi yarattığı bu efsanelere nasıl körü körüne inandığını göz yaşları içinde okurken bir taraftan da Çukurova köylüsünün ağa-devlet işbirliğiyle köylü olmaktan çıkarılıp nasıl ırgat haline geldiğine de tanıklık edersiniz. Meryemce, Memidik,Taşbaş ve daha niceleri tanışmak için sizleri bekliyor onları fazla bekletmeyin kaybeden siz olursunuz.


FİLLER SULTANI VE KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCA

Bir çocuk romanı olarak bilinse ve tarzı bir masalı anımsatsa da çocuklar kadar büyüklere de çok şeyler anlatan alegorik bir kitaptır. Filler ve karıncalar üzerinden sağlam bir kapitalist sistem eleştirisi yapılan bu romanda filler burjuvaziyi karıncalar ise işçi sınıfını temsil eder. Yani çocukların, büyüklerin, büyüyüp de çocuk kalanların kısacası her yaştan insanın vakit geçirmeden okuması gereken bir başka Yaşar Kemal romanı.


ÇUKUROVA YANA YANA

Yazarlığa röportajlarla başlayan dönemin birçok gazetesinde dergisinde röportajları yayımlanan Yaşar Kemal’in ilk röportaj kitabı Çukurova Yana Yana’dır. Romanlarının çoğunda da başrolde olan Çukurova insanı gerçeğiyle bizi ilk karşılaştırdığı kitabıdır.  Röportaj ve edebiyat ilişkisi sorusuna verdiği cevapla yazımızı noktalayalım. "Röportaj bir edebiyat sayılabilir mi? Bu soruyla çok karşılaştım. Röportajı bir edebiyat dalı saymak ne, röportaj bal gibi edebiyattır. Onu haberden ayıran nitelik onun edebiyat gücüdür. Haber bir yaratma değildir, bir taşımadır. Röportaj bir yaratmadır. Gerçeğe, gerçeğin, yaşamın özüne yaratılmadan varılamaz. Yaratmadan hiç kimse hiçbir şekilde gerçeği yakalayamaz, yakalarsa da karşısındakine anlatamaz. Haber gerçek değil mi, bence haber gerçeğin simgesidir. Haberin arkasında neler var, neler dönüyor, ne yaşamlar, dramlar, sevinçler var, haber bunu bize veremez. Röportaj haberin varamadığı yere varandır, nasıl, yaratarak, gerçeği değiştirerek değil, yaratarak."

ÖNCEKİ HABER

Genç bir kızdan ve arkadaşlarından ne öğrenebiliriz?

SONRAKİ HABER

Bursa'da mahallelinin arsenikli su tepkisi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa