03 Mayıs 2015 08:34

Denizler ve Halit Çelenk: Bir yoldaşlık öyküsü

Üç genç devrimcinin Ulucanlar’dan yükselen son çığlıklarına, o devrim manifestolarına ve ödünsüz dik duruşlarına meslektaşı ile tanıklık eden avukat, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in, savunduğu yoldaşlarının yanına gitmesine saatler kala son görevini yapıyor.

Paylaş

Serpil ÇELENK GÜVENÇ (*)

Avludaki nar ağacının gölgesinde oturmaktadır genç öğrenci. Yeni tanıştığı Fransız aydınlanmacılarından J. J. Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi”nin sayfaları arasında gezinmektedir. Kitabın başlangıcındaki “İnsan doğaya özgür geldi, özgür doğdu ama bugün her yerde zincirler içindedir” sözcükleri düşündürür onu.
Zincirler kırılmalıdır. Ama nasıl?
Toplumsal düzenin sorgulanmasının ilk adımı olan bu soru, onu, felsefe ve ekonomi politik konularını içeren yoğun bir okumaya yöneltir. Vardığı nokta ise bilimsel sosyalizmdir. Bu keşif, gelecekteki yaşamının, insana yakışır bir düzenin kurulması için mücadele doğrultusunda şekillenmesine yol açar. Antakya’dan başlayıp yıllar sonra engin “deniz” lerle kucaklaşan insan hakları, demokrasi, hukuk ve sosyalizm savaşımı adına gerçekleştirilen yorucu, çileli ve erdemli yürüyüşün ilk adımlarıdır atılan.
İkinci Paylaşım Savaşı döneminde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okumaya başlayan avukat adayı, yaşamını paylaşacağı Şekibe Sayar ile tanışır ve evlenirler. Samsun’da başlayan avukatlık yıllarında ise ilk siyasi davasını alır.  Komünizm propagandası suçlamasıyla yargılanan iki genç komünist işçinin savunmasını gönüllü olarak üstlenir.
Ailenin Ankara’ya taşındığı 1960’ lar, ülkede emek hareketinin en hareketli ve en yoğun yıllarıdır. 12 Mart ve 12 Eylül cunta dönemleri ve kısa süren ara dönemlerde, siyasi ve mesleki örgütlenme çalışmalarının yanı sıra, sayısız devrimcinin ve birçok örgütün savunmanlığını yapar Halit Çelenk. Bu arada avukatlıkla sanıklık arasında da gider gelir...
Çelenk’in Denizlerle tanışması da devrimci gençlik eylemlerinin en üst noktasına ulaşmış bulunduğu o günlere denk gelir. Yusuf Aslan’la Komer davasında, Hüseyin İnan’la Diyarbakır ve Ankara’daki yargılanması sırasında bir araya gelir. Deniz Gezmiş’le ilk temas, üç genç ve on beş arkadaşının idamla yargılandıkları 1. THKO davasını bekleyecektir.
***
18 Nisan 1972
Deniz, Yusuf ve Hüseyin, Mamak 1 nolu askeri cezaevinde 12 günlük ölüm orucuna başlarlar.
“…Zamlar ve hayat pahalılığı fakir emekçi halkımızın zaten… güç olan hayat şartlarını çıkarcıların menfaati uğruna daha da dayanılmaz hale getirmiştir... Halkımıza anayasamızca tanınan hakları tamamen ortadan kaldırmak için yeni Anayasa değişikliğine gidilmek istenmektedir…  (ANARŞİST) deyimi ile devrimcilerin katline gidilmiş ve aynı nedenle siyasi cinayetler işlenmiştir… tutuklu arkadaşlarımız… her gün… MİT’in işkence odalarına götürülüp… işkenceye tabi tutularak…geri getirilmektedirler….Cezaevi hücrelerinde halkımızın haklarına sahip çıkıp onu savunacak tek hareketimiz (ÖLÜM ORUCU)’nu sürdürmek olacaktır.”
“Dayan yorgun yüreğim dayan! ”
12. gün
“… Çocuklar, infazların önlenmesi için her türlü çalışmalar yapılmakta… Olumlu bir sonuç çıkmadığı takdirde… idam sehpasına sağlam ve zinde olarak gitmeniz gerekir… açlığın doğurduğu bitkinlik ve çöküntü maksatlı çevrelerce kullanılacak, kamuoyuna korku olarak gösterilecek ve aleyhinizde propagandalar yapılacaktır… böyle bir propagandaya olanak vermeye hakkınız yok. Ölüm orucuna son vermeniz gerekiyor”
“Ağabey, düşündük ve orucu bitirmeye karar verdik”
***
6 Mayıs 1972
Sabahın üçü.
Gün henüz ağarmamış.
Avukatı taşıyan resmi araç bomboş sokaklarda adeta uçarak gidiyor Ulucanlar Cezaevine doğru.
 İçeri girdiğinde meslektaşı Mükerrem Erdoğan’ın da orada olduğunu görüyor.
Arama…
“Tashihi karar talebiniz reddedildi.”
“Tashihi karar talebimizin reddedildiğinden haberimiz yoktur. Bize tebligat yapılmadı!”
“Bugün reddedildi”
“?! Red kararını görmek istiyoruz.”
“…Dilekçenizde ileri sürülen itirazları infazın ertelenmesini gerektirir nitelikte görmedik”
***
İlk genç adam haykırdı gecenin karanlığında;
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm Leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın işçiler, köylüler!”
“Dayan yorgun yüreğim! Dayan!”
***
İkinci genç adam haykırdı gecenin karanlığında;
“Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!”
“Dayan yorgun yüreğim! Dayan!”
***
Üçüncü genç adam haykırdı gecenin karanlığında;
“Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!”
“Dayan yorgun yüreğim! Dayan!”
***
Üç genç devrimcinin Ulucanlar’dan yükselen son çığlıklarına, o devrim manifestolarına ve ödünsüz dik duruşlarına meslektaşı ile tanıklık eden avukat, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in, savunduğu yoldaşlarının yanına gitmesine saatler kala son görevini yapıyor. 5 Mayıs 2011 günü, son iki üç gece yanında kalan sağ eğilimli sağlık görevlisi genç, “ Bizi nasıl yanıltmışlar! Deniz ağabeyler halkın dostlarıymışlar! Amca bana anlattı!” diye ağlıyor.  
“Bir şarkı, ama biten bir şarkı değil/yayılır gider ılık ılık/dağların, başakların üzerinden/buğday gibi bereketli/akarsu gibi aydınlık/ Kim demiş bize ölüm var diye/bize ölüm yok”

(*) Halit Çelenk’in kızı, Denizlerin yoldaşı

ÖNCEKİ HABER

Mayıs altısına bir iktidar koşusuydu Denizlerinki...

SONRAKİ HABER

Öykü Arin için yeni umut

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa