19 Şubat 2015 16:57

İsyanın adı Özgecan

Şu görülmelidir ki günlerdir sokaklarda olan, sosyal medyada tepkilerini ve başlarına gelen benzer olayları ‘iffet’lerininlekelenmesinden çekinmedenpaylaşan kadınların öfkesi, artık yaşananların dayanılmaznoktaya gelmiş olmasındandır

Paylaş

Kırmızı başlıklı kıza büyükannesine giderken bir kurt yanaşıyordu değil mi? Kırmızı başlıklı kız yolda tek başına yürürken dikkatli olmalıydı. Külkedisi de o korkunç hayatından harika bir prensle kurtuluyordu. Uyuyan güzeli ve pamuk prensesi de kurtaran yine harika prenslerdi. Dünyada, kadınlar daha çocuk yaştayken bu alt metin fısıldanıyor kulaklarına. Tehlikeli ‘kurt adamlar’ kurtarıcı, idealize edilmiş ‘prensler’. Her ikisi de erkek hep erkek!

Özgecan’ın cenazesinde imamın ön safta kadınların duramayacağını söyleyip geri çekilin demesine rağmen bir adım geri gitmedi kadınlar, tabutunu omuzlarında taşıdılar. Çünkü o tabutun ağırlığını hiçbir erkek kaldıramayacaktı. Hiçbir kadın da canın acısını ah vah ederek bastıramayacaktı. Özgecan’ın çığlıklarına kulaklarını tıkayanlara inat günlerdir Türkiye sokakları Özgecan çığlıklarıyla inliyor. Her kentte her saatte kadınlar sokaklardalar artık susmayacaklarını herkese gösteriyorlar. Peki kimdi Özgecan? 20 yaşında bir üniversite öğrencisi, geleceğin psikoloğu, dolmuşta tek kalacağını hissettiğinde ineceği durağı beklemeden inen, sokakta tek başına yürüdüğünde tedirgin olup ardını kontrol eden, kampüste, iş hayatında cinsiyeti yüzünden ayrımcılığa uğrayan, başına gelen her olayda susup ‘iffetini’ korumak zorunda olan, fıtratında şiddet, fıtratında acı, fıtratında ölüm olan her gün öldürülen 5 kadından biriydi.

NEREDEN Mİ BİLİYORUZ?

Birkaç gün önce evine gitmek üzere bir dolmuşa binen Özgecan, dolmuşta tek kalmıştı. Dolmuş şoförü Suphi Altındökengitmesi gereken yoldan saptı ve Özgecan’a tecavüz girişiminde bulundu. Özgecan o adama karşı koymaya çalıştı, mücadele etti. Böyle bir dirençle karşılaşan adam O’nu defalarca bıçakladı. Ölmeyince panikleyip başına levye ile vurmaya başladı. Sonrasında ortada delil bırakmamak için önce Özgecan’ın iki elini kesti, sonra cesedi yaktı ve bir dere kenarına attı. Bu kadar net bilgilere nereden mi ulaştık? Katilin kendisinden. Çünkü O; tüm soğukkanlılığı ile çenesi bile titremeden her şeyi anlattı. Sanki bakkaldan ekmek almaya gidişini anlatır gibi.

Peki Suphi Altındöken’in bu soğuk kanlılığı nereden besleniyordu? Kadını ikinci cins sayan, erkeğe ait gösteren, kadınlara belirli kalıplar çizen ve onları istedikleri gibi yargılayıp sıfatlandıran erkek egemen sistemin ta kendisiden. Çok değil kısa bir zaman önce; “Kadın erkek eşitliği fıtrata ters” açıklamasıyla kadınların fıtratına ölümü, tecavüzü, tacizi, ayrımcılığı bir kez daha eklemişti Erdoğan. Sadece Erdoğan mı? Kürtaj yasasının en çok gündem olduğu zamanlar ne demişti Melih Gökçek; “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, günahı ne, anası ölsün öyleyse.” Ya Bülent Arınç; “Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem, namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.” Şimdi bu hükümet Özgecan’ın ailesini arayıp taziye konuşması yaptığında ne kadar samimi olabilir ki. Kadınlar bu samimiyete güven mi duyacaklar? Bir adam tecavüz ettiği kadının davetkar olduğunu öne sürdüğünde, onu aklayan yargının vereceği kararlara mı itibar edecekler?

