Sadri Ertem’denToplumcu gerçekçiliğin ilk öyküleri

Sadri Ertem, adı kendinden sonra gelen toplumcu gerçekçi yazarlar kadar bilinmese de, o kuşağa öncülük etmiş, toplumcu gerçekçi edebiyatımızın ilk yazarlarındandır. 1898 doğumlu olan Ertem, 1900’lerin ilk yıllarında doğan, içinde Sabahattin Ali, Bekir Sıtkı, Reşat Enis’lerin bulunduğu ve bugün toplumcu gerçekçilik denince ilk akla gelen yazarların öncülerindendir.


Sadri Ertem, adı kendinden sonra gelen toplumcu gerçekçi yazarlar kadar bilinmese de, o kuşağa öncülük etmiş, toplumcu gerçekçi edebiyatımızın ilk yazarlarındandır. 1898 doğumlu olan Ertem, 1900’lerin ilk yıllarında doğan, içinde Sabahattin Ali, Bekir Sıtkı, Reşat Enis’lerin bulunduğu ve bugün toplumcu gerçekçilik denince ilk akla gelen yazarların öncülerindendir.
Gazetecilik, baş yazarlık, öğretmenlik yapan 1939’da milletvekili seçilen Ertem, ilk öykülerini 1917 yılında yayımlamaya başladı. 1928 yılında yayınladığı Bacayı İndir Bacayı Kaldır onun ilk toplumcu gerçekçi öykülerindendir. Bu tarihten sonra yazdığı toplumcu gerçekçi öykülerini Bacayı İndir Bacayı Kaldır ismiyle 1933’te kitaplaştırdı. İlk romanı Çıkrıklar Durunca 1931’de yayınlandı. 15 yıllık yazarlık hayatı boyunca 5’i öykü, 4’ü roman, 8’i politika, felsefe, iktisat, düşünce ve sanat konularındaki inceleme-eleştiriler olmak üzere 18 kitap yayımladı.
Sadri Ertem, yalnız öykü ve romanlarıyla değil, nicelik olarak öykü ve romanlarından az olmayan politika, felsefe, iktisat, düşünce ve sanat konularında yazdıklarıyla da dönemin toplumcu gerçekçi akımının önemli isimlerinden olmuştur. Nâzım Hikmet’in öncülüğünde, Resimli Ay çevresinde başlayan gerçekçilik akımına yazılarıyla önemli katkılarda bulunmuştur. Ertem’in sanat üzerine yazdığı şu cümle toplumcu gerçekçiliğini kendi kaleminden tarif eden cümlelerinden biridir: “Sanat balık gibidir, toplumsal suyun içinde yaşar, toplumsal olmayan ne bir düşünce ne bir dize vardır.”
Dile getirilmeyen toplumsal meseleler
Sadri Ertem’in sanat ve edebiyat duruşundaki gerçekçiliğin, öykü ve romanlarda dile getirilişine baktığımızda seçtiği konular bakımından o güne kadar dile getirilmeyen toplumsal meseleleri ele aldığını söylemek mümkündür. Sadri Ertem, köy ve köylü sorunlarına, işçi yaşamına, işçilerin patronlarla olan sorunlarına, yoksul halkın yaşadıklarına yer vermiştir. Tüm bunlara yer verirken de yaşananları, toplumsal değişimi, ekonomik, politik ve tarihi arka planıyla birlikte dile getirmiştir.
Kaybolan Adam
Dünya Kitapları tarafından yayımlanan, Adnan Özyalçıner’in derlediği Kaybolan Adam, Ertem’in 1928-1933 yıllarında yayımlanan öykülerinin bir bölümünden oluşuyor. 25 öykü yer alıyor kitapta. Ayrıca kitabın girişinde Ferudun Andaç ve Adnan Özyalçıner’in Ertem’in edebiyatına ilişkin birer yazısı ve Sadri Ertem’in edebiyat üzerine kaleme aldığı yazılardan seçilmiş bir yazı da bulunuyor. Ertem’in edebiyatına ilişkin çok uzun olmayan ama, onun edebiyatının belli başlı özelliklerini kavramak bakımından son derece önemli ve fikir verici bu üç giriş yazısı yazı Kaybolan Adam’ı tek başına bir derleme kitap olmaktan çıkarıyor. Ayrıca derlemenin sonunda ilgilenenler için bir Sadri Ertem kaynakçası da bulunuyor.
Trajik, komik ve gerçekçi öyküler
Kaybolan Adam’daki 25 öykü Ertem’in edebiyat anlayışını, dil ve anlatımını yansıtan önemli öykülerinden seçilmiş. Köyde, kasabada, şehirde, sınıfta, mahallede, fabrikada geçen olayların anlatıldığı öykülerin en önemli ortak noktası hemen tüm öykülerde dönemin sorun ve çelişkilerinin, yoksul halkın içinde bulunduğu durumun, sınıfsal çelişkilerin dile getirilmiş olması. Kitapta yer alan öyküler sıradan insanların traji-komik hallerinin bir derlemesi. Ertem’in öykülerindeki dili son derece yalın, cümleleri kısa ve anlaşılır. Bunun için, bir açıdan bakıldığında anlatımının kuru olduğunu söylemek mümkün ancak, Ertem dilden çok daha çok aktaracağı gerçekliğe, hikayeye odaklanıyor. Derlemede yer alan hemen bütün öyküleri hem mizah hem de gerçekçilik öğelerini birlikte barındırıyor. Toplumsal, sınıfsal çelişkilerin içinde barındırdığı trajediyi mizahla bitiştirerek aktarıyor. Sadri Ertem’in öykülerinin en güçlü yanının bu olduğunu söylemek mümkün. Pek çok öyküsünde anlatıcı olarak ortaya çıkan yazar, kendisinin de hayrete düştüğü bir olayı anlatacağına dair işaretler vererek okuyucunun dikkatine traji-komik olana çekiyor. Özellikle bu tarz öykülerinde okuyucunun, anlatılan olayın tamamıyla kurmaca olduğunu düşünmesi muhtemel. Olayın gerçeklikle yakından uzaktan alakası olmayan, ağızdan ağıza dolaşan içine türlü abartılar katıştırılmış bir hikaye olmasının muhtemel olduğunu hissettiriyor okuyucuya. Ancak Ertem’in bu biçimde yazılmış öykülerini güçlü yapan tam da abartı ve kurmaca. Okuyucunun da açıkça kurmaca olduğunu bildiği halde, eğlenceli bir öykü okuduğunu bildiği halde, kurmaca ve abartının içinde gerçekliği yakalamasına izin veriyor Ertem. Ertem “abartılı” mizah unsuru bolca olan hikayelerini bile trajik bir gerçekliğe bağlayarak, toplumcu gerçekçiliğin tek başına gerçek olayları anlatmak olmadığının örneklerini daha o yıllarda veriyor.
Ertem’in öykülerinin güncelliği ve gerçekçiliği, konu edindiği sorunların bugün bile geçerliliğini yitirmeyen toplumsal sorunlar olmasından kaynaklanıyor. Onun önemli öykülerinden biri olan Bacayı İndir Bacayı Kaldır öyküsü, Lokman köyündeki yabancı uyruklu maden ocağı işletmesinin köylülerin elindeki toprakları ucuza kapatabilmek için fabrika bacasını indirerek çevreye zehirli gaz saçmasını anlatır.
Toprak, üzerine yaşayanlarla birlikte kısa sürede ölmeye başladığında köylüler köyü terk etmek zorunda kalırlar. Bu öykünün bir benzerini, Adnan Özyalçıner’in kitabın girişindeki yazısında dile getirdiği gibi, bugün Bergama’da siyanürle altın arayarak insanı ve doğayı zehirlemeye çalışan yabancı uyruklu şirketlerin politikaları ve oyunlarını anlatmak için yazmak mümkün. Aradan geçen 70 yıla rağmen öykünün çarpıcı biçimde bugün de güncelliğini korumasını, Ertem’in edebiyatında gerçekçiliği yakalamış olması dışında açıklamak mümkün olmasa gerek.
Ebru Moçoş
www.evrensel.net