Sahravi kadınlar sokağa dökülüyor

Sahravi kadınlar sokağa dökülüyor

Karlos ZURUTUZA
Batı Sahra

10 kadın Sahravi kültür ve geleneklerini gelecek kuşaklara aktarmanın yollarını tartışmak için toplandı. Her zamanki gibi bu da gizli bir toplantı. Batı Sahara’nın başkentinde başka bir şekilde toplanmak mümkün değil.
Rabab Lamin, Sahravi Kadınlarının Geleceği Forumları’nın -görünüşe göre düzensiz olmaktan çok uzak olan bir “yer altı örgütü”-  gelecek toplantısı için yeri ve zamanı belirledi.
“Komiteyi 2009’da oluşturduk ve bugün 60 aktif üyeye ulaştık. 16 kişiden oluşan bir idari kurulumuz ve yüzlerce işbirlikçimiz var.” diyor bir siyasi tutsağın annesi olan Lamin. “Hedefimiz Sahravi halkının temel hakları için barışçıl yollarla mücadele etmek.” diye ekliyor 54 yaşındaki kadın, “İspanyollar bu topraklara gelmeden önce” doğduğunu not etmeden hemen önce.
Bu yıl İspanya’nın Batı Sahra’dan çekilerek bölgeyi Fas ve Moritanya’nın ellerine bırakışının 40. yılı. Rabat’ın iddiasına göre Birleşmiş Milletler, Birleşik Krallık büyüklüğündeki bu toprakları “sömürge kolonilerinden çekilme aşaması bitmedi” şeklinde sınıflandırıyor. 1991 yılında Fas ve Polisario Cephesi’nin –Birleşmiş Milletler Sahravi halkının yasal temsilcisi olarak bu cepheyi yetkili görüyor- imzaladığı barış anlaşmasından beri Rabat kıyı şeridi de dahil tüm şehri yönetiyor. Sadece Fas tarafından inşa edilmiş duvarın öte tarafındaki küçük bir çöl çizgisi Sahravi kontrolü altında. 1976’da Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’nin (SADR) kuruluşunun duyurulduğu yer işte bu bölge. Bugün 82 ülke tarafından siyasi kimliği tanınıyor.
Sahra’nın dondurulmuş uzlaşmasının birincil sonucu tüm Sahravi halkının Cezayir’in çöllerine zorla gönderilmesi oldu. Kalmaya cesaret edenler ise hâlâ seçtikleri yolda acı çekiyor. “Faslılar topraklarımızı elimizden aldığından beri sadece şiddetle karşılaştık” diyor ağıtlarla, bir siyasi tutsağın kardeşi olan Aza Amidan. “Sürekli olarak yıldırma politikalarına ve şiddete uğradık. Evlerimizi yağmaladılar; erkeklerimizi ve kadınlarımızı, hatta 15 yaşının altındaki çocuklarımızı tutukladılar.Buralarda ne polis tarafından kötü muameleye maruz bırakılmamış biriyle karşılaşabilirsiniz, ne de hiçbir aile ferdini kaybetmemiş bir aileyle” diyor. Ve gerginliği yüzünden okunurken Forum’un mevcut lideri Zukeine Ijdelu’nun 12 yılını hapishanede geçirdiğini ekliyor.

İŞKENCE YEREL HASTALIK!

İki ay önce Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı raporda  işkence, Fas’ta özellikle Sahravi halkının hedef alındığı “yerel bir hastalık” olarak belirtilmiş. Sivil toplum kuruluşları da  Fas hükümetini “işkence görenleri değil,  işkencecileri korumakla” suçlamıştı.
Sahravi aktivist bu organizasyonun en önemli hedefinin hapishanelerde zarar görenlerin ve yakınlarının “hem psikoloji hem ekonomik” olarak desteklenmesi olduğunu söylüyor. Amidan detayları şu şekilde veriyor: “Bu tür durumlarda en çok acıyı her zaman kadınlar çekiyor, bu yüzden topluluktan onlar için para topluyoruz. Tutuklanan onlar ya da kocaları olsun,  aileyi ayakta tutacak gücü kadınlar sağlıyor.”
Birçok e-posta ve telefona rağmen Fas yetkililerini, Batı Sahra’nın işlendiği iddia edilen insan hakları ihlalleri konusunda IPS’e konuşmaya ikna edemedik.

‘HEM VARLIĞIMIZI HEM TARİHİMİZİ SİLİYORLAR’

62 yaşındaki Fatıma Hamimid Forumdaki en kıdemli aktivistlerden biri. Fatima işkence hakkında “bir kişinin tek başına üstesinden gelebileceği birşey” diyor. Ancak diğer şikayetler “onarılamaz” halde gözüküyor. “Bugünkü seminerin amacı Fas devletinin bizleri konusu haline getirdiği ‘yeni nesillerin kültürel asimilasyonu’na insanların dikkatini çekmek. Fas devleti bizim varlığımızı hem tarihimizi silerek hem de onların tarihine eklemeler yaparak reddediyor.”Bunun en dokunaklı kanıtı Hassaniye’nin –Sahravi halkı tarafından kullanılan Arap lehçesi- eğitim sisteminde ve yönetimde tamamen görmezden gelinmesi.
Hamimid farklı konulara da parmak basıyor. Sahravilerin geleneksel çadırının kullanımının yasaklanması, kadınların yerel kıyafetler ile gözükmesi sonucunda uğradığı kötü muamele ve bebeklere Sahravi tarihinden önemli kişilerin isimlerinin verilmesinin yasak olması gibi.
“İşte bunlar bizleri sokağa döken ve eylemler yürütmemize neden olan sebepler.” diyor. Barışçıl eylemler diye ekliyor hemen sonuna,bu grubun bir diğer özelliği.
Fakat yine de kolay ya da risk içermiyor değil bu iş. 2015 Dünya Raporunda İnsan Hakları İzleme Örgütü Fas hükümetinin her türlü eyleme yasak getirdiğini açıklıyor. New York’taki sivil toplum kuruluşları “gösterilere katılmayı engelleyen çok sayıda polisin toplanmaya çalışan Sahravileri zorla dağıttığını” söylüyor. Bu şartlar altında Takbar Haddi açlık grevine başladı. İspanya’daki Fas Konsolosluğunun önünde 36 gün süren açlık grevi Takbar’ın Temmuz ayında hastaneye kaldırılmasıyla sonuçlandı.

‘BİZ KADINLAR, ÖZGÜRLÜĞÜ ANLIYORUZ’

Takbar hâlâ Fas devletinden öldürülen oğlu Mohamed Lamin Haidala’nın cenazesinin iadesini talep ediyor. Mohamed Lamin Layun’da Şubat ayında bıçaklandı. Cinayetin işlenişi ve olay sonrası sağlık desteğinin  yeterliliği hala soruşturuluyor. Layun’da yakın ilişkileri olan aktivistler Fashükümetinin aileye olayın üzerine gitmemeleri için ettiğipara teklifini ailenin  reddettiğini söylüyor.
“Bazı insanlar özgürlüğü sadece hapishanede olmamakla ya da işkenceye tutulmamakla sınırlı görüyor.” diyor Hamimid, Sahravi geleneklerine göre yaptığı çayının son bardaklarını sunarken. “Biz, Sahravi kadınları, özgürlüğü tümüyle anlıyoruz.”

* Ipsnews’tan çeviren Mücahit Yılmaz

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Ağustos 2015 22:10
www.evrensel.net
ETİKETLER SahraviBatı Sahra