AYNI OTOBÜSÜ KULLANIP KİMSENİN ÖLMEDİĞİ BİR ÜLKE

Birçok farklı tartışma medyada dönerken Özgecan’ın başına gelenlerin gündem olmasıyla birlikte bir başka söylem daha gündemimize oturdu. İdam cezasının geri getirilme talebi. Böyle bir hükümet hala varlığını sürdürüyorken, ataerkil köklerinden büyümüş bir çınar ağacı olan  bu sistem hayatımızı gölgelerken, idam cezasının kurtuluşu getireceğine inanmak apaçık saflık olacaktır. Kadınların asıl talebi faillerin bulunup öldürülmesi değil, erkeklerin kadını bir cinsel obje olarak gören zihniyetlerinin artık son bulmasıdır. Anlık çözümler, hınç çıkarmalara değil bu ağacın kökünden kurutulmasına ihtiyaç vardır. Aynı zaman da laik sistemi eleştirip yaşananların günah keçisi olarak seçenler var. Laik düzen temelde, ayrıntılı bakarsak inanç özgürlüğünün garanti altına alınmasıdır. Yani okullarda zorunlu din derslerinin kaldırılması, evlenebilmek için imam tarafından verilecek onayın ortadan kalkması, kadının yaşamına dair devlet yönetimine yönelik fetvaların yayınlamaması, Alevilerin, Hristiyanların ve ülkemizde azınlık olarak görülen daha birçok kesimin kendilerini gizleme ihtiyacı görmeden insanca yaşayabilmesidir. Laiklik; iffet ve namus gibi kavramların hayatlarımızda belirleyici olmasının önünde engeldir. Bu düzeni destekleyenler doğal olarak bu engelin önlerine çıkmasını istemeyeceklerdir. Ha bir de ‘pembe otobüs’ öneriniz vardı değil mi, sadece kadınların kullanması için! Pembe otobüs kadınları yine erkeklerin çizdikleri çemberin içine hapsetmektir, eril zihniyeti kemikleştirmek daha çok Özgecan demektir. Ölmemek için pembe otobüse binilen bir ülkeyi değil, aynı otobüsü kullanıp kimsenin ölmediği bir ülkeyi istiyoruz!

HEPİNİZ O DOLMUŞTAYDINIZ!

Sadece hükümet değil, ataerkil düzenin diliyle kendini beslemiş ülkemizin sözde aydınları, sanatçıları da yaptıkları açıklamalarla bu ülkede kadınların fıtratında olabilecek tek şeyin mücadele olduğunu göstermişlerdir. Ne demiş Nihat Doğan; mini eteğimizi giyip soyunup, laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca bas bas bağırmayacakmışız. Sahi Nihat sen, senin olmayanı da taciz ediyordun değil mi şarkında?

Atlanmaması gereken önemli bir nokta da var ki; Özgecan’ı gündem etmeye, yaşanan durumu kınamaya çalışırken onun güzelliğini, melekliğini öne sürenler, ‘adamlığı’, ‘namusu’ yeniden tarifleyenler vb. de farkında olarak veya olmayarak eril sistemin devamcısı haline gelmektedirler.
Görmek istemeyenler gözlerini ne kadar kaparsa kapasın, gerçek gün gibi ortadadır. Özgecan’a yapılanların failleri sadece 3 kişi değildir. Bu hükümet, bu hükümetin yandaşları, bu yargı, yani bütün bir sistemdir. Biliyoruz ki Özgecan o dolmuşta tek değildi, hepiniz o dolmuştaydınız!

KADINLAR ARTIK KURT ADAMLARDAN KORKMUYORLAR

Bilindiği üzere Özgecan’ın failleri yakalandı ve yargılama süreci başladı. Eğer Özgecan ölmemiş olsaydı ve şu an o mahkemelerde ifade verebilseydi kendisine sorulacak sorular vardı. O saatte neden dışarıda olduğu, ne giydiği, rızası olup olmadığı sorgulanacaktı. Yaşanan vahşeti aklama adına elden gelen arda koyulmayacaktı. Tecavüzcüye, katile soğukkanlılığı, rahatlığı sağlayan da bu durumdur. Şu bilinmelidir ki yaşanan sadece bir cinayet vakası değil bir nefret suçudur. Tüm kadın cinayetleri politiktir.

Şu görülmelidir ki günlerdir sokaklarda olan, sosyal medyada tepkilerini ve başlarına gelen benzer olayları ‘iffet’lerinin lekelenmesinden çekinmeden paylaşan kadınların öfkesi, artık yaşananların dayanılmaz noktaya gelmiş olmasındandır. Apaçık ortada olan şey şudur; kadınlar artık kurt adamlardan korkmuyorlar, prenslerden medet ummuyorlar ve kurbağaları da öpmeye niyetleri yok!

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Fıtrat kefenini yırtacağız!

SONRAKİ HABER

Yörsan iflas başvurusu yaptı, işçiler haklarını istiyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa